Ağustos, 2009 için Arşiv

RAMAZAN 2009 – 11.Gün

31 Ağustos 2009 Yazan sabahyildizi

birayet birhadis%283%29 RAMAZAN 2009   11.Gün


Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah’a inanırsa, o, sapasağlam bir kulba yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir. (Bakara Suresi, 256)

12 RAMAZAN 2009   11.Gün

“Doğruluğu iltizam edin (gerekli görün). Çünkü doğruluk hayra götürür. Kişi doğru söyleyip doğruluğu araştıra araştıra Allah Katında doğrucu yazılır. Yalandan sakının. Çünkü yalan sapıklığa götürür. Şüphesiz sapıklık da cehenneme götürür.” (Müslim)

dinedonus%282%29 RAMAZAN 2009   11.Gün

ABD’deki Otomotiv Sektörü Çalışanları, Ekonomik Kriz İçin Allah’a Dua Ettiler / Vatan Gazetesi / Yeni Şafak Gazetesi / 09.12.2008

dua vatan091208%281%29 RAMAZAN 2009   11.Gün

ABD, tarihinin en kötü krizlerinden birini yaşarken, özellikle otomotiv sektörü dibe vurdu. Araç satışlarının düştüğü ve arka arkaya işten çıkarmaların yaşandığı sektörün ayağa kalkabilmesi için Amerikalılar umudunu Kiliseye bağladı.

Otomotiv sektörünün merkezi kabul edilen Detroit’in en büyük kiliselerinden biri olan Greater Grace Temple’da, sektör çalışanlarının geniş çapta katıldığı bir Pazar ayini düzenlendi. Kilisenin sunağına krizden en çok etkilenen segment olan üç adet arazi aracı konulurken, sektör çalışanları da otomotivi kurtaracak bir plan üzerinde anlaşılması için hep birlikte dua ettiler.
Kilisede düzenlenen ayine yaklaşık 300 kişi katıldı. Kiliseye gelen sektör çalışanlarından Michelle McDade, “Ben zaten iyi ve kötü günlerde dua ederim ancak bu kez yaşananlar direk olarak bizim hayatımızı etkilediği için dua ediyorum.” dedi.

Kuşkusuz ki Yüce Allah her olayı olduğu gibi, tüm dünyayı etkisi altına alan ekonomik kirizi de çok fazla hayır ve hikmetle yaratmıştır. İnsanların, her şart ve durumda insanlara yardım edecek olanın yalnızca Yüce Rabbimiz olduğunu görerek Allah’a dua etmeye yönelmiş olmaları da bu hayırlardan biridir. Allah’a inanan her insan, nimet, bolluk, bereket ve güzellikle karşılaştığında nasıl şükreden bir ahlak gösteriyorsa, inşaAllah sıkıntı ve zorluk ile karşılaştığında da yine Rabbimiz’in yarattıklarından razı olmalı ve her türlü kurtuluş yolu için yalnızca Rabbimiz’e sığınmalıdır. Kuran’da iman edenlerin bu ahlakı şöyle bildirilmiştir:

… Benim başarım ancak Allah iledir; O’na tevekkül ettim ve O’na içten yönelip-dönerim. (Hud Suresi, 88)

imandelilleri%282%29 RAMAZAN 2009   11.Gün

Saç Telinden Örümcek İpeğine Keratin Molekülü

Yaşantımızdaki herşey moleküldür. İnsan yaşamının her yerini kuşatan bu moleküllerden bir tanesi de, birbirinden tamamen farklı yapıları oluşturan ve özellikle koruyucu özelliğiyle ön plana çıkan keratindir.

Keratin Her Yerde

Keratin molekülü, bedenimizde, canlılarda ve günlük hayatta kullandığımız eşyalarda da çok çeşitli şekillerde bulunmaktadır. Bunlara verilebilecek bazı örnekler şunlardır:

• Pençe ve Tırnaklar

Pençeler ve tırnaklar keratinden oluşurlar. Fakat bunlar daha fazla sülfür köprüsü ile çaprazlama bağlıdırlar. Bu çaprazlama bağ, keratinin daha fazla işlenmiş olduğunu gösterir. Bu durumda meydana gelen molekül daha kuvvetlenir ve sertleşir. Tırnak ve pençelerin sert olmasının nedeni budur.

kaplanlar RAMAZAN 2009   11.Gün

• İpek

İpek de keratin moleküllerinden oluşur. Pek çok böcek tarafından salgılanan ve katılaşmış bir sıvı olan ipeği oluşturan keratin molekülleri, diğer maddelerdekinin aksine bir sarmal biçiminde değillerdir. Bunun yerine birbirlerinin üzerine yığılarak bağlanmış sert amino asit levhaları oluştururlar. İpeğin yüzeyine dokunduğumuzda bu pürüzsüz, düz yapıyı hissedebiliriz. (www.imanhakikatleri.com)

• Deri

Deriyi koruyan madde keratindir. Derinin ne kadar korunaklı ve özel bir malzeme olduğu bilinmektedir. Keratin, kendine has moleküler yapısı ile deriyi dış etkilere karşı korunaklı bir hale getirir, derinin yapısını özel bir şekilde belirler.

orumcekagi RAMAZAN 2009   11.Gün• Örümcek İpliği

Bilim adamlarına göre örümcek ipliği yeryüzündeki en sağlam malzemelerden biridir. Örümcek ipliğini bu kadar üstün yapan ipeğin kimyasal yapısında ve üretim merkezinde gizlidir. Örümcek ipliklerinin hammaddesi, örgülü helezonik aminoasit zincirlerinden oluşan “keratin” adlı proteindir. Keratinin esnek hidrojen bağlarıyla bağlanmış aminoasitlerden oluşuyor olması, örümcek ipliğine çok sağlam bir esneklik kazandırır. (www.nanoteknolojimucizesi.com)

kustuyu RAMAZAN 2009   11.Gün• Kuş Tüyleri

Kuşların kolayca uçabilmeleri için kanatlarının mümkün olduğunca hafif olmaları gerekir. Tüyler de bu ihtiyaçlarına en uygun olacak maddeden yaratılmışlardır. Bu madde ‘keratin proteinleri’dir. Kuşların tüylerini meydana getiren bu hayati madde aslında bir nevi atıktır. Bu atık derinin alt tabakalarında ölen yaşlı hücrelerden oluşmaktadır. Ölü hücreler yerlerini genç hücrelere terk ederler. Böylece besin ve oksijen kaynaklarından uzaklaşarak sert ve dayanıklı keratin maddesini oluştururlar.

Keratin Molekülü Yüce Allah’ın Detayda Yarattığı Bir Mucizedir

Allah, çeşitli özellikler vererek molekülleri üstün bir sanat ve ilimle yaratmıştır. Aynı keratin molekülünün, deriyi dış etkilere karşı koruması, ipeğin yüzeyindeki pürüzsüz yapıyı sağlaması, saça esneklik vermesi, saçı dış etkilere karşı koruması ve aynı zamanda da tırnak ve pençelerin sert olmasını sağlayabilmesi gözle görülmeyen atomlarda Allah’ın sergilediği büyük bir mucizedir. Allah, yeryüzünü yoktan yaratmış ve tüm kainatta hayranlık uyandırıcı bir sanat sergilemiştir.

“Bu, Allah’ın yaratmasıdır. Şu halde, O’nun dışında olanların yarattıklarını bana gösterin. Hayır, zulmedenler, açıkça bir sapıklık içindedirler.” (Lokman Suresi, 11)

mucizeler%281%29 RAMAZAN 2009   11.Gün

Atomun Sağlamlığı ve Elektron Yörüngeleri

Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Herşeyi ‘sapasağlam ve yerli yerinde yapan’ Allah’ın sanatı (yapısı)dır (bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdardır. (Neml Suresi, 88)


Yukarıdaki ayette tüm maddelerin yapı taşı olan atomun sağlamlığına ve atomların elektron yörüngelerine bir yönüyle işaret ediliyor olabilir. Atomlar açısından bakıldığında, ayetteki Allah’ın “herşeyi sapasağlam” yaptığı ifadesi, atomların balyozla vurulsa dahi dağılmayan sağlam yapıları olarak yorumlanabilir. (Doğrusunu Allah bilir.) Çünkü eşyalar sağlam olmaz, ancak atom sapasağlamdır. Örneğin bir vazo kırılsa, parçalansa dahi onu oluşturan atomlar yine sağlam kalır. Şiddetli bir çarpmada bir araba hurda yığını olabilir; bir patlamayla gökdelen yıkılabilir; ama ister narin bir çiçek isterse güçlü bir metal olsun durum aynıdır: Maddenin atomları bozulmaz, yörüngeleri dağılmaz. Dolayısıyla en zayıf yapılı gözüken madde dahi, aslında yaratılışında çok sağlamdır. Ayette “herşey” denilmesinin hikmeti de, tüm maddelerin esasının atom olması olabilir. (www.Kuranbilgisi.com)

electroncloud RAMAZAN 2009   11.Gün
Resimde adeta bir yapıştırıcı gibi atomları birbirine ekleyerek maddeler oluşturan, bulut görünümündeki elektronların hareketi canlandırılmaktadır. Elektronların atomun çekirdeği etrafındaki süratli hareketi, bulut gibi görünmelerine sebep olmaktadır.

Atomdaki bağları parçalayarak oluşturulan nükleer bombalarda dahi, ortaya yine sağlam başka yapılar çıkar. Nükleer fizyon yönteminde, atomun çekirdeği parçalanır ve daha küçük iki atoma ayrılır. Nükleer füzyonda ise iki küçük atom biraraya getirilerek daha büyük bir atom oluşturulur. Örneğin Güneş enerjisi bu yöntemle -hidrojenin helyuma dönüştürülmesiyle- üretilmektedir. Sonuç olarak evrende maddeden enerjiye, enerjiden maddeye sürekli bir dönüşüm ve atom seviyesinde evrenin genelinde geçerli bir sağlamlık mevcuttur.

Diğer bir yönden ayette, dağların, bulutların sürüklenmesine benzetilen hareketiyle, atomların çekirdekleri etrafındaki elektron bulutlarına işaret ediliyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.) Dağları oluşturan atomların yörüngelerindeki elektronlar, çekirdek etrafında sürekli ve süratli hareketlerinden ötürü bir bulut görünümü alırlar. Nitekim atomun yörüngesindeki elektronlar, bilimsel literatürde de “elektron bulutu” olarak tanımlanmaktadır.1 Elektron bulutu kavramı, moleküler fizik, kimya ya da kuantum kimyasında, elektronların atom çekirdeği etrafında, buluta benzer şekilde hareket etmelerini tarif etmek için kullanılır.

Elektron mikroskobu gibi üstün teknoloji ürünü aletler ile gözlem yapmadan atomun yapısını anlamak, elektronların bu görünümlerini tespit etmek mümkün değildir. 14 asır önce üstün teknoloji gerektiren ilimler hakkında, Kuran’da verilen bilgilerin her defasında tam doğru olması, Kuran’ın mucizelerinden biridir. Ayrıca Rabbimiz’in Alim (Herşeyi çok iyi bilen), Fatır (Yaratan, icad eden) ve Halik (Herşeyin varlığı ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri, hadiseleri tespit ve tayin eden ve ona göre yaratan, yoktan var eden) sıfatlarının birer tecellisidir.

ogutler%281%29 RAMAZAN 2009   11.Gün

Müminler İçin Kıyasın Önemi

İnsanın nefsinde cimrilik, bencillik, kıskançlık, tembellik, hüzne yatkınlık, ümitsizlik, dik başlılık, inatçılık gibi ruhu kirleten her türlü eğilim mevcuttur. Ancak iman eden bir insan bu davranışlardan Allah’ın razı olmayacağını bilir ve tam tersi şekilde cömert, fedakar, çalışkan, neşeli, ümitvar, mülayim ve mazlum bir ahlak gösterir. Bu yönlerini de hayatının sonuna kadar irade göstererek güzel bir sabırla, şevk ve azimle devam ettirir.

Allah’ın hem çevremizde, hem de kendi nefsimizde bu zıtlıkları yaratmasının hikmetlerinden biri, dünya hayatında bu belirgin farklılıklar arasında kıyas yaparak nimetlerin daha şuurlu olarak farkına varmamızdır. Dolayısıyla nimetlerden daha çok zevk alıp şükretmemiz, çevremizdeki ve ahlakımızdaki eksiklikleri görebilmemiz ve Allah’ın rızasının en fazlasını kazanabilmek umuduyla hep daha güzelini, daha mükemmelini hedefleyerek cennete layık bir kul olabilmemizdir.

Kıyaslama Yapmanın Önemine Bir Örnek…

İnsan kimi zaman bir nimetin gerçek değerini, o nimeti kaybettiğinde daha iyi anlayabilir. O nimete sahip olduğu andaki haliyle, Allah’ın kendisinden bir hayır ve hikmet üzere o nimeti aldığı andaki halini kıyaslayarak aradaki farkı hisseder. Bu da kişinin Allah’a daha derin bir coşkuyla bağlanmasına, Allah’a daha içten ve samimi dua etmesine vesile olur. Sahip olduğu nimetlerin aslında Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın dilediği anda nimetini dünyadaki imtihanın bir parçası olarak geri alabileceğini daha şuurlu şekilde anlamasını sağlar. Dolayısıyla bu eksiklikler kişinin Allah’a olan şükrünü artırır.

Örneğin bir insan sağlıklıyken, bunun ne kadar büyük bir nimet olduğunu düşünmeyebilir. Derin düşünmediği takdirde, ağrısının olmamasını, elini, kolunu sağlıklı kullanabiliyor olmasını, görebiliyor, duyabiliyor olmasını, kolaylıkla yürüyüp koşabilmesini, konuşabilmesini, rahatça yemek yiyebilmesini, kendi işlerini kendisinin halledebiliyor olmasını sıradan ve normal karşılayabilir. Ancak ne zaman ki insan sağlığını kaybeder, işte o anda hasta olmadığı halini düşünür ve sağlıklı olmanın Allah’tan çok büyük bir nimet olduğunun farkına varır. Allah tekrar sağlık, sıhhat nasip ettiğinde de, hep aradaki farkı hatırlar ve sağlığının kıymetini daha çok bilmesi ve bunun için Allah’a sürekli şükretmesi gerektiğini düşünür. (www.insaninacizlikleri.com)

Ahirette Yaratılan Zıtlıklar

Allah dünya hayatında olduğu gibi ahirette de zıtlıkları bir arada yaratmıştır. Dünyada bizim alışık olduğumuzdan farklı olarak, ahirette insanın hoşuna gidecek maddi ve manevi bütün güzellikler her türlü eksiklikten arındırılmış şekliyle cennette bir aradadır. İnsanın sevmediği, hoşlanmadığı, ruhen ve bedenen, azap ve tedirginlik duyacağı her türlü detay da cehennemde bir aradadır.

Dünyada Allah’a boyun eğmemiş, Allah’ın beğendiği ahlaka göre hayatını sürdürmemiş kişiler ise, cehennemde dünyada gördükleri güzelliklerin, nimetlerin, tadına vardıkları lezzetlerin hepsinden sonsuza kadar mahrum bırakılırlar. Mümin olan kişiler cennette, dünyada imtihan oldukları eksikleri hatırladıkları ve cehennemdekilerin konumunu gördükleri için cennetteki nimetlerden çok daha fazla zevk alırlar. Güzellikten, estetikten, sevgiden, saygıdan, muhabbetten, dostluktan, maddi her türlü nimetten aldıkları zevkin ve hepsinden önemlisi Allah’ı razı etmiş olmalarından kaynaklanan huzurun, mutluluğun, neşenin gücü bu şekilde çok daha yüksek olur. Nitekim Kuran ayetlerinden de, Allah’ın cennetteki müminlere ve cehennemdeki inkarcılara kendi yaşantılarıyla kıyas yapacakları görüntüler göstereceğini; bu şekilde cennet ehlinin aldığı zevkin daha da güçlü, cehennem ehlinin yaşadığı pişmanlığın ve azabın da daha şiddetli olacağını anlarız. (www.kurandancevaplar.com)

fosil%281%29 RAMAZAN 2009   11.Gün

Kavak Yaprağı

0044%281%29 RAMAZAN 2009   11.Gün

Dönem: Senozoik zaman, Eosen dönemi

Yaş: 54 37 milyon yıl

Bölge: Green River Oluşumu, Utah, ABD

Kavakların bir başka bitkiden türemediklerini, herhangi bir evrimsel ataya sahip olmadıklarını, hep kavak olarak var olduklarını gösteren bu fosil, bir Yaratılış delilidir.

Günümüzdeki kavakların her yönüyle aynısı olan, yaklaşık 50 milyon yıl önce yaşamış kavaklar, evrimin hayal ürünü bir senaryodan ibaret olduğunu gözler önüne sermektedir. (http://www.darwinizmnedir.com)

ahirzaman RAMAZAN 2009   11.Gün

HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN SAÇLARI GÜZELLİĞİYLE DİKKAT ÇEKECEKTİR

Ahmed b. Sinan Kirmani Dimeşki (1019): Ehl-i Sünnet’in meşhur alimlerinden olup “Ahbar-ud Duvel” adlı kitapta şöyle yazar: “
“…O (HZ. MEHDİ (A.S.)) , ORTA BOYLU, GÜZEL YÜZLÜ, GÜZEL SAÇLIDIR…”

(Ahbar-ud Duvel, s. 117 -Hicri 1382 basımı)

Abdulmelik İsami (1111): Mekke’de ikamet eden tanınmış tarihçilerdendir. O, “Sımt-ul Nucum-il Avali” diye bilinen dört ciltlik tarih kitabında şöyle yazıyor: “… O (HZ. MEHDİ (A.S.)) MU’TEDİL, GÜZEL YÜZLÜ VE GÜZEL SAÇLI, İNCE BURUNLU VE GENİŞ YÜZLÜ BİR GENÇTİR.”

(Sımt-ul Nucum-il Avali, c. 4, s. 138)
(Hz. Mehdi Aleyhisselam, Abdullah Turan,  Al-i Taha, s. 157)

Hadiste Hz. Mehdi (a.s.)’nin “güzel yüzlü ve güzel saçlı” olacağı bildirilmiştir. Ayrıca “geniş yüzlü” ifadesiyle de, diğer hadislerde “geniş alınlı” olduğu bildirilen Hz. Mehdi (a.s.)’nin başının da, Peygamber Efendimiz (sav)’in mübarek başı gibi büyükçe olduğu anlaşılmaktadır.

nedemisti RAMAZAN 2009   11.Gün

KREDİ KARTI BORÇLARINA AF

Ne Demişti

El Cezire, 13 Aralık 2008

Adnan Oktar: … BORÇLU OLANLARIN BORÇLARINI AFFETMELERİ, çünkü Kuran’da borcun affedilmesi bir ibadet olarak belirtiliyor, yani illa borcu öde diye fakir insanların yakasına yapışılması doğru değil, bundan vazgeçilmesi lazım. Vergi affı getirilmesi gerekiyor ve vergilerin iyice düşürülmesi gerekiyor, bu piyasayı çok çok canlandırır.


Ne Oldu


Yenişafak, 16 Haziran 2009
 RAMAZAN 2009   11.Gün

sizin icin sectik%281%29 RAMAZAN 2009   11.Gün

KURAN’DA SAMİMİYET

site11 RAMAZAN 2009   11.Gün

İnsanı şeytanın kışkırtmalarından koruyan, onun saptırıcı vesveselerinden uzaklaştıran, Allah’a karşı samimiyetidir. Bir mümin, Allah’tan gücünün yettiği kadar korktuğu, O’na tüm kalbi ile yöneldiği ve Allah’ı hoşnut emek için yaşadığı sürece, gerçek samimiyete ulaşmış olur. Gerçek samimiyet karşısında bir insanın yaptığı hatalar, düştüğü yanılgılar önemsizdir.

Çünkü o, her ne yaparsa yapsın yine tüm samimiyetiyle Yüce Allah’a yönelecek, O’nu razı etmek için çabalamaya devam edecek ve yaptığı hatadan dolayı pişmanlık duyup bunu telafi etmeye uğraşacaktır. Bir mümin için önemli olan hatasız olması değil, hatadan samimiyetle ders alması ve daima Allah’a yönelmesidir.

Popularity: unranked [?]

1956’ DAN 2008’E SAİD NURSİ’NİN İSTİHRACATI

31 Ağustos 2009 Yazan sabahyildizi

1956’ DAN 2008’E SAİD NURSİ’NİN İSTİHRACATI

RİSALE NUR’DA 1956 YILINA İŞARETLER

Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın. (Nisa Suresi, 145)… Eğer şedde iki nun sayılsa, okunmayan hemzeler ve (ye) de sayılsa 1376 (1956-1957) ederek, bu zulümatlı nifakın ((dinsizlik ve zulme dayalı, ikiyüzlü münafıkane sistemin) sukut mertebesine (susma, son bulma derecesine)… (Emirdağ Lahikası (1), Mektup no: 15)

Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası adlı eserinde, Nisa Suresi’nin 145’inci ayetinin ebcedinin “1956 yılına” işaret ettiğini ifade etmiştir. Bediüzzaman buradaki “bu zulümatlıı nifakıın sukut mertebesine” sözleriyle, 1956 yılının dünya çapında İslam dünyası ve Müslümanlar açısından büyük bir önem taşıdığını belirtmiştir. Bediüzzaman’a göre, bu yıla kadar hüküm süren zulüm, delalet ve nifak ortamı, 1956 yılından sonra tüm dünyada gerilemeye başlayacak ve Allah’ın izniyle son bulacaktır. Nitekim Bediüzzaman’ın belirttiği, “Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın.” (Nisa Suresi, 145) ayeti de bu gerçeğe işaret etmektedir. Bediüzzaman’ın “zulümatlı nifak” olarak adlandırdığı zulme ve inkara dayalı inanç sistemi de, aynı ayette bildirilen münafıkların durumu gibi, Allah’ın izniyle yok olacaktır. Münafıkların hiçbir yardımcısının olmaması gibi, dünya genelinde Deccaliyet’i temsil eden bu zulüm, nifak ve delalet ortamı da yardımsız kalarak son bulacaktır.

Kuran’da 1956 yılının ebcedini veren bir başka ayet ise Al-i İmran Suresi’nin 81. ayetidir:

Hani Allah peygamberlerden ‘kesin bir söz (misak)’ almıştı: “Andolsun size kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız.” Demişti ki: “Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?” Onlar: “İkrar ettik” demişlerdi de “Öyleyse şahid olun, Ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım,” demişti. (Al-i İmran Suresi, 81)

Bu ayette geçen “… sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldi…” sözlerinin ebcedi “1956 yılını” göstermektedir. Nitekim Risale-i Nurlar’a uygulanan yasağın kaldırılması da bu tarihe denk gelmektedir. 1956 yılı Risale-i Nur açısından çok önemli bir yıl olmuştur. Bilindiği gibi bu yıla kadar Risale-i Nur bulundurmak, okumak, dağıtmak yasaklanmış, Nur Risaleleri hakkında bin beş yüz kadar kamu davası açılmıştı. 1956 yılında ise, 8 yıldır Afyon’da süren dava sonuçlanmasıyla bu konuda verilen büyük hukuk mücadelesi de son bulmuş ve risalelerin hiçbir suç unsuru taşımayan imani eserler olduğu, mahkeme huzurunda karara bağlanmıştı. Afyon Mahkemesi, 1956′da Diyânet İşleri Riyaseti Müşavere Kurulu, bütün Risale-i Nur Külliyâtı’nı tek tek inceleyerek her bir Risale hakkında, olumlu ve yararlı Kur’anî bir tefsir olduğuna ilişkin bir rapor sunmuş, Nur Risaleleri’nin beraat ve iadesine karar vermiş ve böylece Risale-i Nurlar’ın yayınlanması serbest bırakılmıştı.

Bediüzzaman’ın da belirttiği gibi, Risalelerin serbest bırakıldığı bu tarihle başlayan Deccaliyet’in fikir sisteminin yok olması Allah’ın izniyle yakın gelecekte tümüyle son bulacak, Peygamberimiz (sav)’in de müjdelediği gibi Kuran ahlakı tüm dünyada hakim olacaktır.
RİSALE NUR’DA 1979-1980 YILLARINA İŞARETLER

İstikbal-i dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişler. (Sözler, s. 318)

Bediüzzaman’ın İslam ahlakının hakimiyet devrelerine dair risalelerde belirttiği bir başka tarih ise, “sahabe döneminden 1400 sene sonrası”dır. Bu tarih, Miladi olarak “1979-1980 yıllarına” denk gelmektedir.
RİSALE NUR’DA 1981- 1991 YILLARINA İŞARETLER

Bediüzzaman, hicri 1327′de Şam’daki Emevi Camii’nde on bin kişilik bir cemaate verdiği Şam hutbesinde de yine, 1371′den sonraki İslam aleminin geleceğine yönelik izahlar yapmış, ahir zamandan çeşitli tarihler vererek, İslam ahlakının mücadele ve galibiyet zamanına dikkat çekmiştir:

Evet şimdi olmasa da 30-40 SENE SONRA fen ve hakiki marifet (hüner, sanat , ilim ve fenlerle öğrenilen bilgi) ve medeniyetin mehasini (iyi ve faydalı yönlerini) o üç kuvveti tam teçhiz edip (o üç kuvvetle donatıp), cihazatını verip (gerekli ihtiyacını karşılayıp) o dokuz manileri mağlup edip (o dokuz engelleri yenip) dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını (gerçekleri araştırma eğilimi) ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi (insan sevgisini) o dokuz düşman taifesinin (sınıfının) cephesine göndermiş, inşaAllah YARIM ASIR SONRA onları darmadağın edecek. (Hutbe-i Şamiye, s. 25)

Bediüzzaman’ın Şam Hutbesi, İslam ahlakının hakimiyet zamanı ile ilgili net tarihler vermiş olması açısından son derece önemlidir.
… Evet şimdi olmasa da 30-40 SENE SONRA…

Bediüzzaman’ın vermiş olduğu bu tarih ile, bu hutbenin okunduğu tarihten 30-40 yıl sonrası, yani hicri 1401-1411 yılları kastedilmiştir. Miladi olarak ise bu tarihler “1981-1991 tarihlerine” denk gelmektedir.

Bediüzzaman’ın bu konuyu açıkladığı sözlerinden bir başkası ise şöyledir:

YETMİŞ BİRDE fecr-i sadık başladı veya başlayacak. Eğer bu, fecr-i kazib de olsa, OTUZ-KIRK SENE SONRA fecr-i sadık çıkacak.
(Hutbe-i Şamiye, s. 23)

Fecir: Tan yerinin ağarması, güneş doğmadan önceki kızıllık, sabah vakti
Fecr-i Kazib: Sabaha karşı ufukta yayılmaya başlayan birinci kızıllık.
Fecr-i Sadık: Fecr-i Kazib’den sonra yayılmaya başlayan ikinci aydınlanma
1371 + 30 = 1401 = 1981
1371 + 40 = 1411 = 1991
Bediüzzaman bu sözleriyle İslam ahlakının tüm dünyaya hakim olmasını güneşin doğuşuna benzetmiştir. Bediüzzaman bu örnekle, güneşin battıktan sonra ertesi gün yeniden doğması gibi, İslam ahlakının da dünya üzerinde tekrar doğup parlayacağına işaret etmiştir. Fecr-i Kazib ve Fecr-i Sadık ifadeleriyle bu doğuşun başlangıç yıllarına dikkat çekmiş, ve buna göre Hakkın karşısındaki batılı temsil eden düşünce olan ateizmin ve materyalist felsefenin dağıtılmaya başlamasının “1981-1991 yıllarında” gerçekleşeceğini belirtmiştir.

RİSALE NUR’DA 1997 YILINA İŞARETLER

“…inkar edenlerin velileri ise tağut’tur…”
(Bakara Suresi, 257)

Bediüzzaman, Bakara Suresi’nin 257. ayetindeki “tağut” (batıl fikir sistemi) kelimesinin ebced değerinin 1417 yani Miladi “1997 yılını” verdiğini belirtmiş ve bu tarihte “tağut”un yani Deccaliyet’in batıl ve inkarcı fikir sisteminin dünya çapında azgınlaşacağını ve şiddetleneceğini bildirmiştir.

RİSALE NUR’DA 2001 YILINA İŞARETLER

… İnşaAllah YARIM ASIR SONRA onları darmadağın edecek…
(Hutbe-i Şamiye, s. 25)

Bediüzzaman Said Nursi, Kuran ahlakının tüm dünyaya hakim kılınmasının yarım asır yani 50 yıl içinde tamamlanacağını bildirmiştir. Bediüzzaman bu sözleriyle materyalist, Darwinist ve ateist felsefelerinin insanlar üzerindeki etkisinin 10 yıl gibi kısa bir süre içinde yok olacağına işaret etmektedir. Bu tarih ise Hicri 1421 yani Miladi “2001 yılına” denk gelmektedir.

Bediüzzaman, aşağıda da yer verilen 1981-1991 yılarına işaret eden sözünde yine bir kez daha “2001 yılına” dikkat çekmektedir:

YETMİŞ BİRDE fecr-i sadık başladı veya başlayacak. Eğer bu, fecr-i kazib de olsa, OTUZ-KIRK SENE SONRA fecr-i sadık çıkacak.
(Hutbe-i Şamiye, s. 23)

Bediüzzaman bu açıklamasında, Hakkın karşısındaki batılı temsil eden düşünce olan ateizmin ve materyalist felsefenin dağıtılmaya başlamasının 1981-1991 yılları, fikren tam anlamıyla susturulup dağıtılmasının ise “2001 yılında” olacağına işaret etmiştir.

RİSALE NUR’DA 2004 YILINA İŞARETLER

Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Külliyatı’nda, Hz. Mehdi’nin mücadele ve hakimiyet devreleri ile ilgili olarak verdiği tarihlerden bir diğeri ise 2004 yılına ilişkindir. Bediüzzaman Kuran’ın “Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.” (Tevbe Suresi, 32) ayetindeki “…Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor” cümlesi hakkında, geleceğe yönelik şöyle bir bilgi vermektedir:

“Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli “lamlar” ve “mimler” ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi’nin şakirtleri (talebeleri) olabilir.” (Şualar, sf. 605)

Bediüzzaman bu ayetin ebced değerinin Hicri 1424 yani miladi “2004 yılına” denk geldiğini ve bu tarihin, Hz. Mehdi önderliğinde Kuran ahlakının dünya hakimiyeti devrelerinden birine işaret ettiğini bildirmektedir.

RİSALE NUR’DA 2007-2008 YILLARINA İŞARETLER

Şu ayetin gizli imasına “Kim Allah’ı, Resûlü’nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah’ın taraftarlarıdır.” (Maide Suresi, 56) ayeti teyid ediyor. Çünkü “… hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah’ın taraftarlarıdır.” ayetindeki şeddeli nun (Arapça şeddeli nun harfi) bir sayılsa tam evvelki ayete tevafuk ile (denk gelmesiyle) Hizb-ul Kur’an’ın (Kuran taraftarlarının) faaliyetine vasıta olan bir hadiminin (hizmet eden kimsenin) Kur’an okumaya başladığı 1302 tarihine iki fark ile tevafuk etmekle beraber şeddeli nun iki nun sayılsa bin üç yüz elli (1350) eder ki; bu tarihte Kuran’dan muktebes (alınan bilgilerle hazırlanmış) olan Risale-i Nur etrafında toplanan, bütün kuvvetleriyle Kuran hizmetlerine çalışan Hizb-ul Kur’an’ın faaliyeti ve delalet (sapkınlık) ve zındıkaya (dinsizliğe) manen galebe ettikleri (galip geldikleri) bir zamana tevafuku (denk gelmesi) ise istikbalde (gelecekte) tam galebelerine (tam galibiyetlerine dair) bir ima-i gaybidir (gizli bir işarettir). (8. Lem’a, Keramet-i Gasviye)

Bediüzzaman Said Nursi bu sözünde, ayetin “…hiç şüphe yok galip gelecek olanlar Allah’ın taraftarlarıdır” cümlesinin ebced değerinin, Hicri 1350 tarihini verdiğini ve bu tarihte Kuran ahlakının bir galibiyeti olacağına işaret ettiğini bildirmiştir. Ancak ayetin ayrıca, bunun gibi gelecekte de yine Kuran ahlakının üstün geleceği bir başka dönem olacağına dair gizli bir işaret içerdiğini de hatırlatmıştır. Nitekim ayetin bu cümlesinin Arapça yazılımında yer alan baştaki “fe” harfi de hesaba katılarak ebcedine bakıldığında, bu sefer de ebced değeri 80 çıkmaktadır. 1350 üzerine 80 ilave edildiğinde de Hicri 1430 etmektedir ki, bu tarih de miladi olarak “2008 yılını” vermektedir. Allah’ın izniyle bu tarih Bediüzzaman’ın sözlerinde belirttiği ayetin, Kuran ahlakının gelecekteki, Darwinist, materyalist ve ateist felsefeler gibi dinsiz akımlar karşısındaki tam galibiyetine işaret etmektedir.

Popularity: unranked [?]

RAMAZAN 2009 – 10.Gün

30 Ağustos 2009 Yazan sabahyildizi

birayet birhadis(3) RAMAZAN 2009   10.Gün

Muhammed, Allah’ın elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. (Fetih Suresi, 29)

12 RAMAZAN 2009   10.Gün

Merhamet edin, merhamet olunasınız. Af edin, af olunasınız. Yazık, laf ebesi olanlara. Yazık günahlarına bilerek devam edip, istiğfar etmeyenlere. (G. Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 70/10)

 

dinedonus(2) RAMAZAN 2009   10.Gün
Ateizmden dine dönen Washington Post yazarı, İslam’ın tüm dünyada tanıtılmasının önemine değindi / Zaman Gazetesi / 11.12.2008

islamanlayis zaman111208(1) RAMAZAN 2009   10.Gün Rumi Forum’un düzenlediği geleneksel ‘Barış ve Diyalog Ödülleri’nde ‘Medya Mükemmeliyet Ödülü’nü alan Washington Post yazarlarından Sally Quinn, törende yaptığı konuşmada Amerika ve dünyada İslam’la ilgili ‘utanç verici bir anlayış eksikliği’ olduğunu söyledi. Washington Post şirketinin başkan yardımcısı ve gazetenin eski genel yayın yönetmenin eşi olan Quinn, Müslümanların terörist hareketlerle ilişkilendirilmesinden yakındı. Mesleki sebeplerle din konusunda çalışmaya başlamadan önce ateist olduğunu, daha sonra inanmaya başladığını anlatan Quinn, “Dini anlamadan, kendimizi iyi bilgili veya iyi eğitimli addedemeyiz.” dedi.
Törende başka bir ödül alan Demokrat Partili milletvekili Rush Holt ise “ABD’deki din özgürlüğü ya da din ve devlet ayrılığı prensibi, dini devletin dışında tutmayı değil, Amerikalıların dinlerini azami seviyede yaşamalarına imkân vermeyi hedeflemiştir.” dedi.

İslam dinini en doğru şekilde anlamanın yolu, İslam ahlakını, gerçek kaynağı olan Kuran’dan öğrenmektir. İslam’da doğrular ve yanlışlar, hangi kültürden hangi milletten olursa olsun tüm insanların fıtraten kanaat getirebilecekleri gerçekliktedir. Eğer Allah bir kişinin kalbi için iman dilemiş ise, o kişinin aklı ve mantığı Kuran’da bildirilenler ile tam anlamıyla tatmin bulur. Günümüzde İslam dinin hayata sunduğu  güzelliklere yönelik gerçekler açığa çıkmıştır. Bu güzellikleri öğrenenler Hıristiyan dahi olsalar İslam dininin savunuculuğunu yapmaktadırlar.

imandelilleri(2) RAMAZAN 2009   10.Gün

Arılar Balmumunu Vücutlarında Nasıl Üretirler?

İşçi arılar 12-17 günlük iken son 4 çift karın halkalarındaki mum salgı bezlerinden balmumu salgılanır ve karın halkaları arasından çıkarken hava ile teması sonucu katılaşarak pulcuk haline geçer. Salgılandığı anda şeffaf ve renksizdir.

İşçi arı arka bacaklarının içindeki yapı ile balmumu pulcuklarını çekip çıkartır. Pulcuk bunun ardından alt çeneye taşınır ve çiğnenerek, sağlam bir kitle meydana gelir. Balmumu daha sonra peteğe eklenir.

Petek İçindeki Sıcaklığın Derecesi Balmumu Kullanımı İçin Neden Önemlidir?

balmumu RAMAZAN 2009   10.Gün Mum salgılayan arılar önce bal yerler. Daha sonra 35oC’de zincir şeklinde salkım oluşturarak mum salgılarlar. Mum pulcuğu karın halkalarından ayaklarla çeneye aktarılır. Çenede işlenmesi sırasında arılar muma tükürüklerinde bulunan bir salgıyı katarlar ve böylece balmumu sertleşir.

Balmumu petek örme ve yapmada kullanılır. Arıların ürettiği bu malzeme üstün bir yapı malzemesidir. Kovan içerisindeki ısı sayesinde, çiğneme ve balmumu üretimi sırasında başlangıçtaki malzeme iki kat daha dayanıklı hale getirilmiş olur. Eğer kovan içi sıcaklık çok yüksek olsaydı fazlasıyla yumuşak ve esnek olacaktı, tam aksine çok düşük bir sıcaklık olsaydı bu durumda kırılgan ve işlenmesi güç olacaktı. Fakat balarıları kovanlarını balmumunun işlenmesi için en uygun ısıda tutarlar. Hava soğuduğunda bal yiyerek, kanatlarını çırpmaya başlarlar ve bu sayede kovanı ısıtırlar. 1000 arının bu şekilde 7 watt ısı enerjisi üretebildiği hesaplanmıştır.

Arılar Balmumunu Ağızlarında Nasıl Şekillendiriyorlar?

Balarısının kompleks ağız yapısı özellikle balmumunu çiğnemesinde önemli görev yapar. Bir arının bir balmumu plakasını ya da pulcuğunu çıkartıp, çiğneyip peteğe yapıştırması yaklaşık 4 dakika sürer. Bu nedenle peteğin tek bir gözünün inşası için bile çok sayıda arının çalışması gerekir.

Pulcukların çıkartılması için arka ayaklardan biri kullanılır ve pulcuk bir kanca yoluyla yakalanır. Daha sonra özel bir hareket ile pulcuk yukarıya doğru taşınır ve burada ön bacaklar tarafından yakalanır. Bu noktada çene içerisinde pulcuk çiğnenerek, işlenir. Çene diye ifade edilen bir çift “diş” açılıp kapanarak, balmumunun şekillendirilmesini sağlar. 1 kg ağırlığında balmumunun üretilmesi için 150,000 arının bu şekilde çalıştığı tahmin edilmektedir.

Arılar Yüce Allah’ın İlhamıyla Hareket Ederler

Ne arı, ne de yeryüzündeki başka bir canlı kendi isteğiyle vücuduna yeni organlar ekleyemez, yeni yeni salgılar üretemez. Arılardaki sistemler ve mucizevi yetenekler, yeryüzündeki diğer tüm canlılar gibi arıların da Yüce Allah tarafından yaratıldıklarının açık delillerinden yalnızca birkaçıdır. Yüce Allah arılarda insanların düşünüp ibret alması için benzersiz aklından örnekler göstermektedir. Rabbimiz herşeye güç yetirendir. Akıl sahibi insana düşen ise, vicdanının sesini dinleyerek, yaptığı her işte Yaratıcımız olan Yüce Allah’a yönelmek ve tüm hayatını O’nun istekleri doğrultusunda yönlendirmektir:

“De ki: “Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gönüllere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: “Allah” diyeceklerdir. Öyleyse de ki: “Peki siz yine de korkup sakınmayacak mısınız?” (Yunus Suresi, 31)

 

mucizeler(1) RAMAZAN 2009   10.Gün

Dünyanın Yerçekimi Kuvveti

Biz yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?  (Mürselat Suresi, 25)


Yukarıdaki ayette “toplanma yeri” olarak çevrilen “kifaten” kelimesi, “canlıların, meskenlerinde toplanıp himaye edilmeleri, barınmaları; canlı ve cansızların toplandıkları yerler; üzerinde şeyler yığılan; toplanan yer” anlamlarını taşımaktadır. Yeryüzünün bir “toplanma yeri” olduğunu bildirmek için kullanılan bu kelime -kifaten- Arapçada “kefete” kökünden türetilmiştir ve “toplamak, kendine çekmek, kucaklamak” anlamlarına gelmektedir.

cekim RAMAZAN 2009   10.Gün Bilindiği gibi yeryüzü, yerçekimi kuvveti etkisiyle insanları ve üzerinde barındırdığı tüm canlı ve cansız varlıkları merkezine doğru çekmektedir. Ayette geçen “kendine çekmek” fiili ile yeryüzünün bu çekim kuvvetine bir yönüyle işaret ediliyor olması muhtemeldir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Dünya üzerinde hayvanları, bitkileri, insanları ve diğer tüm varlıkları kendine doğru çeken yerçekimi sayesinde, insanların yere basmaları, cisimlerin uçma dan bulundukları zeminde durmaları, atmosferin dağılmadan Dünya’yı çevrelemesi, yağmurun yeryüzüne düşmesi mümkün olur.

Tarihteki en büyük bilim adamlarından kabul edilen Isaac Newton yerin bu özelliğini araştırmış ve 1687 yılında ilk kez Philosophiae Naturalis Principia Mathematica (Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri) adlı eserinde yerçekiminden söz ederek, tüm zamanların en büyük bilimsel keşiflerinden birini yapmıştır. Hatta, Newton’un yerçekimi kuvvetinden bahsederken kullandığı Latince “attraere” kelimesi de, “çekme, biraraya getirme” anlamlarını taşımaktadır. (Kuranrehberdir.com)

Ancak 17. yüzyılda tanımlanan ve Dünya’nın dört büyük kuvvetinden biri olan yerçekimine, Kuran’da dikkat çekilmesi, Kuran’ın Allah’ın Katından indirildiğinin delillerinden biridir.

ogutler(1) RAMAZAN 2009   10.Gün
Allah’ın Kuran’da Övdüğü Örnek Müslüman Karakterine Nasıl Sahip Olunur?

Yüce Allah’ın beğendiği tek bir Müslüman karakteri vardır. Müslüman karakterinde birbirinden farklı kadın ve erkek özellikleri, toplumun insanlara yüklediği farklı roller, makam, mevki, meslek ya da mala dayalı sınıfsal farklılıklar ya da bu sınıfların ve mesleklerin kalıplaşmış özellikleri yoktur. Müminin tek özelliği takva sahibi olması, çeşitli olaylar ve kişiler karşısında mümin vasıflarından taviz vermemesidir.

Samimiyet

Müminlerin kişilik yapılarının temelini samimiyet oluşturur. Çünkü samimiyet her ortam ve durum karşısında müminin Yüce Allah’ın beğendiği tavrı sürdürmesi, hiç kimsenin görmediği ve bilmediği anlarda bile nefsinin isteklerine karşı gelerek daima Rabbimiz’in sınırlarını koruması anlamına gelir. (ww.kurandasamimiyet.com)

Zorlu ortamlarda da Yüce Allah’a olan teslimiyetin kaybedilmemesi

Müminlerin zorluk anlarında Allah’a olan güven ve teslimiyetleri tamdır. Bu teslimiyet nedeniyle müminler, iman etmeyen kişilerde rastlanan tavır veya üslup değiştirme, geriye çekilme, savunduğu fikirlerden vazgeçme gibi bozuk kişilik yapıları sergilemezler.

Daima Allah’ın nimetlerini hatırlayıp şükretmek

Müminlerin örnek kişilik yapılarından biri de gerek kendilerine sunulan imkânlar gerekse gördükleri güzellikler karşısında tüm bu imkânları ve güzellikleri sunanın Yüce Allah olduğunu hatırlayıp, hemen O’na şükretmeleridir.

R0133 RAMAZAN 2009   10.Gün

Kınayıcının kınamasından korkmamak

Müminler; karşı tavır alma, manevi baskı, tepki, alay, kınama, suçlama gibi eziyet verici sözler veya fiziksel saldırı gibi fiili davranışlarla da karşılaşacaklardır. Fakat bu davranışlar karşısında müminlerin tepkileri sabırlı, cesur ve dirayetlidir.

Sözlerinin güvenilir olması

Müminler, Allah’ın her an her yerde kendileri ile birlikte olduğunu, hesap gününde söyledikleri sözlerden sorguya çekileceklerini bildikleri için yalan söylemez (Ahzab Suresi, 70), yakınları aleyhine bile olsa doğruyu söylemekten çekinmez (Nisa Suresi, 135), yanlış tavır içinde olan birini gördüklerinde onu güzel bir şekilde uyarmaktan kaçınmaz, yapmayacakları şeyler için söz vermezler (Saf Suresi, 2–3). Müminlerin Allah korkularından kaynaklanan Kuran’ın hükümlerine bağlılıkları, sözlerinin güvenilir olmasını sağlar.

İbadetlerin titizlikle korunması

Müminlerin en belirgin karakter özelliklerinden biri de ibadetlerinde kararlı olmalarıdır. 5 vakit namaz, oruç, hac, zekat gibi farz olan hükümler dışında Allah için yaptıkları her eylem, konuşma, hal ve tavrın da birer ibadet olduğunu bilirler. 

Dikkatin ve şuurun açık olması

Yaşadığı her anın Allah’ın kontrolü altında olduğunu bilen mümin, sürekli olarak açık bir şuura ve dikkate sahiptir. Kuran’da bildirilen emir ve yasaklara azami dikkat ettiği, günaha girmemeye çalıştığı ve her ortamda ecir fırsatını gözlediği için doğal olarak şuuru her zaman açık olur.

Coşkulu, neşeli ve canlı olmak

Müminlerin; Allah’ın varlığından, O’nun rızasını kazanmaktan, Allah’a duydukları derin saygı ve aşktan kaynaklanan son derece canlı, coşkulu ve neşeli bir yapıları vardır. Bu yapıları gözlerine canlı bakışlarla, bedenlerine yaşıtlarına göre daha genç bir görünümle, yüzlerine ise nur olarak yansır.

Müslüman Karakterinin Tek Olmasının Nedeni, Allah’ın Rızasını Kazanma İsteğidir

Müminler, Allah’a duydukları samimi sevgi ve saygı dolu korku nedeniyle O’nun “Selam” (güven ve esenlik) sıfatının en çok tecelli ettiği kimselerdir.  Rabbimiz’in her an kendilerini izlediğini ve ahirette her yaptıklarından hesaba çekileceklerini bilen müminler, bu nedenle bir tek Allah’ın rızasını kazanmak için O’nun beğendiği, Kuran’da çeşitli örneklerle ve ayetlerle tarif ettiği Müslüman karakterine sahip olabilmek için büyük titizlik gösterirler. (www.muminin24saati.com)

fosil(1) RAMAZAN 2009   10.Gün

Deniz Atı

0109(1) RAMAZAN 2009   10.Gün

Yaş: 5-1.8 milyon yıl
Dönem: Pliosen

Yer: Marecchia Nehir Oluşumu, İtalya

Deniz atları hep deniz atı olarak var olmuşlardır, herhangi bir canlı türünden türememişlerdir. Resimdeki fosil canlıların milyonlarca yıl boyunca hiç değişmediklerini ortaya koyarken, aynı zamanda evrimin bir yalan olduğunun da kanıtıdır. Canlılığın kökeni evrim değildir. Evreni, içindeki tüm canlı ve cansız varlıklarla beraber yaratan üstün güç ve kudret sahibi Allah’tır. (http://www.evrimsahtekarliklari.com)

ahirzaman(2) RAMAZAN 2009   10.Gün

HZ. MEHDİ (A.S.) İNSANLARA YARATILIŞ GERÇEĞİNİ FOSİLLERLE İSPAT EDECEKTİR

BİN YILDAN DAHA ESKİ İSKELET KEMİKLERİ, İMAM MEHDİ (A.S.) İLE KONUŞACAKLAR.

(Mikyaal al-Makaarem, c. 1, s. 223-224)

Hadiste verilen bilgi, Hz. Mehdi (a.s.)’nin fosillerle ilgileneceğini, Yaratılış gerçeğini fosillerle ispat edeceğini, bu eski fosillerle inkarı ve dalaleti; dinsiz, materyalist ve Darwinist sistemi ortadan kaldıracağını göstermektedir.

c28654abaa0a55edf1c80f333fe940f0 RAMAZAN 2009   10.Gün


Hz. Mehdi (a.s.)’nin, materyalizmin ve Darwinizm‘in geçersizliğini ispat ederken bin yıldan eski, yani milyonlarca yıllık fosilleri kullanacağı açıkça anlaşılmaktadır. Hadis, fosillerin adeta lisan-ı hal ile, “Hüccet Mehdi (a.s.), biz Allah’tan bir deliliz; bizlerin evrim geçirmediğimizi, ilk yaratılıştan itibaren değişmeden aynısıyla kaldığımızı bizleri delil göstererek insanlara anlatabilirsin” diyeceklerine ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin de, yer altından çıkan fosiller yoluyla bu gerçeği resim, yazı, kitap, video film ve belgelerle insanlara anlatacağına işaret etmektedir.

Hz. Mehdi (a.s.)’nin bir ismi de, “delil getiren” yani “Hüccet”tir. Hüccet Mehdi (a.s.) ahir zamanda hüccet (delil) ile konuşacaktır. Allah ona bu imkanı verecek ve canlılara ait kemikler de Hz. Mehdi (a.s.) için birer delil (hüccet) olacaktır.

Hz. Mehdi (a.s.) bu fosilleri, o devrin ateist, materyalist ve Darwinistlerine karşı, reddi mümkün olmayan kesin birer delil olarak kullanacak ve bu yolla Darwinistleri mağlup edip dinsiz materyalist sistemi tamamen ortadan kaldıracaktır.

nedemisti(1) RAMAZAN 2009   10.Gün


YOKSULLAR İÇİN SEFERBER OLDUK

Ne Demişti
 
Tempo TV, 24 Aralık 2008

Adnan Oktar: Tabi ki, buna hatta Kuran, ayetle işaret ediyor “kendi ihtiyacı olduğu halde dağıtanlar”dan bahsediyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. Yani kendisinde olmadığı halde zor kazandığı halde malı mülkü olmadığı halde dağıtanlardan bahsediyor Allah. Az da olsa malı, onu dağıtmak. Ama çoksa zaten dağıtmak gerekir. Özellikle fakirlere yönelerek bunda çok titiz olunması lazım, bu zaten bir ibadettir. Müslüman’ın mutlaka yapması gereken bir ibadettir. Çünkü dağıtılacak miktar da Cenab-ı Allah bize belirtmiş, “ihtiyaçtan arta kalan” diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. İhtiyaçtan arta kalan. İhtiyaçtan arta kalanı Müslüman dağıtacak.

Hilal TV, 27 Aralık 2008

Adnan Oktar: Fakirlere, az da olsa mutlaka yardımda bulunmak lazım. Mesela, 100 lirası olan onun hiç olmazsa 10 lirasını versin. Hiçbir şey kaybetmez, bereket bolluk getirir bu. Ortalığı hareketlendirir, benim param az, ben saklayayım denmemesi, stokçuluk yapılmaması lazım. Allah’a tevekkül etmek lazım, Allah’a dua edilmesi lazım, çok samimi olmak gerekiyor.





Ne Oldu


Türkiye, 3 Mayıs 2009
 RAMAZAN 2009   10.Gün
Maliye Bakanlığı, 2008 yılında gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara 6 milyon 344 bin liralık mal bağış ve yardımında bulunulduğunu açıkladı… Maliye Bakanlığı’ndan verilen bilgiye göre gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara 2004-2008 yılları arasında gelir vergisi mükelleflerince toplam 2 milyon 15 bin 723 liralık bağış ve yardım yapıldı. Gıda bankacılığı kapsamında 2008 yılında ise mükelleflerce 6 milyon 344 bin 467 lira tutarında mal bağışlandı..
Bu sitede cennet ve cehennemle ilgili bilgiler Kuran ayetlerinden yola çıkılarak tarif edilmektedir. Dolayısıyla bu sitedeki yazıları okuyan kişi cennet ve cehennemi gözünde canlandırırken, burada anlatılanların tümünün gerçek olduğunu aklından çıkarmamalıdır. Bütün bu bilgiler doğrultusunda cennetin kusursuzluğunu düşünmeli, cennete layık olabilmek için çaba içinde olmalı ve cennet nimetlerinin sonsuz olduğunu, cennete kabul edilen kişilerin sonsuz zamanlar boyunca bu güzellikler içinde yaşayacağını bilmelidir. Tüm bunların yanında, eğer sonsuz güzelliği tercih etmezse, geriye kalan tek seçeneğin sonsuz azap dolu cehennem olduğunu ve Allah’ın dilemesi dışında orada sonsuza kadar hüzün, sıkıntı, azap ve pişmanlığın hakim olacağını da mutlaka düşünmelidir.

Popularity: unranked [?]

RAMAZAN SOHBETLERİ – 2009 (Gün 09)

29 Ağustos 2009 Yazan sabahyildizi


birayet birhadis%283%29  RAMAZAN SOHBETLERİ   2009  (Gün 09)

O Rahman (olan Allah)ın kulları, yeryüzü üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları zaman “Selam” derler. (Furkan Suresi, 63)

12  RAMAZAN SOHBETLERİ   2009  (Gün 09)

“Alçak gönüllülük insana yükseklikten başka bir şey artırmaz. Alçak gönüllü olun ki Allah sizi yükseltsin. Af ve bağışlanma insanın ancak şerefini yükseltir. Affediniz ki Allah sizi izzetlendirsin.” (Isfahani)

dinedonus%282%29  RAMAZAN SOHBETLERİ   2009  (Gün 09)

Filipinli Müslüman alimler, dinler arası barış çağrısında bulunuyor / GMANews.TV / 13.12.2008

filipinalim gmanews 131208  RAMAZAN SOHBETLERİ   2009  (Gün 09)

Filipinlerdeki Müslüman ilim adamları bir araya gelerek Müslüman liderlere hitaben açık bir mektup yazdılar. Söz konusu mektupta dünyanın geleceğinin Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasındaki barışa bağlı olduğunu açıklayan ilim adamları düşüncelerini şöyle ifade ediyorlar:

“Allah sevgisi ve komşu sevgisi her iki dinin de temel prensipleri arasında bulunuyor. Bu ilkeler hem Müslümanların hem de Hıristiyanların kutsal kitaplarında yer alıyor.”


Müslümanlar ve Hıristiyanların toplam olarak dünya nüfusunun büyük bir bölümünü oluşturduklarını ve bu iki din arasında kurulacak ilişkinin tüm dünyada barışa büyük katkı sağlayacağını da ifade ettikleri mektuba şöyle devam ediyorlar; “Farklılıklarımızın aramızda nefret ve ayrım meydana getirmesine izin vermeyelim. Birbirimize saygı duyalım, adaletli olalım, birbirimize nazik davranalım ve gerçek anlamda barış, uyum ve karşılıklı iyi niyet içerisinde yaşayalım.”

imandelilleri%282%29  RAMAZAN SOHBETLERİ   2009  (Gün 09)

İnsanın Konuşma Yeteneği

- Bir şeyler söylemek istediğiniz anda beyninizden gelen bir dizi emir ses tellerinize, dilinize ve oradan da çene kaslarınıza gider. Beynin konuşma merkezlerini içeren bölge, konuşma işleminizde rol alacak tüm kaslarınıza gerekli emirleri gönderir.

– İlk önce, akciğerleriniz sıcak hava sağlar. Sıcak hava, konuşmanın hammaddesidir. Hava burnunuzdan girer, burun boşluğu, boğaz, nefes borusundan sonra bronş tüplerine, oradan da akciğerlerinize geçer. Havadaki oksijen akciğerlerinizde kana karışır. Bu sırada karbondioksit de dışarı verilir.

– Ciğerlerinizden geri dönen hava, boğazınızdan geçerken, ses telleri adı verilen iki doku kıvrımı arasından geçer. Bu teller, bir tür perdeye benzer ve bağlı oldukları küçük kıkırdakların etkisine göre hareket ederler. Siz konuşmadan önce ses telleriniz açık vaziyettedir. Konuşmanız sırasında teller bir araya getirilir ve soluk verdiğinizde çıkan hava ile titreştirilir.


Ağız ve burun yapınız, sesinizin kendine özgü niteliklerini verir. Siz kelimeleri arka arkaya sıralayıp konuşurken diliniz damağınıza belirli miktarda yaklaşıp uzaklaşmakta, dudaklarınız da büzülüp yayılmaktadır. Bu işlemlerde birçok kasınız, büyük bir hızla hareket etmektedir.

Konuşabilmeniz için bu işlemlerin her birinin eksiksiz olarak gerçekleşmesi gerekir. Bu kompleks işlemler, müthiş bir hızla ve kusursuzca gerçekleşirken sizin bunlardan haberiniz bile olmaz.

konusmak8  RAMAZAN SOHBETLERİ   2009  (Gün 09)

Konuştuğumuz Zaman Birbirimizi Nasıl Anlarız?

Yeryüzünde bilinen 6000’i aşkın dil vardır. Değişik insan toplulukları 6000 ayrı dil aracılığıyla birbirleriyle iletişim kurarlar. Bu dilleri meydana getiren binlerce kelime ve bu kelimeleri cümleler haline getiren dilbilgisi kuralları birbirinden büyük ölçüde farklıdır.

William Nagy ve Richard Anderson adlı iki psikoloğun İngilizce konuşan ülkelerde gerçekleştirdikleri çalışmalar temel alınarak yapılan tahminlere göre, ortalama bir kişi okul yaşamına başlarken 13 bin, liseyi bitirdiğinde ise 60 bin kelime bilir. Kültürlü bir yetişkin için bu sayı 120 bindir. Zihnimizdeki bu dev sözlüğü oluşturmak için basit bir hesapla 1 yaşından 17 yaşına gelene kadar, günde 10 kelime ya da uyanık geçirdiğimiz her 90 dakikada bir yeni bir kelime öğrenmemiz, üstelik öğrendiğimiz her kelimeyi de bir daha hiç unutmamamız gerekir. Oysa bilinçli olarak böyle bir çaba sarf etmeyiz. Kelimeler, biz farkında bile olmadan zihnimizde yerlerini anlamlarıyla birlikte alırlar.

Allah’ın Öğrettiği Kelimeler

Dilin kökeni konusundaki tüm bilimsel bulgular, asırlar önce Kuran’da açıklanmış bir gerçeğe dikkat çekmektedir: İlk insan olan Hz. Adem’e, yeryüzündeki bütün canlılardan farklı olarak, isimler ve kavramlarla düşünme, bu isim ve kavramları sembollere çevirerek dil ile haberleşme yeteneğini Allah vermiştir. Bu gerçek, Kuran’da şöyle bildirilir:

“Hani Rabbin, meleklere: Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim demişti. Onlar da: Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? dediler. (Allah:) Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim dedi. Ve Adem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin dedi. Dediler ki: Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın. (Allah:) Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim.” (Bakara Suresi, 30-33)

mucizeler%281%29  RAMAZAN SOHBETLERİ   2009  (Gün 09)

Fosilleşme ve Demir İçeriği

Dediler ki: “Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?” De ki: “İster taş olun, ister demir. Ya da göğüslerinizde büyümekte olan (veya büyüttüğünüz) bir yaratık (olun).” “Bizi kim (hayata) geri çevirebilir” diyecekler. De ki: “Sizi ilk defa yaratan.”… (İsra Suresi, 49-51)


Yukarıdaki ayetlerde, insanların ölü bedenlerinin taşlaşmasına ve demire dönüşmesine işaret edilmektedir. Canlı dokusu milyonlarca yıl boyunca korunamaz. Bu nedenle insanların geçmişte yaşamış canlıları görmeleri, ancak bunların fosilleşmesi ile mümkün olur. Canlılar öldükten sonra, vücutları toprağın altında taşlaşarak, fosiller halinde yıllarca korunabilir. Sözlüklerde “fosil” kelimesinin anlamı açıklanırken, “taşlaşmış canlı kalıntısı, taşıl” gibi ifadelerle, özellikle taşlaşmaya dikkat çekilmektedir. (http://fosillerevrimireddediyor.com)

fosillesme ve demir icerigi tr  RAMAZAN SOHBETLERİ   2009  (Gün 09) Fosilleşen bedende, aynı zamanda demir elementi de bozulmadan saklanır. İnsanın sağlıklı yaşaması için günde ortalama 10-15 miligram demir tüketmesi gerekir. Günlük beslenme yoluyla alınan demirin fazlası karaciğerde depolanır. Ayrıca, kan plazmasında transferrin proteini belirli miktarda demir taşır. Ayette insan bedeni kalıntılarında demir bulunduğuna dikkat çekilmesi de, bu bakımdan son derece hikmetlidir.

Ayetlerin devamında da Allah önemli bir gerçeği hatırlatmaktadır: Hayalinizde düşündüğünüz, büyüdüğünü, geliştiğini, evrimleştiğini zannettiğiniz garip bir mahluk da olsanız, maymunumsu bir yaratık da olsanız fark eden bir şey olmayacaktır. Allah, insanların maymundan gelişerek evrimleştiğini iddia eden kişilere, her ne şekilde yaratıldıklarını düşünürlerse düşünsünler bu yanlış sapkın inançlarının bir şey değiştirmeyeceğini haber vermektedir. Ayette Allah’ın yaratmasını inkar eden tüm insanların ahirette cehennem için hazır edilecek şekilde, yine tam teşekküllü bir insan görünümünde yaratılacakları bildirilmektedir. (www.cehennemcennet.com)

Kuran ayetleriyle insanların taşlaşarak fosillere ve demire dönüşeceğinin bildirilmesi, bugün bilimsel olarak tasdik edilmiş bir gerçektir. Ayetlerin indirildiği dönemde arkeolojik, paleontolojik, jeolojik ya da astronomik incelemeler yapılmadığı gibi, elektron mikroskobuyla elementlerin tespiti de mümkün değildi. Bu bakımdan yukarıdaki ayetlerde bildirilen gerçekler, Kuran’ın İlahi bir kitap olduğunu bir defa daha doğrulamaktadır.

ogutler%281%29  RAMAZAN SOHBETLERİ   2009  (Gün 09)

Cahilliğin Tehlikesi

‘Cahil insan’ denilince genelde insanların aklında bilgisiz, kültürsüz, görgüsüz bir insan modeli canlanır. Daha çok kırsal kesimde yaşayan, orta halli, iyi eğitim görmemiş insanların ‘cahil’ olduğu düşünülür. Oysa Kuran’da bildirilen cahillik bu tanımların hiçbirine uymaz. En iyi okullarda okumuş, zengin, kültürlü, çevresi olan ve saygı duyulan bir insan da ‘cahil’ olabilir. Çünkü Kuran ahlakına göre, Allah rızası için yaşamayan, hayatını dünyadaki geçici heveslerle oyalanarak geçiren,  Yüce Allah’ı hakkıyla takdir edemeyen ve şeytana uyan insanlar ‘cahil’ yani bir anlamda da ‘akılsızdırlar’.

R0217  RAMAZAN SOHBETLERİ   2009  (Gün 09) İnsan ne kadar zeki olursa olsun cahilliğin ortadan kalkması, ancak Allah’ın dilemesiyle samimi ‘imanla’ olur. Çünkü Allah aklı ve doğruyu yanlıştan ayırma gücünü iman eden kullarına verir. Bir insan çok kültürlü, görgülü ve çok zeki olabilir. Ama akıllı olmadığı sürece dünyadaki varoluş amacını bilmeden bomboş amaçlar uğruna zamanını geçirecektir. Zekasını Allah rızası için akla çeviren ise sadece müminlerdir. Müminler, dünyada amaçlarının Allah’ı hoşnut etmek olduğunu, dünyanın geçici bir imtihan yeri olduğunu ve asıl yaşacayakları yerin ahiretteki sonsuz cennet hayatı olduğunu çok iyi kavramışlardır. Dolayısıyla kendilerini cehenneme sürükleyebilecek şeytanın her türlü oyununa karşı şuurları açık ve dikkatlidirler. (www.kurandasamimiyet.com)

Cahil İnsanların Özellikleri Nelerdir?

- Şeytanın Her Vesvesesine Açık Olurlar… Allah’ın yarattığı sonsuz delillere rağmen Allah’ı gereği gibi takdir edemeyen insanlar, vicdanlarını kapatır ve şeytandan  gelen her vesveseye uyarlar. Şeytan bu kişileri mal, para, itibar gibi dünyevi çıkar sağlayacak hırslara yönelterek, akıllarının kapanmasına neden olur. Bu gibi insanlar, çok iyi para kazanan ve her istediğini elde eden, en karmaşık işlere çözüm bulabilen zeki kişiler gibi görünebilirler. Fakat durum göründüğünden çok farklıdır. Yüce Allah’a iman eden ve herşeyi açık şuurla bakan bir mümin, söz konusu kişinin, dünya hayatındaki imkanları sonsuz cennet hayatına tercih ederek, adım adım cehenneme yaklaştığını fark edemeyecek kadar şuuru kapalı olduğunu fark eder.

- Çeşitli Tavır Bozuklukları Sergilerler… Akılsız insanlar, tavırlarındaki bozukluklarla da müminlerin hemen dikkatini çekerler. Allah’ın herşeyi kaderde mükemmel yarattığını takdir edemeyen insanlar beklemedikleri bir olayla karşılaştıklarında bir müminin yapmayacağı şekilde dengesiz, kızgın, küskün, üzgün, sıkıntılı ve umutsuz olabilirler. Kendilerine ve çevrelerine zarar verdiği halde, bu anormal tavır bozukluklarını sürdürmekte bir mahsur görmezler.

- Doğru ile Yanlışı Ayırd Edemezler… Cahil insanlar vicdanlarını kapamalarından kaynaklanan bir akıl eksikliği içindedirler. Yani doğruyu yanlış, yanlışı doğru olarak kabul eder ve şeytanın vesvesesine göre hareket ederler. Bu yüzden Allah’ın Kuran’da bildirdiği gerçekleri düşünüp öğüt almazlar. Kendileri öğüt alıp düşünmedikleri gibi müminlerin tavsiyelerine de kapalıdırlar. ‘(www.yasaminamaci.com)

Cahilliğin Giderilmesi İçin Ne Yapılmalıdır?

Bir insanın sadece ölümü bir dakikalığına samimi olarak tefekkür etmesi bile, Allah rızası için yaşaması gerektiğini kavraması için yeterlidir. Bu gerçeği fark ederek cahillikten gerçekten kurtulmak isteyen bir insanın yapması gereken ise, öncelikle samimi bir karar almak, kendi yanlış inançlarından vazgeçmek ve Kuran ahlakına uymak olmalıdır. Allah’a teslim olup tevekkül eden, yani Allah’ın mutlaka hayır ve güzellik yaratacağına kesin olarak inanan insanlara Allah, derin bir akıl verecek ve vicdanlarını açacaktır.

fosil%281%29  RAMAZAN SOHBETLERİ   2009  (Gün 09)

Yengeç

0086%281%29  RAMAZAN SOHBETLERİ   2009  (Gün 09)

Dönem: Senozoik zaman, Eosen dönemi

Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Monte Baldo, Italya

150 yıldır yapılan kazı çalışmaları, her defasında evrime darbe vuran deliller ortaya koymuştur. Bunlardan biri de, yengeçlerin hep yengeç olarak var olduklarını gösteren, 50 milyon yaşındaki yengeç fosilidir.

Evrim masalını destekleyebilecek bir tane bile fosil örneğinin bulunmamış olması, kuşkusuz evrimcilerin en büyük kabuslarından biridir. Üstelik evrimcilerin bu kabusu hiçbir zaman son bulmayacaktır. Çünkü bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da elde edilen her fosil evrimin yaşanmadığını, tüm canlıları Allah’ın yarattığını gösterecektir. Rethinking Anthropology (Antropolojiyi Yeniden Düşünmek) isimli kitabın yazarı E. R. Leach de Nature dergisindeki bir yazısında “Fosil kayıtlarındaki eksik halkalar Darwin’i endişelendiriyordu. Bunların gelecekte bulunacağından emindi, ancak bu kayıp halkalar hala eksik ve eksik olarak kalmaya devam edecekler gibi görünüyor.” (E.R. Leach; Nature, 293:19, 1981) sözleriyle bu gerçeğe dikkat çekmektedir. (http://www.evrimbilim.com)

ahirzaman%282%29  RAMAZAN SOHBETLERİ   2009  (Gün 09)

HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN CEMAATİ ”TEMİZ VE BEREKETLİ BİR BUĞDAYA” BENZEYECEKTİR. ARALARINDAN ÇIKAN MÜNAFIKLAR DA, ”BU BUĞDAYA MUSALLAT OLAN ASALAK, İĞRENÇ BUĞDAY KURTLARI” GİBİ OLACAKLARDIR

Esbağ bin Nebate der ki: Emirülmüminin Ali aleyhisselam şöyle buyurdu: “…Öyle ki sizden sadece gözdeki sürme kadar veya yemekteki tuz kadar kalacaktır. Ve ben size bir örnek vereceğim: Adamın birinin bir miktar buğdayı vardır. Onu temizler ve bir eve koyar, uzun bir süre sonra geri döndüğünde onun kurtlandığını görür, onu tekrar ayıklar ve temizler sonra tekrar evin içine koyar. Uzun bir süre sonra döndüğünde onun tekrar kurtlandığını görür. Tekrar onu ayıklar ve temizler ve hep aynı işi tekrarlar. SONUNDA KURTLARIN HİÇ ZARAR VEREMEDİĞİ ÇOK AZ SAĞLAM BUĞDAY KALIR. İşte siz de böylesiniz. SONUNDA İÇİNİZDE FİTNELERİN ASLA ZARAR VEREMEDİĞİ ÇOK AZ BİR GRUP KALACAKTIR.” (Aynı hadisi Ahmet bin Muhammed bin Said de nakleder.)

(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 246)

3  RAMAZAN SOHBETLERİ   2009  (Gün 09)

Hadiste Hz. Mehdi (a.s.) cemaatinden çıkan münafıkların, “buğdaya musallat olan iğrenç kurtlar” gibi oldukları haber verilmiştir. Hz. Mehdi (a.s.) cemaati, “buğday gibi, ilerde açıp serpilecek, gelişip büyüyecek, bereket getirecek, gelecek vadeden bir nimete” benzetilmiştir. Münafıkların da, “buğdayı içten tahrip etmeye çalışan, kurt gibi iğrenç ve habis varlıklar oldukları” haber verilmiştir.

Hadiste, sahibinin buğdayı temizleyeceği ama buğdayın yine kurtlanacağı; sahibi her defasında bu işlemi tekrarladıktan sonra, en sonunda buğdayda hiç kurt kalmayacağı anlatılmıştır. Bu bilgilere göre, buğdaydaki iğrenç ve asalak kurtların ayıklanıp buğdayın pislikten temizlenmesi gibi; Hz. Mehdi (a.s.) cemaati de bir süre sonra münafıklardan temizlenip sonunda tertemiz bir cemaatle vazifesini yapacaktır.

nedemisti%281%29  RAMAZAN SOHBETLERİ   2009  (Gün 09)

TÜRKİYE TOHUMCULUK MERKEZİ OLMA YOLUNDA

Ne Demişti

MPL TV, 21 Kasım 2008

Adnan Oktar: Fakat bu kriz biraz riskli olabilir onu söyleyeyim. Yani şöyle olması lazım buna karşı: Hayvancılık ve TARIMIN ÇOK CİDDİ ŞEKİLDE BİRİNCİ PLANA ALINMASI GEREKİYOR. Hayvancılık ve tarımın. Yani diğer müesseselere devletin bir ise yardımı, bu müesseselere on olması lazım. Tarım ve hayvancılık. Yani bunun muazzam desteklenmesi gerekiyor. Yani birlik olan bir tarım üretimimiz varsa, birlik olan bir hayvan üretimimiz varsa, bunun üçe beşe çıkarılması gerekiyor. Bu muazzam bir önlemdir. Ve çok güçlü bir önlemdir. Yani tarım ve hayvancılığa önem vermek vahim bir gelişmeyi net durduracak bir yöntemdir.




Ne Oldu


Referans, 26 Mayıs 2009
  RAMAZAN SOHBETLERİ   2009  (Gün 09)

sizin icin sectik%281%29  RAMAZAN SOHBETLERİ   2009  (Gün 09)


HAYVANLARDAKİ TASARIM

site9  RAMAZAN SOHBETLERİ   2009  (Gün 09)

Bu sitede Darwin’in teorisini yıkan canlılar aleminin sistemlerinin bazılarını inceleyeceğiz. Bu sistemler bazen bir kuşun kanatlarında, bazen bir bakterinin tüycüğünde bazen de bir yarasanın kafatasının içinde karşımıza çıkacak. Bunları inceledikçe bir yandan Darwinizm’in ne denli büyük bir yanılgı olduğunu görecek, öte yandan bu sistemlerin ne denli üstün bir bilgiyle yaratılmış olduklarına tanık olacağız.

Böylelikle Allah’ın kusursuz yaratışının delillerini göreceğiz. Nitekim Allah’ın bu kusursuz yaratma gücü ve sanatı, bir Kuran ayetinde şöyle ifade edilir:

O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr Suresi, 24)

Popularity: unranked [?]

RAMAZAN 2009 – 8.Gün

29 Ağustos 2009 Yazan sabahyildizi


birayet birhadis%283%29 RAMAZAN 2009   8.Gün


Kim izzeti istiyorsa, artık bütün izzet Allah’ındır. Güzel söz O’na yükselir, salih amel de onu yükseltir. Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler ise; onlar için şiddetli bir azap vardır. Onların tasarladıkları ‘boşa çıkıp bozulur’.
(Fatır Suresi, 10)

12 RAMAZAN 2009   8.Gün

Su, buzu erittiği gibi güzel ahlak da günahları eritir; sirke balı bozduğu gibi kötü ahlak da ameli bozar. (Taberani)

dinedonus%282%29 RAMAZAN 2009   8.Gün

İngiltere’de Öğretmenlerin Üçte Biri Öğrencilerine Yaratılışı Öğretmek İstiyor / The Independent / Daily Mail Reporter / 23.12.2008

evrimingiltere1%281%29 RAMAZAN 2009   8.Günİngiltere ve Galler bölgesinde, 5 Kasım – 10 Aralık tarihleri arasında toplam 923 adet ilk ve orta dereceli okulda eğitim veren öğretmenlere yapılan Ipsos Mori anketine göre öğretmenlerin yüzde 30’undan fazlası okullarda Yaratılış konusunun mutlaka okutulması gerektiğini savunuyor. Anketin üst düzey görevlilerinden Fiona Johnson, öğretmenlerin üçte birinden fazlasının ders müfredatında Yaratılışın okutulmasını istediğini bizzat vurguluyor.

Fen branşında ders veren öğretmenlerin yüzde 73’ü  okullarda Yaratılışın okutulması konusunda fikirleri sorulduğunda, olumlu yönde görüş bildirirken, yüzde 30’u ise Yaratılış’ı kendi derslerinin bir parçası olarak okutmak istediklerini ifade ediyorlar. Diğer bir deyişle; 10 adet fen öğretmeninden üçü Yaratılışçılığın bilim derslerinde okutulması gerektiğine inanıyor.

Bir önceki ay yayınlanan, Teachers TV’nin 1,200 öğretmene yönelik yapılmış bu anketine göre öğretmenlerin üçte birinin okul müfredatında Yaratılışçılığa yer verilmesini istediği ortaya çıkıyor.

Liverpool Üniversitesi’nde British Association’nın düzenlediği Bilim Festivali’nde konuşma yapan tanınmış biyologlardan Profesör Michael Reiss, (Royal Society’nin eski eğitim direktörü) fen öğretmenlerinin Yaratılışçılığı, bir ‘dünya görüşü’ olarak görmeleri gerektiğini hatırlatıyor ve öğrencilerin, evrim teorisini öğrenirken de, şüphelerini dile getirmelerine izin verilmesini istiyor.

imandelilleri%282%29 RAMAZAN 2009   8.Gün

Bir Bitkinin Doğuşu

Yeryüzündeki pek çok bitki, türünün devamlılığını polenlerini rüzgar vasıtasıyla dağıtarak sağlar. Birçok açık tohumlu bitki, çam ağaçları, palmiye ve benzeri ağaçlar ve ayrıca çiçek veren tüm tohumlu bitkiler ile çimensi otların tamamı rüzgarlarla döllenir. Rüzgar, çiçek tozlarını bitkilerden alıp, aynı türden diğer bitkilere taşıyarak döllenmeyi gerçekleştirir.

Ancak bu noktada akla bazı sorular gelmektedir:

– Rüzgarla taşınan binlerce polen çeşidinden her biri, kendi türüne ait olan bitkinin çiçeğini nasıl tanımaktadır?

– Bitkiden fırlatılan polenler hiçbir yere takılmadan nasıl olup da bu bitkinin üreme organlarına ulaşırlar?

– Bu yöntemle üreme ihtimali oldukça düşük olmasına rağmen nasıl olup da binlerce bitki, üstelik de milyonlarca yıldır bu yolla üremektedir?


Bu soruların cevabını Cornell Üniversitesi’nden Karl J. Niklas ve ekibi vermiştir. Araştırmacıların buldukları sonuçlar son derece ilginçtir. Niklas ve ekibi rüzgarla döllenen bitkilerin havadan bol miktarda polen yakalayabilmelerini sağlayan, aerodinamik çiçek yapıları olduğunu keşfetmişlerdir.

ciceklibitki RAMAZAN 2009   8.Gün

Aerodinamik Yapı Nedir?

Havada hareket eden cisimlere hava akımlarından kaynaklanan bazı kuvvetler etki eder. Aerodinamik kuvvetler olarak adlandırılan bu kuvvetler sayesinde, hareket etmeyi başarabilen cisimler de “aerodinamik yapıya sahip cisimler” olarak adlandırılırlar. Rüzgarla polenleşme sistemini kullanan bazı bitkiler işte bu aerodinamik yapıyı çok etkili bir biçimde kullanırlar. Bu konudaki en güzel örnek çam kozalaklarının yapısında görülür.

Polenler Hedefe Kilitleniyor

Rüzgâr yoluyla döllenen bitkilerin mucizevi özelliklerini daha iyi anlayabilmek için, şöyle bir örnekle kıyaslama yapabiliriz: Roketlerin hedeflerine varabilmeleri için belirli bir rotayı izlemeleri gerekir. Bu yüzden de roketin her türlü tasarımı, hedefe ulaşmasını sağlayacak şekilde titiz hesaplamalarla yapılmalıdır. İşte aerodinamik yapıya sahip çam kozalaklarındaki kusursuz üreme sistemlerinde de, roketlerin hedefe kilitlenmelerine benzer biçimde, her şey çok ince planlamış, son derece hassas ayarlamalar yapılmıştır. Hava akımının yönü, kozalakların yoğunluk farkları, yaprakların biçimi gibi pek çok detay, özel olarak yaratılmış ve bitkilerin üreme planı bu bilgilere göre kurulmuştur. Örneğin çam kozalağının etrafındaki yapraklar, hava akımının hızını azaltarak kozalak üzerine daha fazla polen düşmesine yardım ederler. Kozalak etrafındaki yaprakların simetrik dizilişi de, herhangi bir yönden gelen polenlerin kolaylıkla tutulmasına yardımcı olur.

Elbette, bir kozalağın böylesine detaylı bilgilerle dolu bir sistemi kullanarak üremesi ancak sonsuz bilgi ve kudret sahibi olan Yüce Allah’ın üstün ve benzersiz yaratışı ile gerçekleşmektedir. Yüce Rabbimiz bu gerçeğe bir Kuran ayetinde şöyle dikkat çeker:

“(Onlar mı) Yoksa, gökleri ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) gönül alıcı bahçeler bitirdik, sizin içinse bir ağacını bitirmek (bile) mümkün değildir…” (Neml Suresi, 60)

Çam ağaçlarının üremesindeki başka bir önemli nokta da, rüzgarların kontrol altında tutuluyor olmasıdır. Rüzgarların çiçekten bağımsız olarak, kendilerine verilen taşıma görevini kusursuz bir şekilde yerine getirmeleri de hiç kuşkusuz ki yine Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah’ın lütfu sayesinde gerçekleşmektedir. Rabbimiz bu durumu bir ayetinde şu şekilde bildirir:

“Ve aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik…” (Hicr Suresi, 22)

mucizeler%281%29 RAMAZAN 2009   8.Gün

Kandaki Oksitlenme

Asla, hayır; onların kazandıkları, kalpleri üzerinde pas tutmuştur. (Mutaffifin Suresi, 14)


Mutaffifin Suresi’nin 14. ayetinde kalpler için kullanılan “pas tutma” ifadesi, kalpte gerçekleşen biokimyasal bir reaksiyona işaret ediyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.) Pas bilindiği gibi, demirin oksijenle reaksiyona girmesi -okside olması- sonucu oluşur. Havadan aldığımız oksijen de, kandaki hemoglobinde bulunan demir sayesinde vücutta taşınır. Bu esnada oksijen, kandaki demir ile reaksiyona girer. Böylece insan vücudundaki kanda -dolayısıyla dolaşım sisteminin merkezi olan kalpte- sürekli olarak paslanmaya benzer bir reaksiyon oluşur.

kandaki oksitlenme tr RAMAZAN 2009   8.GünHatta vücuttaki demir fazlalığı, aynen paslanma benzeri oksitlenme yaparak, tüm vücut hücrelerinin erken yaşlanmasına neden olur. Vücutta aşırı demir birikmesi sonucu oluşan “hemokromatoz” hastalığında da, demir zehirli bir etki meydana getirerek, kalp, karaciğer gibi organların iflasına sebep olur. Bu olay, demirin oksitlenmesi sonucu oluştuğu için, organlarda “pas birikmesi” ya da organların “paslanması” olarak tarif edilir. Science News dergisinde Dr. Sharon McDonnell, demirin organları oluşturan hücreleri okside etmesini “Bu paslanmadır.” ifadesiyle tanımlamaktadır. (www.Allahianmak.com)

Bir başka kaynakta ise, bu hastalıkla ilgili şöyle aktarılmaktadır:

… Hemokromatozu olanlar demirin emilimini, organlarında depolayarak gerçekleştirirler. Zaman içerisinde bu, toksik miktarlarda birikerek, organların iflasına sebep olur; çünkü kelimenin gerçek anlamıyla paslanırlar. (Deborah Weisberg, Post Gazette, “New center treats victims of chronic iron poisoning”, 10 Kasım 1998; http://www.post-gazette.com/healthscience/19981110hemo1.asp)


Vücuttaki demirin oksijenle reaksiyonunu -kandaki oksitlenmeyi- tespit edebilmek, ancak ileri düzeyde teknolojik donanıma sahip laboratuvarlarda mümkün olmaktadır. Kuran’da, bilimsel verilerle uyumlu böyle bir benzetmenin yer alması, Kuran’ın indirildiği dönem düşünüldüğünde açık bir mucizedir. Ayrıca Kuran’da bunun
gibi, modern bilimle uyum içinde sayısız bilginin yer alması, Kuran’ın herşeyin bilgisine sahip, herşeyi yaratan Rabbimiz’in vahyi olduğunun göstergelerinden biridir.

ogutler%281%29 RAMAZAN 2009   8.Gün

Müslümanların Maddi ve Manevi Temizliği

Rabbimiz’in hoşnut olacağını Kuran’da bildirdiği güzel ahlak özelliklerinden biri de “temizlik”tir. Temizlik, “…Şüphesiz Allah, tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever.” (Bakara Suresi, 222) ayetinde de bildirildiği gibi Yüce Rabbimiz’in beğendiği ve müminlerin yaratılışlarına en uygun olan tutumdur. Allah’ın üstün gördüğü bir davranış olan temizlik, müminlere bir yandan da çok büyük bir zevk ve rahatlık verir. Yaşamlarının her anında Allah’ın emirlerini uygulama konusundaki kararlılık ve gayretleri hissedilen samimi iman sahipleri, temizlik konusunda da aynı hassasiyeti gösterirler.

Peygamberlere Bildirilen Temizlik Anlayışı

Yüce Allah insanlara yol gösterici olarak indirdiği Kuran’da iman eden kullarını “temiz akıl sahipleri” olarak isimlendirmiştir. (Bakara Suresi, 179) Müslümanlar vicdanlarına ve Kuran ahlakına uydukları, Allah’ın rızasını aradıkları ve O’na gönülden boyun eğdikleri için, düşünceleri berrak, samimi ve daima Hak’tan yanadır. Her türlü kirli düşünce ve niyetten uzak olmak, Müslümanların samimi imanlarının bir göstergesidir. (www.muminlerinmutlulugu.com)

Ancak düşüncelerinin ve kalplerinin temizliği kadar bedenlerinin, giysilerinin, yaşadıkları mekanların ve yedikleri yiyeceklerin temizliği de Müslümanların en belirgin özelliklerindendir. Bir Müslümanın saçı, eli, yüzü, kısacası tüm bedeni daima tertemizdir. Kıyafetleri her zaman temiz, bakımlı ve düzgündür. Çalıştığı veya yaşadığı mekanlar da Müslümanlara yakışır bir şekilde her zaman derli toplu, temiz, hoş kokulu, havadar ve ferahlık verici olur. Şüphesiz müminlerin bu özelliklerine en güzel örnek, Rabbimiz’in insanlar için son peygamber olarak gönderdiği Peygamberimiz (sav)’dir. Allah, Kuran’da Peygamberimiz (sav)’e şöyle buyurmuştur:

“Ey bürünüp örtünen, Kalk (ve) bundan böyle uyar. Rabbini tekbir et (yücelt) Elbiseni temizle. Pislikten kaçınıp-uzaklaş.” (Müddessir Suresi, 1-5)


Ayrıca Yüce Allah, Kuran’da müminlere temiz olan şeylerden yemelerini bildirmiş, Peygamberimiz (sav)’e de temiz olan şeylerin helal olduğunu müminlere bildirmesini emretmiştir:

“…Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin…” (Araf Suresi, 160)

004 RAMAZAN 2009   8.Gün

Peygamberimiz (sav)’in Temizliği Tüm Müslümanlara Örnektir

Peygamberimiz (sav), müminlere temizliği çokça tavsiye etmiştir. Kendisi de temizliğine çok dikkat ederek müminler için en güzel örneği oluşturmuştur. Hz. Muhammed (sav) bir hadiste şöyle buyurmuştur:

“Şüphe yok ki Yüce Allah temizdir, temizliği sever. İkramı boldur, ikramı sever. Cömerttir cömertliği sever. Artık evlerinizin çevresini temiz tutun.” (Et-Tıbbün Nebavi S:216)


Peygamberimiz (sav) başka bir hadisinde de, çokça temizlenen müminlerin, kıyamet gününde de diğer insanlardan nurlarıyla ayrılacaklarını bildirmiştir:

“Benim ümmetim kıyamet gününde yüzleri parlak, elleri ve ayakları nurlu olarak haşrolunacaktır. Herkes gücünün yettiği kadar bu parlaklığı arttırsın.” (www.diyanet.gov.tr)


İlim bakımından her şeyi kuşatan Rabbimiz, her konuda olduğu gibi maddi ve manevi temizlik konusunda da kutlu elçisi Peygamberimiz (sav)’i Müslümanlara örnek kılmıştır. Tüm yaşamları boyunca Allah’a gönülden bağlı olan müminler de her işlerinde Allah’a yönelerek ve Peygamber Efendimiz (sav)’in temiz ahlakını örnek alarak ahiret hayatına hazırlık yapmalıdırlar. (www.kuranveislam.com)

fosil%281%29 RAMAZAN 2009   8.Gün

Yılan Yıldızı

0083%281%29 RAMAZAN 2009   8.Gün

Dönem: Mezozoik zaman, Kretase dönemi
Yaş: 95 milyon yıl

Bölge: Lübnan

Evrimciler, sürekli varsayımlardan bahseder, canlılığın kökenine dair çeşitli tahminlerde bulunurlar. Ancak bu tahminlerini hiçbir bilimsel bulguyla destekleyemezler. Bilimsel bulgular kapsamlı olarak incelendiğinde, tüm bilim dallarının evrim iddiasını reddettiği görülür.

Yılan yıldızı fosilleri de evrimi reddeden bilimsel bulgulardan biridir. Yılan yıldızları, aradan geçen uzun devirlere rağmen hiç değişmemiştir. Resimdeki yılan yıldızı fosili de 95 milyon yıllıktır ve günümüzdeki yılan yıldızlarının aynısıdır. (http://www.evrimincokusu.com)

ahirzaman%282%29 RAMAZAN 2009   8.Gün

HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN HEM ELİ HEM AYAĞI AYRI AYRI ZİNCİRLENECEKTİR

Mümin şahıs (Hz. Mehdi (a.s.)) Deccal’i görünce: “Ey insanlar! Resulullah’ın zikrettiği Deccal işte budur” der. DECCAL HEMEN ONUNLA İLGİLİ EMRİNİ VERİR DE o zat karnı üzerine uzatılır ve arkasından: “Onu alın da yaralayın” der. Artık o zatın sırtı ve karnı döve döve genişletilir. Bu sefer DECCAL ONU (Hz. Mehdi (a.s.)’yi) İKİ ELİNDEN VE İKİ AYAĞINDAN YAKALAR DA FIRLATIR ATAR. İnsanlar Deccal’in onu bir ateş içine attığını sanırlar. Halbuki o bir cennet içine atılmıştır.1

Peygamberimiz (sav)’in hadisinde ahir zamanda Deccal’in, Hz. Mehdi (a.s.)’nin eline ve ayağına zincir vurulacağına dikkat çekmiştir. Hadiste verilen bu bilgilerden, Hz. Mehdi (a.s.)’nin ellerinin ve ayaklarının zincirle bağlanarak yaşadığı dönemin hapishanelerine ve tımarhanelerine atılacağı anlaşılmaktadır.

1 (Mehdilik ve İmamiye, İbrahim Süleymanoğlu, s. 40)

nedemisti%281%29 RAMAZAN 2009   8.Gün

FAİZ TARİHTE İLK KEZ TEK HANEYE İNDİ

Ne Demişti

IANS (Indo-Asian Haber Servisi), 14 Kasım 2008

Adnan Oktar: FAİZLERİN KALDIRILMASI GEREKİYOR, vergilerin düşürülmesi gerekiyor, vergiler çok yüksek, yarı yarıya vergilerin düşürülmesi gerekiyor, piyasaya yüksek para arzı gerekiyor ve insanların da bu panik ruhundan kurtulmaları gerekiyor, yani tuttukları parayı mutlaka harcamaları gerekiyor, bunun teşvik edilmesi gerekiyor. O zaman piyasa otomatik hareketlenir, FAİZLER DÜŞTÜĞÜ İÇİN ÜRETİM ÇOK KOLAY HALE GELECEKTİR, vergiler düştüğü için çok rahat üretim yapabilecektir üreticiler. Tüketimin teşvik edilmesi gerekiyor, para tutulmasının yanlışlığı iyi anlatılması gerekiyor, bir de piyasaya yeteri kadar para arzı gerekiyor, bu paniğin gereksizliği de insanlara anlatılırsa bu kasılma, bu kolaps ortadan kalkar.




Ne Oldu


Yenişafak, 18 Nisan 2009
 RAMAZAN 2009   8.Gün
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, yılın dördüncü toplantısında beklentilerin üzerinde faiz indirimine gitti.

Kurul kısa vadeli faiz oranlarını 0.75 puan indirdi. Karar sonrasında  borçlanma faiz oranı yüzde 9.75′e, borç verme faiz oranı da yüzde 12.25′e çekildi. Böylece gösterge faiz tarihte ilk kez tek haneye inmiş oldu. Son 6 ayda faizde yapılan indirim de 7 puana ulaştı.

sizin icin sectik%281%29 RAMAZAN 2009   8.Gün

ALLAH’A YAKIN OLMAK

site8 RAMAZAN 2009   8.Gün

Detaylarda saklanan mucizevi yapıları görebilmesi, kişinin, Allah’ın gücünü gereği gibi takdir edip, O’na yakınlaşmasını sağlar. İnsan gözündeki mükemmellik, bir kelebek kanadındaki yanar döner renkler ve genelleme dahi yapılamayacak kadar çok sayıdaki nimet, kişinin iman etmesine vesile olabilecek mucizevi detaylar içerir. Rahatsız olduğumuz için öldürmeye kalktığımız bir böcekte dahi yakından bakıldığında hayranlık uyandıran ayrıntılar gizlidir. Parmak izi de, dışarıdan bakıldığında insan için hiçbirşey ifade etmez. Ancak her insanın aynı gibi görünen parmak izlerine yakından baktığımızda, her bir diğerinden tamamen farklı olan muhteşem tasarımlara şahit oluruz.Rabbimiz’in eşsiz sanatıyla yaratmış olduğu her detay, imana vesile olan ya da imanı artıran muhteşem görüntülere sahiptir. Kısacası, Allah’ın yaratma sanatındaki detaylar, Allah’a “yakin” olmamızı sağlar. Rabbimiz’in üstün yaratma sanatıyla detaylandırdığı bazı güzellikleri bu sitede yakından inceleme fırsatı bulacaksınız.

Popularity: unranked [?]

BİLGİSAYAR- İNTERNET ARACILIĞIYLA YARATILIŞIN ANLATILMASI VE MÜHÜR HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN ZUHUR ALAMETLERİNDEN OLACAKTIR

29 Ağustos 2009 Yazan sabahyildizi
Peygamberimiz (s.a.v.)‘in ahir zaman alametlerinden biri olarak haber verdiği ve Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Tırmizi ve İbn-i Mace gibi büyük ehl-i sünnet alimlerinin Peygamberimiz (s.a.v.)’den aktardıkları Dabbet-ül Arz ile ilgili bazı hadis-i şeirflerde, Hz. Mehdi (a.s.)’nin yanında ‘bir mühür’ ve ‘Hz. Musa Peygamber’in asası’nın olacağına dair bilgiler verildiğini görürüz:
“Kaldı ki, Ahmed Tayalisi, Naim b. Hammad, Abd b. Hamid, Tirmizî hasen hadis diyerek, İbnü Mâce, İbnü Cerir, İbnü Münzir, İbnü Ebi Hatim, İbnü Merduye ve Beyhakî gibi zatların Ebu Hüreyre (r.a)’den rivayet ettikleri bir hadiste Resulullah (s.a.v) buyurmuştur ki: “Dâbbetü’l-arz, Musa’nın âsası, Süleyman’ın mührü yanında olarak çıkacak, mühür ile müminin yüzünü parlatacak, âsa ile kâfirin burnunu kıracak(inkara dayalı fikir sistemlerini yok edecek) …”
(Elmalılı tefsiri)
“Dabbetü’l-Arz beraberinde (Süleyman Peygamber’in mührü ile Musa Peygamber’in Âsa’sı olduğu halde) çıkar. Asa ile mü’minin yüzünü parlatır. Mühürle de kafirin burnunu damgalar (inkara dayalı fikir sistemlerini yok edecek)…”

(Tirmizi, İbn-i Mace)
Söz konusu hadisler incelendiğinde Peygamberimiz (s.a.v.)’in, bu işaretleri kullanarak; Hz. Mehdi (a.s.)’nin ahir zamandaki zuhuru ve gerçekleştireceği faaliyetleri hakkında Müslümanları bilgilendirdiği ve insanların Hz. Mehdi (a.s.)’yi tanıyabilmeleri için adeta ipuçları verdiği görülecektir.


  • Örneğin hadiste Hz. Mehdi (a.s.)’nin yanında Hz. Musa’nın asası olacağı bildirilmiştir. Bilindiği gibi Kuran’da Hz. Musa Peygamber’in, Firavunun getirttiği büyücülerin büyülerine karşı asasını fırlattığında asanın gerçek bir yılana dönüştüğü bildirilmektedir (Araf Suresi, 107), (Araf Suresi, 117). Tahtanın gerçek bir yılana dönüşmesinin ardından bu yılan büyücülerin tüm büyülerini yutarak yok etmiştir.


Görüldüğü üzere Hz. Musa (a.s.), cansız asasını atarak bu asayı Allah’ın Katı’ndan kendisine verilmiş bir mucize olarak canlı bir yılana dönüştürmekte ve bu şekilde döneminin inkarcılarına karşı, Allah’ın “Ol!” demesiyle bir anda yoktan var edişini yani Allah’ın yaratış gücünü ispat etmektedir. Hz. Mehdi (a.s.) de ahir zamanda Dabbe’yi yani kendi dönemindeki bilgisayar ve interneti aynı Hz. Musa (a.s.)’nın asası gibi kullanarak, bütün insanlara internet yoluyla Yaratılış Gerçeği’ni anlatacaktır. Bu şekilde bütün müminleri aydınlatacak, inkara dayalı inanç sisteminin bütün yanlışlarını ve aldatmacalarını da ortaya çıkararak onların oyunlarını bozacaktır.

  • muhur altin BİLGİSAYAR  İNTERNET ARACILIĞIYLA YARATILIŞIN ANLATILMASI VE MÜHÜR HZ. MEHDİ (A.S.)NİN ZUHUR ALAMETLERİNDEN OLACAKTIRElmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın hadis tefsirine, Tırmizi ve ibn-i Mace, Seyyid El Berzenci Hazretleri gibi büyük ehl-i sünnet alimlerinin aktardığı bu hadislerin devamına baktığımızda ise Hz. Mehdi (a.s.)’ye ahir zamanda yardımcı olması için Allah’ın oluşturduğu bu sistem içinde ‘Dabbe’nin bir mühür gibi olacağı’ndan bahsedildiği de görülecektir. Bu mührün hadislerde işaret edilen bir özelliği, onunla müminlerin şevkleri artıp, yüzleri aydınlanırken, inkar edenlerin enaniyetlerinin kırılacak olmasıdır.
“Mümine rastlayacak müminin yüzünü damgaladığında yüzü pırıl pırıl olacak. Kafiri damgalayınca simsiyah kesilecek.”
(Kıyamet Alametleri, Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, Sf 277)


  • Ayrıca hadislerde ‘bu mührün Peygamberimiz (s.a.v.)’e ait olan mühür olduğunun’ da işaret edildiği görülmektedir (Doğrusunu Allah bilir). Yine aynı hadislerde ahir zamanda nüzul edecek Hz. İsa Peygamber’in ve yine ahir zamanda zuhur edecek olan Hz. Mehdi (a.s.)’nin; üzerlerinde Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu altın mührünün bulunduğu eserlerle insanlara Allah’ın varlığını ve din ahlakını anlatacakları da bildirilmektedir:
Hz. Cafer Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Adeta Kaim’i (Hz. Mehdi (a.s.)’yi) görür gibiyim ki, …PEYGAMBER’İN ALTIN MÜHÜRLE MÜHÜRLENMİŞ sözleşmesini cebinden ÇIKARIYOR. MÜHRÜNÜ AÇARAK ONU İNSANLARA OKUYOR…”
(Bihar-ül Envar, c. 52, s. 326)
“İsa (a.s.) onu (sandığı) alıp açacak ve İÇİNDE BİR MÜHÜR, bin kitap bulacak, bu kitaplarla şeriatı (Kuran ahlakının esaslarını ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetini) ihya edecek.”
(Risalet’ül Meşrep elverdi fi mezhebi bil Mehdi, Ali bin Sultan Muhammed-el Kari, s. 4 -Enis el-Cülesci kitabından)

Öyle ki Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin beklendiği ahir zamanda internete giren herkes Resulullah (s.a.v.)’in bu mührüyle ve Allah’ın ve Kuran’ın ilmiyle karşılaşacaklardır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in kendi döneminde; Yüce Rabbimiz ve Kuran’ı Kerim ile ilgili anlattıklarını da yine internet aracılığıyla okuyacabileceklerdir.

Popularity: unranked [?]

Canlı Yayın

27 Ağustos 2009 Yazan sabahyildizi

Güncel Canlı Yayın Programı : ::::::: 27 Ağustos 2009, Perşembe 22:30 – 00:30, Çay TV :::::::

Popularity: unranked [?]

Ramazan Sohbetleri 7.Gün

27 Ağustos 2009 Yazan sabahyildizi


birayet birhadis%283%29 Ramazan Sohbetleri 7.Gün

Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)

12 Ramazan Sohbetleri 7.Gün

Benim Katımda en sevimliniz, ahlakça en güzel olanınız ve etrafındakilerle hoş geçineninizdir ki, onlar herkesi sever ve herkes de onları sever. Benim Katımda en sevimsiziniz dedikodu yapan, dostların arasını açan ve tertemiz kimselerde kusur arayanlardır. (Bezzar)

dinedonus%282%29 Ramazan Sohbetleri 7.Gün

Japonya’da İslam Dinini Tanımak İsteyenlerin Sayısı Artıyor / Akşam Gazetesi / 24.12.2008

tokyoimam aksam241208a%281%29 Ramazan Sohbetleri 7.GünTokyo Camii’nde görev yapan imam Ensari Yentürk, her ay 3 Japon’un camide Müslüman olduğunu ve her Cuma günü camide 400 kadar kişilik bir cemaat oluştuğunu belirtti. Yentürk, Japonların İslam dinine karşı önyargılı olmadıklarını ve İslam’ı terör ile ilişkilendirmediklerini belirtti.

Yentürk, Japonlardan İslamiyet’i daha yakından tanımak için İslam ülkelerine gidenler olduğunu ve Japonların İslam dinine karşı çok saygılı olduklarını şöyle anlattı:

“Bir ilaç firması yetkilisi, prospektüsteki hilal resminin Müslümanlar için bir sakınca oluşturup oluşturmadığını sorduğunda epey şaşırmıştım. Bu kadar saygılılar.”


Müslümanlar tüm insanlara, Allah’ın yarattığı ve Allah’ın tecellisi olan varlıklar olduklarını düşünerek değer verirler. Kuran ahlakı, iman edenlerin diğer insanların inançlarına saygı göstermelerini, onların düşüncelerine hoşgörüyle yaklaşmalarını ve toleranslı davranmayı gerekli kılar. Samimi Müslümanların Kuran’da bildirilen bu ahlak ile hareket etmeleri, çevrelerindeki henüz Müslüman olmamış kişilere, Allah’ın izniyle çok olumlu bir örnek teşkil ederek insanların kalplerinin İslam dinine ısınmasına vesile olabilir.

imandelilleri%282%29 Ramazan Sohbetleri 7.Gün

Yuvasını Özenle Dekore Eden Çardak Kuşu

cardakkusu Ramazan Sohbetleri 7.GünHemen hemen güvercin büyüklüğünde bir kuş olan çardak kuşları, yaygın olarak Avustralya’da yaşarlar. Nadir bulunmaları nedeniyle araştırma yapmanın son derece zor olduğu bu kuşların kuşkusuz en dikkat çekici özellikleri, erkek kuşların, inşa ettiği ve özenle dekorasyonunu yaptıkları yuvalarıdır. Bu küçük kuşun sahip olduğu zevk ve dekore ettikleri dikkat çekici yuvalar, hiç şüphesiz, Yüce Allah’ın üstün aklının eserlerinden biridir.

Yuvalardaki Mükemmel Estetik Anlayışı

Erkek çardak kuşları, yetişkinliğe adım atar atmaz ilk iş olarak kendilerine bir yuva inşa ederler. Bu yuvayı inşa etmeden önce kendilerine en uygun yeri bulmak için uzun süre araştırma yaparlar. Bu süreç şöyle gerçekleşir:

- Küçük kuş, hoşuna giden tüm objeleri toplar. Bu kuşların yuvalarında kuş tüyleri, çakıl taşları, rengârenk çiçekler, yemişler, değişik formlu yapraklar, kimi zaman etraftan topladıkları bozuk paralar, metal parçalar, alüminyum folyo parçaları, gözlük camları, ipler, kaşıklar ve hatta araba anahtarları bile bulunabilir.

- Bulduğu objeleri yuvasına toplayan çardak kuşu daha sonra saatler süren bir dekorasyon sürecine girer. Sürekli eşyaların yerlerini değiştirerek en dikkat çekici ve en güzel düzeni oluşturmaya çabalar.

- Koleksiyonuna yeni objeler eklediğinde, daha az beğendikleriyle bunları değiştirir.

- Sadece dekorasyonla sınırlı kalmayan çardak kuşu bir de üstüne üstlük duvarlarına boya ve sıva yapar. Hatta malzemelerini dahi kendi üretir. Boyayı, saten çardak kuşları çilek ve kömür tozlarını ağızlarında karıştırarak sağlarlar. Ağızlarında çiğnedikleri bir parça ağaç kabuğu ile de dalların oluşturduğu duvarlarına sıva yaparlar.

- Eşyalarının yerlerini ezberleyen çardak kuşu, o yuvada yokken herhangi bir eşyasının yerinin değişmesi durumunda bunu hemen fark eder ve eşyayı eski yerine yerleştirir.

- Dikkat çekici olan başka bir nokta da bu kuşların yuvalarının hiçbirinin birbirine benzememesidir. Her kuş, yuvasını adeta zevkine göre inşa eder.

Peki, bu küçücük kuş böyle bir yuva yapmayı nereden öğrenmiştir? Çevreden objeler toplayıp bunları bir araya getirip bir bütünlük sağlamayı nasıl bilebilir? Şüphe yoktur ki bir kuş bu kadar çok detayı ve özeni kendi başına düşünemez. Bu özenli yuvayı ona ilham eden, Alemlerin Rabbi Allah’tır. (www.kuslar.net)

Kuşların Süslü Yuvalarını Hazırlamalarının Amacı Nedir?

Çardak kuşları diğer kuşların aksine yuvalarını yaşamak yerine, karşı cinsin ilgisini çekebilmek için inşa ederler. Yuvasına yaklaşan dişi kuşu fark eden erkek kuş yuvasında dolaşır ve dişi kuşu etkilemek için şarkı söyler. Aynı zamanda çok iyi birer taklitçi olan bu kuşlar, şelale ve insan seslerini birebir taklit edebilir ve bu sayede de dişi kuşun ilgisini çekmeye çabalarlar. (www.kusfosilleri.com)

Bu yuvaların hazırlanış teknikleri, bilinci ve zekası olmayan bir canlıdan beklenmeyecek kadar mükemmeldir. Elbette bu küçücük kuşların yuvalarını, kendi zekalarıyla tasarlayamayacakları çok açıktır. Bu kuşlara sahip oldukları bu yetenekleri Yüce Allah ilham eder. Çardak kuşları Yüce  Allah’ın sanatının, gücünün, ilminin, yaratmadaki üstünlüğünün canlı birer delilidir. Yüce Allah bu gerçeği kullarına şöyle haber verir:

“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır.” (Al-i İmran Suresi, 190 )

mucizeler%281%29 Ramazan Sohbetleri 7.Gün

Bir Bitkinin Doğuşu

Yeryüzündeki pek çok bitki, türünün devamlılığını polenlerini rüzgar vasıtasıyla dağıtarak sağlar. Birçok açık tohumlu bitki, çam ağaçları, palmiye ve benzeri ağaçlar ve ayrıca çiçek veren tüm tohumlu bitkiler ile çimensi otların tamamı rüzgarlarla döllenir. Rüzgar, çiçek tozlarını bitkilerden alıp, aynı türden diğer bitkilere taşıyarak döllenmeyi gerçekleştirir.

Ancak bu noktada akla bazı sorular gelmektedir:

- Rüzgarla taşınan binlerce polen çeşidinden her biri, kendi türüne ait olan bitkinin çiçeğini nasıl tanımaktadır?

- Bitkiden fırlatılan polenler hiçbir yere takılmadan nasıl olup da bu bitkinin üreme organlarına ulaşırlar?

- Bu yöntemle üreme ihtimali oldukça düşük olmasına rağmen nasıl olup da binlerce bitki, üstelik de milyonlarca yıldır bu yolla üremektedir?


Bu soruların cevabını Cornell Üniversitesi’nden Karl J. Niklas ve ekibi vermiştir. Araştırmacıların buldukları sonuçlar son derece ilginçtir. Niklas ve ekibi rüzgarla döllenen bitkilerin havadan bol miktarda polen yakalayabilmelerini sağlayan, aerodinamik çiçek yapıları olduğunu keşfetmişlerdir.

Aerodinamik Yapı Nedir?

Havada hareket eden cisimlere hava akımlarından kaynaklanan bazı kuvvetler etki eder. Aerodinamik kuvvetler olarak adlandırılan bu kuvvetler sayesinde, hareket etmeyi başarabilen cisimler de “aerodinamik yapıya sahip cisimler” olarak adlandırılırlar. Rüzgarla polenleşme sistemini kullanan bazı bitkiler işte bu aerodinamik yapıyı çok etkili bir biçimde kullanırlar. Bu konudaki en güzel örnek çam kozalaklarının yapısında görülür.

Polenler Hedefe Kilitleniyor

Rüzgâr yoluyla döllenen bitkilerin mucizevi özelliklerini daha iyi anlayabilmek için, şöyle bir örnekle kıyaslama yapabiliriz: Roketlerin hedeflerine varabilmeleri için belirli bir rotayı izlemeleri gerekir. Bu yüzden de roketin her türlü tasarımı, hedefe ulaşmasını sağlayacak şekilde titiz hesaplamalarla yapılmalıdır. İşte aerodinamik yapıya sahip çam kozalaklarındaki kusursuz üreme sistemlerinde de, roketlerin hedefe kilitlenmelerine benzer biçimde, her şey çok ince planlamış, son derece hassas ayarlamalar yapılmıştır. Hava akımının yönü, kozalakların yoğunluk farkları, yaprakların biçimi gibi pek çok detay, özel olarak yaratılmış ve bitkilerin üreme planı bu bilgilere göre kurulmuştur. Örneğin çam kozalağının etrafındaki yapraklar, hava akımının hızını azaltarak kozalak üzerine daha fazla polen düşmesine yardım ederler. Kozalak etrafındaki yaprakların simetrik dizilişi de, herhangi bir yönden gelen polenlerin kolaylıkla tutulmasına yardımcı olur.

Elbette, bir kozalağın böylesine detaylı bilgilerle dolu bir sistemi kullanarak üremesi ancak sonsuz bilgi ve kudret sahibi olan Yüce Allah’ın üstün ve benzersiz yaratışı ile gerçekleşmektedir. Yüce Rabbimiz bu gerçeğe bir Kuran ayetinde şöyle dikkat çeker:

“(Onlar mı) Yoksa, gökleri ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) gönül alıcı bahçeler bitirdik, sizin içinse bir ağacını bitirmek (bile) mümkün değildir…” (Neml Suresi, 60)

Çam ağaçlarının üremesindeki başka bir önemli nokta da, rüzgarların kontrol altında tutuluyor olmasıdır. Rüzgarların çiçekten bağımsız olarak, kendilerine verilen taşıma görevini kusursuz bir şekilde yerine getirmeleri de hiç kuşkusuz ki yine Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah’ın lütfu sayesinde gerçekleşmektedir. Rabbimiz bu durumu bir ayetinde şu şekilde bildirir:
“Ve aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik…” (Hicr Suresi, 22)

ogutler%281%29 Ramazan Sohbetleri 7.Gün

Kuran Ahlakının Müminlere Kazandırdığı Bir Üstünlük: Kalite Anlayışı

Kuran ile kendisine bildirilen bilgilere sahip olan bir mümin, hayatının her anında üstün bir ahlak sergileyebilecek bir anlayış kazanır. İmanından kaynaklanan Allah korkusuyla, “Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.” (Enfal Suresi, 29) ayetiyle bildirildiği gibi, “doğru ve yanlışı ayırt edebilecek bir akla” sahip olur. Yüce Allah’ın bir rahmeti olarak, hayatının her anında kendisine iyi ve kötü olan herşeyi ilham eden vicdanı sayesinde de iyinin daha iyisini, güzelin daha güzelini de kolaylıkla görebilir. Bu kararlılık ve süreklilik de mümini, Allah’ın izniyle dünya şartlarında bir insanın ulaşabileceği en üstün ahlak seviyesine ve tavır mükemmelliğine ulaştırır.

Müminlerin Sahip Oldukları Kalite Anlayışı

Kuran ahlakı tam olarak yaşandığı takdirde, kişilerin yetiştikleri koşullar, içinde bulundukları şartlar, eğitim seviyeleri, kültür düzeyleri, bilgi ve görgü anlayışları her ne olursa olsun, bu kalite kişilerin tüm tavırlarına yansır. Davranış şekillerinden konuşma üsluplarına, oturmalarına kalkmalarına, giyim tarzlarına ve temizliklerine; estetik ve sanat anlayışlarından sofra adabına, yemek yeme şekillerine, yürüyüşlerine, espri anlayışlarına, gülmelerine kadar akla gelebilecek her konuda bu özellikleri dikkati çeker.

Sabah uyandıkları andan gece uykuya daldıkları ana kadar yaptıkları her işte Kuran ahlakına göre düşünmeye, konuşmaya ve hareket etmeye büyük bir özen gösterirler. Tüm tavırları, konuşmaları, estetik zevkleri, sanat anlayışları ve görgüleriyle diğer insanlara örnek davranışlar sergilerler. Bu özellikleriyle bir arada olunmaktan hoşlanılan, insanlara fayda sağlayan, her zaman güzelliklere vesile olan ve kendi tavırlarıyla da çevrelerine sürekli olarak güzellik sunan bir anlayış içerisindedirler.

Müminler Üstün Kalite Anlayışını Nasıl Kazanırlar?

-Yüce Allah’ın Kadrini ve Kuvvetini Hakkıyla Takdir Ederek….

-Allah Korkularını Güçlendirerek…

-Daima Şükrederek…

-Derin Düşünerek…

-Yüce Allah’a Coşkulu ve Tutkulu Bir Sevgiyle Bağlanarak…

Kaliteli Tavırlara Sahip Olmak Çok Kolaydır

Gerek tavırlarda gerekse konuşma üslubunda kaliteli olmak için çözüm; Allah’tan samimi olarak korkmak ve Kuran ahlakını eksiksiz olarak yaşamaktır. Allah’tan gereği gibi korkup sakınmak, her an her yerde vicdanını kullanmak, kişiyi kalitesiz tavır, konuşma ve düşünce şeklinden tamamıyla sakındırır.

Allah Kuran’ın “Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır. Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin.” (Kalem Suresi, 3-4) ayetleriyle Peygamber Efendimiz (sav)’in ahlakını övmüş ve tüm Müslümanlara örnek göstermiştir.

Peygamberimiz (sav)’in de “İmanın kemali, güzel ahlakladır” (G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 344/4) sözleriyle belirttiği gibi, imanın en önemli alametlerinden biri güzel ahlaktır. Bu nedenle güzel ahlakın en güzel örneklerini öğrenmek ve uygulamak önemli bir ibadettir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), üstün ahlakı, aklı, feraseti, basireti, tevazusu, sevgisi ve merhametiyle tüm müminlere örnek olmuş, bulunduğu ortamlar en güzel ve hikmetli sohbetlerin olduğu, coşkulu, muhabbetli, temiz, ferah, huzur ve güven veren kaliteli ortamlar haline gelmiştir.

Peygamber Efendimiz (sav)’in çevresinde bulunan yakın sahabelerinin aktardıkları olaylardan, Peygamber Efendimiz (sav)’in “son derece nezih, kaliteli, latif ve ince düşünceli” olduğu anlaşılmaktadır. Peygamberimiz (sav) edep, terbiye ve görgü kurallarını hayatında en kaliteli ve en ideal şekliyle uygulamıştır. (www.sonpeygamberhzmuhammed.com)

fosil%281%29 Ramazan Sohbetleri 7.Gün

Karides

0064%281%29 Ramazan Sohbetleri 7.Gün

Dönem: Mezozoik zaman, Jura dönemi

Yaş: 208 -146 milyon yıl

Bölge: Solnhofen Oluşumu, Almanya

Resimde görülen karides fosili yaklaşık 200 milyon yaşındadır ve 200 milyon yıldır hiç değişmeyen karidesler, “evrimsel bir süreç yaşanmadığını” söylemektedir. Fosil kayıtları evrim teorisine en büyük darbeyi indiren bulgulardan biridir, çünkü;

1. Evrimciler canlıların sürekli küçük değişiklikler geçirerek ilkelden gelişmişe doğru ilerlediğini iddia ederler. Fosil bulguları ise canlıların yüz milyonlarca yıl boyunca en ufak bir değişime dahi uğramadığını ispatlamıştır.

2. Evrimciler tüm canlıların hayali bir ortak atadan türediklerini öne sürerler. Bugüne kadar canlı türlerinin atası olarak kabul edilebilecek tek bir tane dahi fosil örneğine rastlanmamıştır.

3. Evrimciler, canlıların birbirlerinden türediklerini ve bu durumu gösteren ara geçiş formları olduğunu söylerler. 150 yıldır yapılan araştırmalar sonucunda ele geçirilen milyonlarca fosil içinde bir tane bile ara canlılara ait fosil bulunmamıştır. (http://www.evrimyalani.com)

ahirzaman%282%29 Ramazan Sohbetleri 7.Gün

İNSANLAR HZ. MEHDİ (A.S.)’Yİ EVLERİNDE, SOKAKLARDA GÖRECEKLER, ONU SIKLIKLA İZLEYECEKLER; ANCAK ‘HZ. MEHDİ (A.S.)’ OLDUĞUNU FARK ETMEYECEKLERDİR

Sedir-i Seyrefi der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık aleyhisselam’dan duydum ki: … Hakkı gaspolunan ve inkar olunan mazlum imamınız ve bu (gaybetin) sahibi (HZ. MEHDİ (A.S.)) ONLARIN ARASINDA DOLAŞIR, PAZARLARINDA GEZER, ONLARIN BASTIĞI YERLERDEN GEÇER. AMA ONLAR ONU (HZ. MEHDİ (A.S.))’Yİ TANIMAZLAR, ta ki sonunda Allah kendisini onlara tanıtması için tıpkı Hz. Yusuf’a verdiği gibi ona izin verir.1

Amr bin Sa’d, Emirülmüminin Ali bin Ebi Talib aleyhisselam’dan nakleder: “… Ali’nin Rabbine andolsun ki hüccet (HZ. MEHDİ (A.S.)) AYAKTA OLACAK, DÜNYANIN YOLLARINDA YÜRÜYECEK, EVLERE VE SARAYLARA GİRECEK, BU YERİN DOĞUSUNDA VE BATISINDA GEZECEK, SÖZLERİ DUYULACAK, CEMAATE SELAM VERECEK, GÖRECEK ama vaadedilen zamana ve gökten şu ses gelene kadar bilinmeyecek.”2

Peygamberimiz (sav), ortaya çıkışından önceki dönemde Hz. Mehdi (a.s.)’nin insanlar arasında sıklıkla görüleceğini; insanların onu evlerinde otururken, sokaklarda dolaşırken göreceklerini, televizyonlardan, internetten sesini duyup görüntülerini izleyeceklerini, ismini duyacaklarını, ancak buna rağmen onun Hz. Mehdi (a.s.) olduğunu tanıyıp anlamayacaklarını bildirmiştir. Aynı şekilde Hz. Mehdi (a.s.)’nin insanlar arasında, çarşılarda, pazarlarda da dolaşacağını; ancak onun Hz. Mehdi (a.s.) olduğunu ummadıkları için insanların yine onu herhengi biri zannedip tanımayacakları da belirtilmiştir. Hadislerde verilen bu bilgiler, Hz. Mehdi (a.s.)’nin insanlar arasında tanınan, bilinen; oldukça göz önünde olan, namı ve şöhreti herkes tarafından bilinen ancak, ‘Hz. Mehdi (a.s.) sıfatıyla tanınmayan’ bir kimse olacağını göstermektedir.

1 (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 189)
2 (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 167)

nedemisti%281%29 Ramazan Sohbetleri 7.Gün

KRİZİ YENEN İLK ÜLKE TÜRKİYE OLUR

Ne Demişti

Azerbaycan Novoye Vremya, 6 Ekim 2008

Muhabir: Dünyada yaşanan global kriz hakkında ne söylersiniz?

Adnan Oktar: TÜRKİYE’YE HİÇBİR ŞEY OLMAZ. Türk İslam ülkelerine hiçbir şey olmaz. Orada bir bereket ve bolluk olacaktır. Bundan sonra bereket bolluk çağı olacak İnşaAllah. Biz altın çağa giriyoruz Allah’ın izniyle. Türk ülkeleri bundan sonra mutlu olacak, sevinçli olacak, ferahlık içinde olacaklardır. Bu krizlerde geçici olan şeyler, bunlar bizi etkilemez, ama biz tabi Amerika’nın da krize girmesini istemeyiz, Hıristiyanların zor durumda kalmasını istemeyiz. O konuda da elimizden gelen çabayı gösteririz İnşaAllah.

Başkent TV, 13 Şubat 2009

Adnan Oktar: Kriz Türkiye’yi tabi gecikmeli olarak vurdu. Bu doğru ve vurmaya da devam eder. Fakat bizim milletimizin güzel bir yönü vardır. İslam ahlakı ve yardımlaşma ruhu çok güzeldir. O mecburi bir mal hareketliliği, para hareketliliği meydana getiriyor, getirir. O YÜZDEN BİZE YANSIMASI AVRUPA’DAKİ ŞİDETTE OLMAZ VE OLMAYACAK. Ama bizim asıl kurtuluşumuz Türk İslam Birliği ile olacaktır. O zaman değil kriz, zenginlikten insanlar rahatsız olacak.



Ne Oldu


Türkiye, 19 Haziran 2009
 Ramazan Sohbetleri 7.Gün
İngiliz The Guardian gazetesi, ekonomideki gelişmeleri ekonomi uzmanlarıyla birlikte değerlendirdiği haberinde, 2010 yılında Avrupa’da ekonomisi normale dönen ve kalkınmaya başlayacak olan ilk ülkenin Türkiye olabileceğini yazdı. Türkiye’nin bu durumunu bankacılık sistemindeki sağlam yapıya ve ülkenin genç nüfusuna borçlu olduğunun altını çizen gazete, birçok uluslararası analistin Türkiye’yi “Boğaz üzerine kurulu Çin” olarak adlandırdığını ve 2010’da Türkiye için en az yüzde 3 büyüme beklendiğini yazdı.

sizin icin sectik%281%29 Ramazan Sohbetleri 7.Gün

KURAN’DAN SIRLAR

site7 Ramazan Sohbetleri 7.Gün

Allah, Kuran’da insanlara ibadetlerin, emir ve yasakların, güzel ahlak özelliklerinin yanısıra birçok sırrı da haber verir. Bunlar, çok önemli sırlardır ve insan, çevresine dikkatli bir gözle baktığında, hayatı boyunca bu sırların gerçekleştiğine şahit olur. Bu sırlar, Kuran dışında hiçbir kaynakta bulunmazlar. Dünyanın en kültürlü, en zeki, en araştırmacı veya gözlemci insanının dahi haberdar olamayacağı bu önemli sırların tek kaynağı Kuran’dır.

Allah’ın Kuran’da bildirdiği bu sırlardan haberdar olmayan insanlar, hayatları boyunca bunları bilmemenin sıkıntı ve zorluğu içinde yaşarlar, ancak neden sıkıntı ve zorluk içinde olduklarını da bilmezler. Kuran’ın bu sırlarını öğrenenler içinse dünya hayatı çok kolaydır, sevinç ve heyecan doludur.

Bu sitede, Allah’ın insanlara sır olarak bildirdiği bazı ayetlerle ilgili konulara yer verilmiştir. Bu ayetleri okuyan, ayetlerde bildirilen sırlara dikkati çekilen her insanın yapması gereken, çevresine akıl ve hikmet gözüyle bakmak ve her olayı Kuran’a göre değerlendirmektir. O zaman, Kuran’ın sırlarının hem kendi hayatına, hem de tüm insanların hayatına tamamen hakim olduğunu heyecanla fark edecektir.

Popularity: unranked [?]

KIYAMETİN KOPMA TARİHİNE İŞARET EDEN HADİSLERDEKİ ÇELİŞKİLER NAKİL HATASIDIR, HADİSLERDE ANLATILANLARIN ORTAK NOKTASINA BAKMAK GEREKİR

27 Ağustos 2009 Yazan sabahyildizi

Kıyametin kopacağı vakte işaret eden hadislere bakıldığında, verilen zaman bilgisi açısından hadislerde bir ittifak olmadığı görülmektedir.

Böyle bir durumda hadislerdeki bilgilerin ittifakla dikkat çektiği ortak noktaya bakmak gerekmektedir. Örneğin dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğuna dair Ehl-i Sünnet’in büyük alimlerinden Suyuti Hazretleri’nin tasnif ettiği 8 hadis incelendiğinde de, bu hadislerin tümünde aynı konunun anlatıldığı, aralarında bir ortak nokta bulunduğu anlaşılmaktadır.

Hadislerde anlatılan olayların benzerliği, ancak zaman birimi açısından zıtlık olması, hadislerin Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den günümüze kadarki nakli esnasında hata yapılmış olabileceğini göstermektedir. Bu nedenle kıyametin ne zaman kopacağını anlatan hadislerdeki nakil hataları makul görülerek hadislerdeki ortak noktaya dikkat verilmesi gerekmektedir.

schmetterling111ahfx6 KIYAMETİN KOPMA TARİHİNE İŞARET EDEN HADİSLERDEKİ ÇELİŞKİLER NAKİL HATASIDIR, HADİSLERDE ANLATILANLARIN ORTAK NOKTASINA BAKMAK GEREKİR
1. AÇIKLAMA:

Kıyametin vaktini tarif eden hadislerden, ahirzamanın başlamasının ardından kıyamete kadar insanların ortalama 120 sene kadar yaşayacak oldukları anlaşılmaktadır. Bu süre ise, başlangıcında dinsiz sistemlerin hakim olacağı, sonrasında Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuru ve Hz. İsa (a.s.)’nın ikinci kez yeryüzüne gelişi ile birlikte İslam ahlakının bütün dünyaya hakim olacağı, en son aşamada ise İslam ahlakının dünya üzerinden tamamen zayıflayıp silineceği ve dinsizliğin hakim olduğu dünyanın son dönemi olacaktır. Yani bu 120 yıllık sürecin başında ve sonunda dinsizlik cereyanı şiddetli olacak, bu sürecin ortasında ise İslam ahlakının dünya hakimiyeti yani Altın Çağ yaşanacaktır.

Kıyametin vaktini uzak göstererek kendilerince insanların korku duymasını engellemeye çalışmak da akılcı ve dürüst bir tavır değildir. Kıyamet uzak bir zamanda kopacak olsa da, zaten her insan öldüğü zaman kıyameti görecektir. Peygamberimiz’den rivayet edilen bir hadiste:

Bir sohbette derin bir gürültü işitildi. Buyurdu ki: “Bu gürültü, yetmiş seneden beri Cehennem tarafına yuvarlanan bir taşın bu dakikada Cehennem’in dibine yetişip düşmesinin gürültüsüdür.” Bu hayret verici haberden sonra birisi geldi dedi: “Ya Resulullah! Yetmiş yaşında bulunan filan münafık vefat etti, Cehennem’e gitti.


(Müslim: Cennet, 31, hadis no: 2844; Müsned, 3:341, 346)

Bu hadisten de anlaşıldığı üzere peygamberimiz o an yaşadığı, diğer insanlar da yaşadığı halde, hadiste bahsi geçen münafık ölmüş, sorgulanmış, cehenneme gitmiştir. Bütün olaylar çok süratli bir şekilde gerçekleşmiştir. Bu nedenle ölen herkse zaten kendi kıyametini görüp şahit olacağı için, sırf insanlar korkarlar diye kıyamet vaktini uzak dönemlere ertelemek hem dürüst bir hareket olmayacaktır hem de gerçekleri değiştirmeyecektir.

schmetterling111ahfx6 KIYAMETİN KOPMA TARİHİNE İŞARET EDEN HADİSLERDEKİ ÇELİŞKİLER NAKİL HATASIDIR, HADİSLERDE ANLATILANLARIN ORTAK NOKTASINA BAKMAK GEREKİR

2. AÇIKLAMA:

Güneşin batıdan doğması hakkındaki hadisin ikinci açıklaması ise Hz. Mehdi’nin batı tarafında zuhur edeceği olabilir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen başka bir hadiste de Hz. Mehdi (a.s.)’ye güneş benzetmesi yapılmaktadır.


HZ. MEHDİ (A.S.) BÜTÜN GAM VE ZULMETLERİ GİDERECEK GÜNEŞTİR. İhsanda bulunduğu zaman pek bereketli bir yağmurdur.


(Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s. 188)

Ayrıca Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen bir hadiste Hz. Mehdi (a.s.)’nin “batıdan” çıkacağı bildirilmektedir.

Hafız Ebu Nuaym’ın rivayet ettiği hadis-i şerifte Resul-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur: İşte (öyle müşkül (sıkıntılı, zorlu) bir) zamanda MAĞRİP (BATI) MEMLEKETİNİN EN UZAK BÖLGESİNDEN ve Resul-i Ekrem Efendimizin muhterem kızı Fatma’nın evlatlarından bir kimse ortaya çıkacaktır. İşte o zat ahir zamanda faaliyette bulunacak olan Mehdi’dir. Ve Mehdi’nin zuhuru da kıyamet alametlerinin ilkidir.


(Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Müellif Ali bin Hüsammeddin el Muttaki, Kahraman Neşriyat Kitabevi, s. 16)

Bilindiği gibi Türkiye, İslam ülkelerinin en batısında yer almaktadır. Hadisteki bilgiler, Hz. Mehdi’nin Türkiye’den çıkacağına işaret etmektedir. Bu hadis gözönünde bulundurulduğunda güneşin batıdan doğacağını haber veren hadis-i şerifteki bilginin de aynı şekilde Hz. Mehdi (a.s.)’nin batı tarafından zuhur edeceğine işaret ettiği düşünülebilir.

Bu takdirde, Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuru için, Peygamber Efendimiz (sav)’in diğer hadislerine dayanarak Hicri 1400 yılını esas alırsak, güneşin batıdan doğuşundan 120 sene sonra kıyamet başlayacak ifadesi de Hicri 1520’li yıllara denk gelmektedir. Said Nursi’nin verdiği tarihlerde de Hicri 1520’ler Müslümanlığın zayıflamaya başlayacağı ve küfür sisteminin dünyaya tam hakim olacağı yıllardır. Said Nursi’nin izahlarına göre de bu yıllardan yirmi-yirmi beş yıl sonra kıyamet beklenmektedir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Popularity: 1% [?]

AHİR ZAMAN ALAMETLERİNİN AKIŞ ŞEKLİ ADETA BİR SAAT GİBİ İŞLEMEKTEDİR

27 Ağustos 2009 Yazan sabahyildizi
blink star AHİR ZAMAN ALAMETLERİNİN AKIŞ ŞEKLİ ADETA BİR SAAT GİBİ İŞLEMEKTEDİR Harun Yahya

AHİR ZAMAN ALAMETLERİNİN AKIŞ ŞEKLİ ADETA BİR SAAT GİBİ İŞLEMEKTEDİR

Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerinde hicri yüzyıl başı olan Hicri 1400’de zuhur edecek olan; en büyük müceddid, kutb-u azam ve en büyük veli olan Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişini haber veren çok belirgin olayların varlığından bahsetmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen tüm bu alametlerin, içinde yaşadığımız Hicri 1400’lerde ardı ardına gerçekleşiyor olması, Hz. Mehdi (as)’ın çıkış döneminde olduğumuzu göstermesi açısından son derece önemlidir.

Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların artarda kopması gibi.


(Ramuz-El Ehadis, 277/6; Camiü’s-Sagir, 3/167)

Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerle bildirdiği ahir zamanda gerçekleşecek bu olaylar adeta birer zaman belirleyicisidirler ve aşamalı zamanları temsil etmektedirler. Bu yönleriyle; ahir zaman olaylarının bütünü bir saat gibidir ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunu müjdeleyen olaylar, tüm safhalarıyla bu saat üzerinde aşama aşama mevcuttur. Öyle ki, bizim bu saate yani olayların akış sırasına bakarak ahir zamanın neresinde olduğumuzu tesbit etmemiz de söz konusu olmaktadır. Hatta yine Peygamberimiz (s.a.v.)’in ahir zaman ile ilgili bu hadislerine bakarak gelecekte olacak olaylar hakkında fikir sahibi olmamız da Allah’ın izniyle mümkündür.

bis susleme5 AHİR ZAMAN ALAMETLERİNİN AKIŞ ŞEKLİ ADETA BİR SAAT GİBİ İŞLEMEKTEDİR

ÖNCÜ ALAMETLER


HZ. MEHDİ (AS)’IN ZUHUR ZAMANI YAKINDIR. ONUN ZUHUR ZAMANI OLAN YÜZ (ASIR) BAŞINA GELİNCEYE KADAR NİCE MEBDE’LER (BAŞLANGIÇ ALAMETLERİ) VE MUKADDİMELER (ÖN ALAMETLER) ZUHUR EDECEKTİR.

HZ. MEHDİ (AS) DAHA BÜYÜKTÜR. Onun sebebi ile, İslam’a ve Müslümanlara büyük takviye gelecektir. Onun velayetinin dahi, zahir ve batın büyük tasarrufu vardır. Nice harika hallerin ve kerametlerin sahibi olacaktır. ONUN ZAMANINDA, NİCE HAYRET VEREN HALLER ZUHUR EDECEKTİR. … Onun vücudunun zuhurundan evvel, adet harici HARİKA HALLER MEYDANA GELE.


İmam-ı Rabbani, Mektubat-ı Rabbani, 2. cilt, 381. Mektup, s. 1184-1186)

Ahir zamanda zuhur edecek ve din ahlakının ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünneti seniyyesinin tüm dünya üzerinde hakim olmasına vesile olacak olan Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru öncesinde meydana gelecek olan alametler öncü alametlerdir. Bu alametler Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunun yaklaştığını müjdeleyen ön alametlerdir.

1.    Hicri 1400 (1979) Öncesinde Meydana Gelen Yaygın Katliamlar

Hz. Mehdi (as)’dan önce, yaygın katliamların vuku bulacağı büyük bir fitne görülecektir.


(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 37)
-    Yaklaşık 60 milyon kişinin hayatını kaybettiği 2. Dünya savaşı, dünyanın gördüğü en büyük savaşlardan biriydi. Tüm Avrupa’yı, Rusya’yı, Asya’nın bir bölümünü, Japonya ve Amerika’yı da içine alan savaş çok geniş bir alanda çok büyük katliamlar yaşanmasına sebep oldu.

-    1945′te Nazilerin ölüm kamplarından birinde (Nordhausen, Almanya) çekilmiş olan fotoğraf, 2.Dünya Savaşı’nda yaşanan vahşetin dellilerindendir.

-    Almanya’nın Nüremberg şehrinin 1945 senesinde çekilmiş resimlerinde 2. Dünya Savaşı’ndaki katliam ve yıkımların boyutları açıkça görülmektedir.

-    1948′de, 1956′da, 1967′de ve 1973′de yaşanan Arap-İsrail savaşları sırasında binlerce insan hayatını kaybederken yüzbinlercesi de yurtlarından oldu.


bis susleme5 AHİR ZAMAN ALAMETLERİNİN AKIŞ ŞEKLİ ADETA BİR SAAT GİBİ İŞLEMEKTEDİR


2.    Şehirlerin Yok Olması

Büyük şehirler dün sanki yokmuş gibi helak olur.


(Kitabül Burhan Fi Alametil Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 38)

1945 yılında Amerika’nın Hiroşima’ya attığı atom bombasının patlama anında ve hemen sonrasında yaklaşık 100.000 kişi ölmüştür. Hiroşima felaketinden 3 gün sonra yine Amerika’nın Nagasaki’ye attığı bir diğer atom bombası yüzünden patlama anında yaklaşık 40.000 kişi hayatını kaybetmiştir. Bombalar bir yandan insanların ölümüne sebep olurken, diğer yandan da çok büyük bir yerleşim alanı harap olmuş, hayatta kalan bölge halkında ise radyasyon nedeniyle nesiller boyu düzeltilemeyecek genetik ve fizyolojik bozulmalar meydana gelmiş, bu şehirlerin tam hadislerde bildirildiği gibi yok olmasına sebep olmuştur.

3.    Eski Ürdün Kralı Abdullah’ın Öldürülmesi

Hz. Mehdi (as)’ın çıkış alametlerinden birisi de, Haşimiler’den üst düzey birinin öldürülmesidir.


(Risalet-ül Huruc-ül Mehdi, s.12)

Bilindiği gibi Ürdün, Haşimi Krallığı olarak anılmaktadır. Ürdün Kralı Abdullah, 1951′de İngilizler tarafından öldürtülmüştür.

4.    Hicri 1400′den Önce Öldürülen Şam ve Mısır Melikleri

Ondan önce Şam ve Mısır melikleri (hükümdar, memleket sahibi) öldürülecektir…


(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 49)

1920′de öldürülen Suriye’nin eski Cumhurbaşkanı Salah Al-Deen Beetar.

1921′de öldürülen Suriye Başbakanı Droubi Paşa.

1949′da suikaste uğrayan Suriye Başbakanı Muhsin al-Barazi.

1910 yılında suikaste uğrayan Mısır Başbakanı Butros Gali.

1945 yılında öldürülen Mısır Başbakanı Ahmed Maher Paşa.

1948′de bir suikast sonucu öldürülen Mısır Başbakanı Mahmoud Nukrashy Paşa.

bis susleme5 AHİR ZAMAN ALAMETLERİNİN AKIŞ ŞEKLİ ADETA BİR SAAT GİBİ İŞLEMEKTEDİR

5.    Mısırlıların Esir Alınması


Şam ehli, Mısırlı kabileleri esir alacaklardır.


(El Kavl-ul Muhtasar Fi Alamat-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 49)

26 Ekim 1956 tarihinde İsrail Mısır’a saldırdı ve Sina Yarımadası’nı işgal etmeye başladı. Birleşmiş Milletler’in araya girmesiyle sıcak çatışmalar bir süre sona erdi ve İsrail sınırına BM Barış Gücü yerleşti. 1967 yılındaki 6 Gün Savaşı ise İsrail-Mısır arasındaki başka bir savaştı. 5 Haziran’da İsrail Hava Kuvvetleri, Mısır’ın bazı hava üslerine saldırılarda bulundu. Bu saldırılar nedeniyle çok büyük zarar gören Mısır Hava Kuvvetleri 5 Haziran’ı takip eden günlerdeki çatışmalarda hiçbir etkinlik gösteremedi. Sina’daki Mısır birlikleri geri çekildi. 9 Haziran’da İsrail, Golan tepelerine saldırdı ve bölgeye egemen oldu. Bu arada Batı Şeria ve Kudüs’ü de yavaş yavaş ele geçiriyorlardı. Bu savaşın sonunda İsrail, Gazze Şeridi ile Sina Yarımadası’nın tümünü, Şeria akarsuyunun Batı yakasını (Batı Şeria), Kudüs kentini ve Golan tepelerini ele geçirdi. Daha sonra yapılan anlaşmalarla İsrail Sina’dan tamamen çekildi. Ancak bugün halen Batı Şeria, Golan tepeleri ve Kudüs İsrail işgali altındadır. Bu savaşlar sırasında oldukça fazla sayıda Mısırlı, İsrail askerleri tarafından esir alındı. Pek çok Mısırlı da hayatını kaybetti.

6.    Şam’da Fitneler

Şam’da fitneler bir taraftan sakinleştikçe, diğer bir taraftan alevlenir…


(Risalet-ül Huruc-ül Mehdi, s. 63)
Şam bölgesi sadece Suriye’nin başkenti olan Şam şehri ile sınırlı değildir. Şam, Arapça’da kelime manası olarak “sol” anlamına gelir ve eskiden beri Hicaz bölgesinin (Mekke ve Medine şehirlerinin bulunduğu bölge) sol tarafında kalan ülkeleri ifade eder. Yaklaşık elli yıl içinde, bu bölgede yaşanan belli başlı büyük olayları şöyle sıralayabiliriz:

Birinci Arap İsrail Savaşı 1948

Süveyş Savaşı 1956

Altı Gün Savaşları 1967

Yom Kippur Savaşı 1973

Lübnan İç Savaşı 1975-1991

Filistin topraklarında halen süregiden çatışma ve gerginlikler… 2000-…


7.    Ay’ın Yarılması

1969 yılında ilk defa aya çıkıldı.

Kuran’ın 54. Suresi’nin adı “Kamer”dir. ‘Kamer’ in Türkçe karşılığı ise “Ay”dır. Bu surenin birinci ayetinde kıyamet vakti ile ilgili çok önemli işaret bulunmaktadır:

Saat yakınlaştı ve Ay yarıldı. (Kamer Suresi, 1)


Ayette kullanılan “yarmak” fiilinin Arapça karşılığı, “şakka”dır. Bu kelimenin Arapça’da farklı anlamları bulunmaktadır. Bazı Kuran tefsirlerinde “ikiye yarılmak” manası tercih edilmekle birlikte, “şakka” kelimesi Arapça’da “toprağı sürme, toprağı kazma” anlamlarında da kullanılmaktadır. ‘Ay’ın yarılması’, 20 Temmuz 1969′da Ay yüzeyinde yapılan çalışmalar ile gerçekleşmiştir. Bu tarihte Amerikalı astronotlar Ay’a ayak basmışlar, Ay toprağını kazarak üzerinde bilimsel araştırmalar yapmışlar, taş ve toprak örnekleri toplamışlardır. Bu gelişmeler ayetteki ifadelere tam olarak uymaktadır.

Bu konuda çok önemli bir işaret daha vardır. Kamer Suresi’nde geçen bu ayetin bazı kelimelerinin ebced değeri bizlere Ay’a ayak basma yılı olan 1969 tarihini vermektedir.

… Saat yakınlaştı ve Ay yarıldı…


Ebced: HİCRİ: 1390 MİLADİ: 1969

Ancak şunu da belirtmeliyiz: Elbette Ay’ın yarılması olayı, Allah’ın Peygamberimiz (sav)’e verdiği mucizelerden biridir. Bir hadiste bu mucize şöyle bildirilmiştir:

… Said ibn Ebi Arube, Katade’den; o da Enes ibn Malik (R)’den tahdis etti: Mekke ahalisi Resulullah’tan kendilerine bir ayet (bir mucize) göstermesini istediler. O da onlara Ay’ı iki bölük gösterdi, hatta Mekkeliler Hıra Dağı’nı o iki bölük arasında gördüler. (Sahih-i Buhari ve Tercemesi, cilt 8, no.88)

bis susleme5 AHİR ZAMAN ALAMETLERİNİN AKIŞ ŞEKLİ ADETA BİR SAAT GİBİ İŞLEMEKTEDİR

8.    Allah’ın Açıkça İnkar Edilmesi

Allah apaçık inkar edilir hale gelmedikçe kıyamet kopmaz.


(Kitabül Burhan Fi Alametil Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 27)


19. yüzyılın sonundan itibaren yaygınlaşmıştır. Materyalizm ve Darwinizm gibi Allah’ın varlığını ve Allah’ın tüm kainatı yoktan var ettiğini inkar amacıyla oluşturulmuş felsefeler özellikle 19. yüzyıl itibariyle insanlara çeşitli propaganda yöntemleriyle kabul ettirilmeye çalışılmaya başlanmıştır.

9.    Hz. Mehdi (as)’ın Çıkışından Önce Büyük Bir Olay Meydana Gelecektir
Hz. Mehdi (as) çıkmadan önce medinede (büyük bir şehirde) simsiyah taşların bile kan içinde kaybolacağı büyük bir vak’a olacaktır. Bu olayda bir kadının öldürülmesi bir kamçının sallanması kadar kolay olacaktır. Ve bu olay 2 km kadar yayılacaktır.


(EI-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-iI Muntazar, 41)

Bu hadisin işaret ettiği olay 1 Mayıs 1977’de meydana gelen onlarca kişinin ölmesine ve yüzlerce kişinin yaralanmasına neden olan ve asfaltların kanla kaplandığı Taksim olaylarına işaret etmektedir.

Arapça’da Medine kelimesi aynı zamanda büyük şehir karşılığında da kullanılmaktadır. Aşağıdaki hadis buna örnektir.

Hz. İbni Amr’dan rivayet edilmiştir. Resulullah (sav) buyurdu ki:

Ey Ummet! Altı şey vardır ki, onlar olmadan kıyamet kopmaz… Altıncısı da medinenin fethi.
Denildi ki: Hangi medine? Buyurdu ki: Kostantiniyye. (İstanbul)

(Bu İstanbul’un Hz. Mehdi (as) tarafından yapılacak manevi fethidir.)

(Kıyamet Alametleri, s. 204  Ramuz EI Ehadis 1/296)


1 Mayıs Taksim olayında 34 ölü ve 200 kişinin yaralanmasından akan kanlar, siyah taşlar (yani asfalt yol) üzerine dökülmüş ve bu kanlar caddeye yayılmıştır.

10.    Fırat’ın suyunun Kesilmesi


Hz. Mehdi (as)’ın alametlerindendir: Fırat Nehrinin durdurulması.


(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 39)

1975 yılında Fırat Nehri üzerine Keban barajı kurularak Fırat’ın suyu ilk defa baraj sistemiyle kesilmiştir.

bis susleme5 AHİR ZAMAN ALAMETLERİNİN AKIŞ ŞEKLİ ADETA BİR SAAT GİBİ İŞLEMEKTEDİR



BAŞLANGIÇ ALAMETLERİ

Başlangıç alametleri adını verdiğimiz ahir zaman alametleri Peygamberimiz (s.a.v.)’in, Hz. Mehdi (as)’ın zuhur ettiğini müjdeleyen ve aynı bir kolyenin boncukları gibi ardı ardına gerçekleşen alametleri ifade eden olaylar bütünüdür. Bu alametlerin hepsi, Hicri 1400’ün başlangıç günü itibariyle zincir şeklinde arka arkaya gerçekleşmiştir.

1.    Masum Sivillerin Katledilmesi

Çok acıklı durumlar ve elim manzaralar görülür. Fitneler arka arkaya devam eder… Ana, baba, kız, erkek herkesi öldürür… Bunların arasında fitne, şiddet, helak ve kaçmalar olur. Ne zaman bitti denilir, gene de devam eder gider.


(Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 36)
-    1979′da Afganistan Ruslar tarafından işgal edildi, işgal yılları boyunca büyük zulme maruz kalan Afganistan’da 3 milyon kişi yurdunu terk etmek zorunda kaldı.

-    1980-1988 yılları arasında süren İran-Irak Savaşı sırasında yaklaşık 1 milyon kişi hayatını kaybetti.

-    1982 yılında İsrail’in Lübnan’ı işgali sırasında Sabra ve Şatilla kamplarına yapılan baskın, tarihe en kapsamlı ve en büyük soykırımlardan biri olarak geçti. Hıristiyan Falanjist grupların İsrail askerlerinin desteği ve yönlendirmesi ile gerçekleştirdikleri baskın esnasında, çoğu kadın ve çocuklar olmak üzere 3.000′den fazla insan katledildi.

-    1992-1995 yılları arasında Sırplar tarafından Boşnaklara karşı Bosna-Hersek topraklarında büyük bir soykırım yapılmıştır. 300 bin kişinin öldüğü savaşta, sadece Srebrenica Katliamı sırasında 8 bin Müslüman bir günde katledilmiştir.

-    Ruanda’da Hutularla Tutsiler arasında 1960′lardan itibaren süren karışıklıklar 1990′da yüzbinlerce insanın ölmesine veya evlerini terk etmesine neden olan büyük bir iç savaşa dönüştür.

-    1991′deki I. Körfez Savaşı sırasında yaklaşık 200 bin insan hayatını kaybetti.

-    1997 yılının ilkbaharında 5 büyük ülkeyi, Zaire, Ruanda, Uganda, Burundi ve Tanzanya’yı içine alan bir bölgeyi etkileyen bir savaş, iki büyük kabile arasında yaşandı.

-    2003 yılında başlayan Irak işgalinde aradan geçen 6 yıl içerisinde yaklaşık 1 milyon kişi öldü, 4 milyon kişi de evini terk edip mülteci konumuna düştü.

2.    Afganistan’ın İşgali


Talikan’a (Afganistan’a) yazık oldu. Şüphesiz Allah Teala’nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır.


(Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 59)


1979 yılında Afganistan toprakları Rusya tarafından işgal edilmiştir.

3.    Kabe Baskını ve Kabe’de Kan Akıtılması

Onun çıkacağı yıl, insanlar hacca, başlarında bir emir bulunmadan gidecekler… Hep birlikte Beyt-i Şerif’i tavaf edecekler, sonra Mina’ya indiklerinde, köpekler gibi birbirine saldıracak, hacılar soyulacak, kanlar Akabe Cemresinin üzerine akacak.


(Kıyamet Alametleri, s. 168-169)


Hac sırasında gerçekleşen Kabe baskınında tam hadiste tarif edildiği şekilde bir katliam yaşanmıştır. Çok ilginçtir bu kanlı Kabe baskını da ahir zamanın başlangıcının ve Hz. Mehdi (as)’ın çıkışının diğer alametlerinin gerçekleştiği dönemin tam başında yani Hicri 1400 yılının ilk gününde, 1 Muharrem 1400 (21 Kasım 1979) tarihinde meydana gelmiştir. Bundan 7 sene sonra 1987 yılında yine Hac sırasında çok daha büyük kanlı bir olay meydana gelmiştir.

bis susleme5 AHİR ZAMAN ALAMETLERİNİN AKIŞ ŞEKLİ ADETA BİR SAAT GİBİ İŞLEMEKTEDİR

4.    Dördüncü Sulh ve Arap-İsrail Barışı

Sizinle insanlar (bir nüshada Rumlar deniyor) arasında dört sulh olacak, dördüncü sulh, Heraklius ehlinden bir adam vasıtası ile olur ve bu yedi sene devam eder..


(Kıyamet Alametleri, Osman Çataklı, 299/8)

İslam aleminden birçok kimsenin kanaati, söz konusu bu hadiste geçen “4. Sulh”un, 1979′da ABD-İsrail ve Mısır arasında Amerika’da Camp David’de yapılan anlaşma olduğudur.

5.    Gökyüzünü Ateş ve Duman Kaplaması


Doğudan bir ateşi gördüğünüz zaman Al-i Muhammed’in (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) çıkmasını bekleyiniz.


(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman , s. 32)

Independenta adlı 150 bin grostonluk romen şilebi 1979 yılında Istanbul önlerinde infilak etmiştir. Bu olay sırasında büyük bir patlama gerçekleşmiş ve ardından da çok büyük bir ateş ve duman gökyüzünü kaplamıştır.

6.    İran-Irak Savaşı

1980-1988 yılları arasında İran ve Irak arasında, 1 milyon insanın hayatını kaybettiği büyük bir savaş  meydana gelmiştir.

Şevval ayında ayaklanma, Zilkade’de harb konuşmaları, Zilhicce’de ise harb vaki olacak.


(Kıyamet Alametleri, s. 166)



Faris yönünden gelecek olan bir kavimdir ki, şöyle diyecekler: “Ey Araplar! Siz fazla taassuba kaçtınız! Siz bunlara gereği gibi hak tanımazsanız, sizinle hiç kimse birlik kurmayacaktır… Bir gün, onlara ve bir gün de sizlere verilsin, ve karşılıklı sözler tutulsun…” Onlar Mutıka çıkacaklar, Müslümanlar oradan aşağı yazıya inecekler… Müşrikler öbür yandaki (Rakabe) denilen bir simsiyah olan nehrin kenarında duracaklar… Aralarında savaş olacak: Her iki ordudan, Allah, zaferi kaldıracak…

(Kıyamet Alametleri, s. 179)

- Faris yönünden gelecek olan: İran tarafından gelecek olan

- Faris             : İran – İranlı

- Yazıya inecekler    : Ovaya inecekler (Irak Ovası)

- Mutık             : Yöredeki bir dağın adı

- Rakabe         : Petrol kuyularının çok olduğu bölgedir.

“Ey Araplar! Siz fazla taassuba kaçtınız! Siz bunlara gereği gibi hak tanımazsanız, sizinle hiç kimse birlik kurmayacaktır…”

Hadisin bu bölümünde iki taraf arasında, ırkçılıktan kaynaklanan bir anlaşmazlığın olacağına dikkat çekiliyor olabilir. Bu anlaşmazlık sebebiyle, “Yazı”ya (yani Irak Ovası’na) inileceği ve savaşın başlayacağı anlaşılmaktadır.

Allah, her iki ordudan zaferi kaldıracak…

Bu hadisin de işaret ettiği gibi, İran-Irak Savaşı 8 yıl sürmüş ve binlerce kayıp verilmesine rağmen bir netice alınamamıştır. İki taraf da kesin bir üstünlük sağlayamamıştır.

bis susleme5 AHİR ZAMAN ALAMETLERİNİN AKIŞ ŞEKLİ ADETA BİR SAAT GİBİ İŞLEMEKTEDİR

7.    Büyük Olayların ve Hayret Verici Şeylerin Meydana Gelmesi

O’nun (Hz. Mehdi (as)’ın) zamanında nice hayret veren haller zuhur edecektir (meydana gelecektir).


(Mektubat-ı Rabbani, 2/258)

1970′lerin sonundan itibaren görülmeye başlanan Ebola virüsü onbinlerce kişinin ölümüne neden oldu

1985′de Kolombiya’nın Nevado del Ruiz volkanının patlaması 20.000 kişinin ölümüne yol açan büyük bir felaketti.

1985 Meksika depremi

2500 yıllık İran şahlığı yıkıldı ve İran Şahı Rıza Pehlevi öldü.

29-30 Nisan 1991′de Bangladeş’te meydana gelen sel felaketinde 139.000 insan ölmüştü. Yaklaşık yarım milyon hayvan da telef olmuştu.

1997′de Kuzey Dakota Grand Forks’da nehrin taşması ile 1.8 milyon hektar tarım alanı sular altında kalmıştı. 1 milyar dolardan fazla zarara yol açan, olay, gazetelerde Büyük Çamur: Şehir Kayboldu başlığı ile yer almıştı


1999, “Deprem Tayvan’ ı da 7.6′yla vurdu

Kabe basıldı ve çok sayıda Müslümanın kanı akıtıldı.

– Hindistan’ın Bombay kentinde bir fabrikadan sızan gaz 20.000 kişinin ölümüne yol açtı.

– İki Müslüman ülke olan İran ve Irak arasında 8 yıl sürecek bir savaş başladı.

– Ruslar, Afganistan’ı işgal etti.

– Mexico City şiddetli bir depremle yerle bir oldu.

- Kuzey Kolombiya’daki Nevado Del Ruiz yanardağı 400 yıldır ilk kez patladı. Eriyen kar ve buzun oluşturduğu çamur yüzünden Armero kenti haritadan silindi. 20.000 kişi öldü.

– Bangladeş’teki sel 25.000 kişinin ölümüne sebep oldu.

– Hıristiyanlığın merkezi Roma’yı sular bastı.

– 1986′da Çin’de tarihinin en büyük orman yangını oldu.

– Hindistan Başbakanı Indra Gandi, Mısır Devlet başkanı Enver Sedat, İsveç Başbakanı Olof Palme öldürüldü.

– Papa II. Jean Paul vuruldu.

1980 yılı başlarında ilk AIDS vakaları tespit edildi. Şu ana kadar on binlerce kişinin ölümüne sebep olan bu hastalığa “Çağın Vebası” ismi verildi.

1986′da uzay mekiği Challenger fırlatılışından sonra infilak etti.

- 26 Nisan 1986′da Ukrayna’daki Çernobil Nükleer Santralı’nda şimdiye kadar görülen en büyük nükleer kaza meydana geldi. Birçok Avrupa ülkesi yayılan radyasyondan etkilendi.

– Ozon tabakasının delinmesi Dünya iklimi üzerinde çok olumsuz etkiler bıraktı.

– Sovyetler Birliği yıkıldı ve Gorbaçov’la birlikte Bağımsız Devletler ortaya çıktı.

– Irak’ın Kuveyt’i ilhak etmesinden sonra yıllarca sürecek olan Körfez Savaşı başladı.

– Ermenistan’daki depremde kent harabeye dönüştü. 500.000 kişi evini terk ederken, ölü sayısı 40.000′i aştı.

– 1989 yılında Çin’de komünist bölükler tanklarla öğrencilerin üzerine yürüdü, Tiananmen meydanında 2000 öğrenci öldü.

– Soğuk Savaş’ın sembolü olan Berlin duvarı inşasından tam 28 yıl sonra yıkıldı.

– 1990 yılında Kabe’deki tüneldeki izdihamda 1400′den fazla hacı hayatını yitirdi.

– 1991 yılında Bangladeş’te meydana gelen sellerin sonrasında yaklaşık 139.000 kişi öldü, on milyonlarca kişi evsiz kaldı.

- Son 20 yıldır Amerika’da fırtınalar, kasırgalar, hortumlar ve seller durmak bilmedi. Binlerce insan öldü, milyonlarcası evini terk etti ve zarar her seferinde milyar dolarlarla ölçüldü.

– Bosna ve Kosova’daki katliamlarda yüz binlerce Müslüman öldürüldü ve yüz binlercesi yurtlarından çıkarıldı.

– Ebola virüsü on binlerce kişinin ölümüne sebep oldu.

– El Nino tüm dünya ülkelerine çok büyük felaketler getirdi.

– 19 Ekim 1987′de Londra Borsası çöktü. Yaşanan büyük panik sonucunda 50 milyar sterlinlik değer kaybı yaşandı.

– 19 Nisan 1995′de ABD’nin Oklahoma kentindeki Federal Binaya yapılan bombalı saldırıda 168 kişi öldü.

- 22 Mart 1997′de Hale-Bopp kuyruklu yıldızı, saatte 160 km. hızla Dünya’nın 195 milyon km. yakınından geçti. Çıplak gözle izlenebilen Hale-Bopp’un geçişi, tüm dünyada milyonlarca kişi tarafından büyük bir ilgiyle karşılandı.

– 10 Mayıs 1997′de İran’daki 7.1 şiddetindeki depremde 1500 kişi öldü.

– 4 Şubat 1998′de Afganistan’daki 6.1 şiddetindeki depremde 5 bin kişi hayatını kaybetti.

– 25 Ocak 1999′da Kolombiya’daki 6 şiddetindeki depremde 1171 kişi hayatını kaybetti.

– 21 Eylül 1999′da Tayvan’daki 7.6 şiddetindeki depremde 2100′den fazla kişi hayatını kaybetti.

- 11 Eylül 2001′de ABD’ye, tarihin en büyük terörist saldırısı düzenlendi: İki yolcu uçağı, sabah mesaisinin başladığı saatlerde 18 dakika arayla New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’nin bulunduğu iki gökdeleni vurdu. Ardından bir başka uçak Pentagon’a düştü. Saldırıda beş binin üzerinde insan öldü.

– Hindistan’da büyüklüğü 7.9 olan bir deprem meydana geldi ve binlerce kişi yaşamını yitirdi.

– Avrupa’da yaşanan aşırı sıcaklar 10 binlerce insanın ölümüne neden oldu.

– 60.000 senede bir gerçekleşen bir olay meydana geldi ve Mars gezegeni Dünya’ya en yakın konuma geldi.

– Kasım 2003′te dünyanın en kurak bölgelerinden olan Mekke’de meydana gelen sel felaketinde 12 kişi yaşamını yitirdi.


bis susleme5 AHİR ZAMAN ALAMETLERİNİN AKIŞ ŞEKLİ ADETA BİR SAAT GİBİ İŞLEMEKTEDİR


8.    Şam ve Mısır Meliklerinin Öldürülmesi

O’ndan (Hz. Mehdi (as)’dan) önce Şam ve Mısır melikleri (hükümdar, memleket sahibi) öldürülecektir…


(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 49)


-    Enver Sedat 1981 yılında bir resmi geçit sırasında muhalifleri tarafından düzenlenen bir suikast sonucunda hayatını yitirmiştir.

-    1982′de bombalı suikaste uğrayan Lübnan’da Falanjist Lideri Beşir Cemayel öldü.

-    Lübnan Başbakanı Refik Hariri’ye 14 Şuabt 2005′de suikast yapıldı, Hariri hayatını kaybetti.

-    Lübnan Sanayi Bakanı Pierre Cemayel, Kasım 2006′da suikast sonucu hayatını kaybetti.

9.    Ramazan Ayı’nda Ay ve Güneş Tutulmaları

Hz. Mehdi (as) için 2 alamet vardır ki… Bunun birincisi, Ramazan’ın birinci gecesi Ay’ın ikincisi de ortasında Güneş’in tutulmasıdır.


(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 47)

-    1981 yılında (Hicri 1401′de) Ramazan Ayı’nın 15. günü Ay, 29. günü de Güneş tutulmuştur.

-    Yine “ikinci olarak”, 1982 yılında (Hicri 1402′de) Ramazan Ayı’nın 14. günü Ay, 28. günü de Güneş tutulmuştur.

Hayret uyandıracak şekilde benzer bir tutulma olayı 2002 ve 2003 senelerinde de gerçekleşmiştir.


Ay Tutulması: 20 Kasım 2002

1423 ‘te Ramazan’ın ortasında

15 gün sonra

Güneş Tutulması: 4 Aralık 2002

1423′te Ramazan’ın sonunda


Ay Tutulması : 9 Kasım 2003

1424 ‘te Ramazan’ın ortasında

15 gün sonra

Güneş Tutulması : 23 Kasım 2003

1424′te Ramazan’ın sonunda


10.    Kuyruklu Yıldızın Doğması

Hz. Mehdi (as)’ın çıkışından evvel, (her tarafı) aydınlatan kuyruklu bir yıldız doğacaktır.


(Kıyamet Alametleri, s. 200)


Ancak 76 yılda bir Dünyamızın yakınından geçen Halley Kuyruklu yıldızı 1986 yılında, 76 yıllık bir aradan sonra yeniden dünyanın yakınından geçmiştir.

Tarih boyunca bu kuyruklu yıldızın geçtiği zamanlarda Müslümanlar açısından çok önemli hatta dönüm noktası sayılabilecek olaylar meydana gelmiştir. Bunlardan bir kısmı Peygamberimiz (sav)’den aktarılan rivayetlerde de bildirilmiştir:

Bu yıldız ilk çıktığında;

Hz. Nuh kavmi helak olmuştur.

Hz. İbrahim ateşe atılmıştır.

Hz. Musa ile mücadele eden Firavun ve kavmi yok edilmiştir.

Hz. Yahya öldürüldüğünde de görülmüştür.

Siz o yıldızı gördüğünüzde fitnenin şerrinden Allah’a sığınınız. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 32)


Bu yıldız geçtiğinde meydana geldiği rivayet edilen diğer önemli olaylar da şunlardır:

Hz. İsa doğmuştur.

Peygamber Efendimiz (sav)’e ilk vahiy gelmeye başlamıştır.

Osmanlı Devleti tarih sahnesinde yer almaya başlamıştır.

İstanbul Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedildiğinde de bu yıldız görülmüştür.


bis susleme5 AHİR ZAMAN ALAMETLERİNİN AKIŞ ŞEKLİ ADETA BİR SAAT GİBİ İŞLEMEKTEDİR

11.    Müslümanların Birbirleri ile Savaşmaları

İki büyük İslam ordusu birbirleriyle harp etmedikçe kıyamet kopmayacaktır.


(Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 454, no.831)


Hicri 1400 yıllarının başından itibaren bazı Müslüman ülkeler arasında savaş ve çatışmalar yaşanmıştır. İran-Irak savaşı, Irak’ın 1990 yılında Kuveyt’in işgali vs. bu savaşlara örnektir.

12.    Sistemlerin Değişmesi

Zamanın inkitaa uğradığı (zamanın kesildiği) bir dönemde Mehdi denen bir adam gelecek…


(Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 14)

Bu hadiste Peygamber Efendimiz, Mehdi’nin “zamanın kesildiği” yani birçok hadis yorumcusunun da ifade ettiği gibi “zamanın farklılaştığı”, “sistemlerin değiştiği” bir dönemde geleceğini bildirmiştir. 20. yüzyılda dünyanın dört bir yanında hakim olan komünist rejimlerin yüzyılın sonlarına doğru yıkılması olması muhtemeldir.

-    1989 yılında Berlin Duvarı yıkılmış,

-    1991 yılında SSCB dağılmıştır.

13.    Azerbaycan’ın işgali

..Ebu Basîr der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: Babam bana şöyle buyurdu: AZERBAYCAN’DAN MUTLAKA BİR ATEŞ ÇIKACAKTIR. VE HİÇBİR ŞEY ONUN KARŞISINDA DURAMAYACAK. BÖYLE BİR ŞEY OLUNCA EVİNİZDE OTURUN. Biz ne yaparsak siz de onu yapın. (Yani biz evde otururken siz de oturun). Ve bizim kıyam edenimiz (Hz. Mehdi (a.s.)) hareket ettiğinde süratle ve hiç durmadan ona doğru koşun…


(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 311)


1990 yılı sonları itibariyle Ermeniler tarafından Azerbaycan’ın işgali gerçekleştirilmiştir.

14.    Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi


Yemin ederim ki bir ateş sizi saracaktır. O ateş bugün Berehut denilen vadide sönük vaziyettedir. O ateş içinde müthiş azap olduğu halde insanları kaplar. O ateş insanları, malları yakıp bitirir. Sekiz gün içinde rüzgar ile bulut gibi uçarak dünyanın her tarafına yayılır. Geceki sıcağı gündüzki hararetinden daha şiddetlidir. O ateş insanların başının üzerinden arşın altına kadar yaklaşarak yeryüzü ile gökyüzü arasında gökgürültüsü gibi korkunç gürültüsü olur, buyurdu.


(Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 461)

1991 yılında bu olay vuku bulmuştur. Temmuz ayında Irak’ın, Kuveyt’i işgal etmesi ve Kuveyt’e ait petrol kuyularını ateşe vermesi sonucunda Kuveyt ve Basra Körfezi’ni çok büyük bir ateş sarmıştır. Saddam’ın emriyle askerler Kuveyt’teki petrol kuyularını ateşe vermişlerdir.

15.    İsrail-Filistin Barış Görüşmeleri

Beyt-i Makdis’de barış anlaşması olacaktır.


(Risalet-ül Huruc-ül Mehdi, cilt 3, s. 184)


Beyt-i Makdis :
Mescid-i Aksa

Hadiste Beyt-i Makdis denilerek Kudüs’te gerçekleşecek bir barış anlaşmasından bahsedilimektedir. Bilindiği gibi Filistin topraklarında çatışma ve gerilim elli yılı aşkın bir süredir devam etmektedir. Ancak 1993 yılında Oslo’da yapılan barış görüşmeleri bu topraklara huzur ve güvenliğin gelmesi için önemli bir adım olmuştur.

bis susleme5 AHİR ZAMAN ALAMETLERİNİN AKIŞ ŞEKLİ ADETA BİR SAAT GİBİ İŞLEMEKTEDİR

16.    Rüzgarlar ve Kasırgalar

Kıyametten önce on alamet görmeden o, kopmayacaktır. Onuncusu, insanları denize atacak olan kasırga…


(Kıyamet Alametleri, s.288)


1987 yılının Ekim ayında Güneydoğu İngiltere 1703 yılından beri meydana gelen en büyük fırtına ile karşılaştı.

1990′da Filipinler’deki Mike tayfunu 750 kişinin ölümüne neden oldu.

1991′de Thelma fırtınası Filipinler’in Leyte adasını vurdu. 6 binden fazla kişi öldü,

1992′de Andrew kasırgasının neden olduğu hasar yalnızca Meksika Körfezi’nde yaklaşık olarak 0.50 milyar dolardır.

1995′de Filipinler’de Angela kasırgasında bin kadar kişi öldü

13 Mayıs 1996′da Bangladeş’in batısında meydana gelen fırtınalarda tahminen 500 ile 1000 kişi arasında ölüm meydana gelmiştir.

1998′de Orta Amerika’da, özellikle Honduras ve Nikaragua’yı vuran Mitch kasırgasında 9 binden fazla kişi öldü, 15 bin kişinin kaybolduğu, 2,3 milyon kişinin kasırgadan etkilendiği açıklandı.

1999′da Hindistan’ın Orissa eyaletini vuran fırtınada en az 10 bin kişi öldü.

Ağustos 2002′de Avrupa’nın orta ve doğu bölgelerinde etkili olan sellerde ölenlerin sayısı 114′ü bulmuştur. 21 Eylül 2003′de Güney Kore’de, son 40 yılda meydana gelen en şiddetli kasırgada ise 2 günde yaklaşık 200 kişi ölmüştür.

2004′de Haiti’yi vuran Jeanne kasırgasında 1890 kişi öldü, yaklaşık 850 kişi kayboldu.

2005′de Katrina kasırgası, ABD’nin güneyinde özellikle Lousiana ve Mississippi’de 1500′den fazla kişinin ölümüne neden oldu.

2007′de Bangladeş’i vuran Sidr kasırgasında en az 4 bin 400 kişi öldü, milyonlarca kişi evsiz kaldı.

17.    Tozlu Dumanlı Bir Fitne

Tozlu dumanlı, karanlık bir fitne görülecek, bunu diğerleri takip edecek…


(Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 26)


11 Eylül 2001 tarihinde, Amerika Birleşik Devletleri’nin New York ve Washington şehirlerinde meydana gelen, dünya tarihinin en büyük terör olayı gerçekleşmiştir. Televizyon ekranlarında ve gazetelerde de şahit olunduğu gibi, bu iki büyük terör olayının ardından büyük bir toz bulutu ve duman çevreyi sarıp kuşatmıştır.

18.    Depremlerin Artması

“Ümmetimde zelzeleler olur. Öyle ki, bu zelzelelerde on bin, yirmi bin, otuz bin kişi ölür. Allah, bu ölümü muttakilere öğüt, müminlere rahmet, kafirlere ise azap kılar.”


(İbni Asakır, Geleceğin Tarihi 1, Orhan Baytan, Mevsim Yayıncılık, s. 81)


1989 yılında San Fransisco’da, 1988 yılında da Ermenistan’da meydana gelen şiddetli depremlerde binlerce kişi ölmüş yüzbinlercesi evsiz kalmıştır. Hasar milyarlarca dolardır.

90′lı ve 2000′li yıllarda da depremler şiddetlenerek artmış, Kobe’deki büyük depremi, Türkiye, Atina, Tayvan ve Meksika depremleri izlemiştir.

Alaska’da gerçekleşen 9.2 şiddetindeki depremde yerde büyük yarıklar oluşmuştur.

California’da 17 Ocak 1994′de  gerçekleşen 6.7 şiddetindeki depremin maddi boyutu 40 milyar doları geçiyordu.

Kobe depremi 12 saniye sürmesine rağmen şehri tanınmaz hale getirmişti.

2008′de Çin’de gerçekleşen büyük deprem on binlerce insanın hayatını kaybetmesine, pek çoğunun da sakat kalmasına sebep olmuştur.

1985 yılında Meksika’da gerçekleşen şiddetli deprem, arkasında 1 milyon evsiz, 9.000 ölü ve 30.000 yaralı bırakmıştı. (Yanda) Harap olan Benito Juarez Hastanesi.

19.    Dünyayı Karışıklık ve Kargaşanın Kaplaması

Dünya hercü merc* içinde kaldığında, fitneler zuhur ettiğinde, yollar kesildiğinde, bazıları bazısına hücum ettiğinde, büyük küçüğe merhamet etmediği, büyüğe vakarlı davranmadığında Allah, bu sırada onlardan adavetin (düşmanlığın) kökünü kazıyarak dalalet (iman ve İslamiyet’ten ayrılmak, sapkınlık) kalelerini fethedecek ve evvelce benim ayakta tuttuğum gibi, ahir zamanda dini ayakta tutacak, önceden zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak birini (Mehdi) gönderecektir.


(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s.12)


(* Herc-ü Merc: İnsanlar arasında meydana gelen fitne, fesat, darmadağınık, karmaşık, allak bullak ortam.)

Hadiste tarif edildiği şekilde, bugün dünyanın beş kıtasında büyük kargaşa, savaşlar, katliamlar ve terör olayları devam etmektedir. Her gün yüzlerce insan sebepsiz yere öldürülmekte, yurtlarından çıkarılmaktadır.

Yeni Şafak, 29 Aralık 1999, “Katliamlar Yüzyılı”

Zaman, 2 Eylül 2000, “Dünya barışa hasret”

Vatan, 17 Ocak 2003, “Anarşizm hortladı”

Cumhuriyet, 2 Ocak 2002, “Dünya barış istedi

bis susleme5 AHİR ZAMAN ALAMETLERİNİN AKIŞ ŞEKLİ ADETA BİR SAAT GİBİ İŞLEMEKTEDİR

20.    Müslümanlara Baskının Artması


Rüku ve secdeye giden herkesi cezalandırır. Zulüm, fesad ve fısk çıkarır. Alim ve zahidleri katleder, pek çok şehri de işgal eder. Kan akıtmayı helal kılarak, Al-i Muhammed’e düşman kesilir…

(Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Kahraman Neşriyat, sf. 37)



Benden sonra halifeler olur. Halifelerden sonra emirler, emirlerden sonra zalim melikler gelir. Son olarak da Ehl-i Beytimden birisi çıkar.

(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 84)


Günümüzde ve yakın geçmişte İslam dünyasının çeşitli bölgelerinde yaşanan çatışmalar ve kargaşa ortamı, bazı Müslüman ülkelerdeki diktatör yöneticilerin neden olduğu zulümler, hadislerde haber verilen olayların gerçekleşmeye başladığını gösteren delillerdendir.

21.    İnsanların Birbirinden Kaçışması

“Ey Allah’ın Resulü, Ahlas fitnesi nedir?” “Kaçışmak –yani insanlar arasındaki aşırı düşmanlıklardan dolayı birbirlerine güvenemedikleri için birbirlerinden kaçışmaları- ve insanların mallarının yağma edilmesidir,” buyurdu.


(Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 386, no.714)

Son 20-30 yılda bu artış dikkat çekici bir rakama ulaşmıştır. 2001 yılı itibariyle yaklaşık 23 milyon olan dünyadaki mülteci sayısı, 2002 yılında neredeyse 30 milyona yaklaşmıştır

22.    Güneş’ten Bir Alametin Belirmesi

O, (Hz. Mehdi (as)), Güneş’ten bir alamet belirinceye kadar gelmeyecektir.


(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 47)


Bu yüzyılın en büyük Güneş patlaması 4 Kasım 2003 yılında gerçekleşmiştir.

23.    Bir Ordunun Kaybolması

Hz. Mehdi (as)’ın beş alameti bulunur. Bunlar Süfyani, Yemani, semadan bir sayha (çağrı, nara), Beyda’da bir ordunun batışı ve günahsız insanların öldürülmesidir.


(Nuaym Bin Hammad)


2003 yılında gerçekleşen Irak Savaşı sırasında Irak ordusunun büyük bir kısmı neredeyse birden bire ortadan yok oldu. Birçok gazete ve televizyonda, Cumhuriyet Muhafızları olarak bilinen yaklaşık 60.000 kişilik ordunun ve Fedailer olarak bilinen yaklaşık 15.000 Iraklı askerin kaybolması haber olarak yer aldı.

24.    Iraklıların Parası Kalmayacak


Iraklıların elinde ölçecekleri bir tartı aleti ve alış-veriş yapabilecekleri bir para hemen hemen kalmayacak.


(Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame kısm-ul efal, c.5, s. 45)


Irak Savaşı sonrasında Irak dinarının tedavülden kaldırılmasının söz konusu olmasıdır. Son savaşla birlikte Irak dinarının hızla değer kaybetmesi ve tedavülden kalkması ihtimali, 2003 tarihli gazete haberlerinde geniş yer almıştır.

bis susleme5 AHİR ZAMAN ALAMETLERİNİN AKIŞ ŞEKLİ ADETA BİR SAAT GİBİ İŞLEMEKTEDİR

25.    Bağdat’ın Alevlerle Yok Edilmesi

Ahir zamanda Bağdat alevlerle yok edilir…


(Risalet-ül Huruc-ül Mehdi, Cilt 3, sf. 177)


2003 Irak Savaşı’nda, savaşın ilk gününden itibaren Bağdat, en yoğun bombardımana tutulan şehirlerden biri olmuştur. Ağır bombardıman, geceleri Bağdat’ın tıpkı hadiste haber verildiği gibi alev alev yanmasına neden olmuştur.

26.    Irak’ın Yeniden Yapılanması

..Irak’a saldırmadıkça kıyamet kopmaz. Ve Irak’taki masum insanlar Şam’a doğru sığınma yerleri ararlar. Şam yeniden yapılanır, Irak da yeniden yapılanır.


(Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame kısm-ul efal, c.5, s. 254)

2003′teki Irak Savaşı’nın ardından, Irak’ta pek çok şehir yerle bir olmuştur. Bu savaşın sonrasında yaşanan yağma olaylarının da etkisiyle büyük bir harabeye dönüşen Irak’ın yeniden inşa edilmesi mecburi hale gelmiştir.

27.    Irak Halkı Şam’a, Kuzeye Kaçar


Masum ve temiz Irak halkı Şam’a kaçar.


(Risalet-ül Huruc-ül Mehdi, s. 210)


2003 senesinde Irak Savaşı başlamadan hemen önce onbinlerce Iraklı’nın, Suriye başta olmak üzere çeşitli ülkelere göç etme çabaları bu hadisteki olayla büyük bir benzerlik göstermektedir.

28.    Güneş Tutulması


Güneş alamet olarak doğmadıkça Hz. Mehdi (as) çıkmayacaktır.


(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 33)


Güneş’te oluşacak alamet, 20. yüzyılda yaşanan patlamanın yanısıra, geçtiğimiz yıllarda yaşanan büyük Güneş tutulmasına da işaret ediyor olabilir. 11 Ağustos 1999 tarihinde gerçekleşen Güneş tutulması 20. yüzyılın son tam Güneş tutulmasıdır. Bu yüzyılın en büyük Güneş tutulması ise 22 Temmuz 2009 tarihinde meydana gelmiştir.

29.    Semadan Bir El

… Esma binti Umeys dedi ki: O GÜNÜN (HZ. MEHDİ (AS)’IN ZUHURUNUN) ALAMETİ SEMADAN UZATILMIŞ VE İNSANLARIN KENDİSİNE BAKIP DURDUĞU BİR EL’DİR.

.. İŞTE O ZAMAN (HZ. MEHDİ (AS)’IN ZUHURU ZAMANINDA) SEMADAN KENDİNİ BELLİ EDEN BİR EL GÖRÜNÜR…


(Celalettin Suyutinin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, S.  69)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen bu hadislerde gökte bir “el”in görüneceği ve bu elin Hz. Mehdi (a.s.)’nin geliş alametlerinden olduğu bildirilmektedir. Bu döneme kadar ihtilafların devam edeceği ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin semadan, yani radyo, televizyon ve internet gibi iletişim araçları vesilesiyle, sürekli gündem olacağı hadislerden anlaşılmaktadır.

Amerika Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)’ne bağlı Chandra Röntgen Gözlemevi tarafından çekilen bir uzay fotoğrafında el şeklindeki bir nötron yıldızları kümesi başka bir yıldız kümesini kavrıyomuş gibi görülmektedir. (2009)

Hadislerde belirtilen el ifadesi, NASA tarafından “Allah’ın eli” olarak adlandırılan ve uzayda vuku bulan bir gök olayının vesile olduğu bu görüntüye işari manada bakıyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)

bis susleme5 AHİR ZAMAN ALAMETLERİNİN AKIŞ ŞEKLİ ADETA BİR SAAT GİBİ İŞLEMEKTEDİR

30.    Hz. Mehdi (as)’ın İmam Rabbani Tarafından Bildirilen Yeni Bir Alameti Daha Gerçekleşti: Boynuzu Andıran İki Uçlu Yıldızın Çıkışı

Vaad edilen Hz. Mehdi (as)’ın zuhur mukaddimeleri olan Abbasi Melik Horasan’a vardığı zaman, ŞARK TARAFINDA İKİ DİŞLİ MÜNEVVER BİR BOYNUZ ÇIKAR.


(İmam-ı Rabbani, Mektubat-ı Rabbani, 381. Mektup, s. 1184)



24 Şubat 2009
yılında Lulin kuyruklu yıldızı dünyanın yakınından geçmiştir. Bilim adamlarının bu kuyruklu yıldızın bundan sonra ancak 1000 yıl sonra dünyanın yakınınından geçeceğini söylemektedirler.

31.    Büyük Bir Ekonomik Krizin Olması


(Hz. Mehdi (as)’nin zuhurundan (ortaya çıkışından) önce) PİYASANIN DURGUN OLMASI, KAZANÇLARIN AZALMASI olacaktır.

(Kıyamet Alametleri, s. 148)





Çarşı ve pazarların tekarubu kıyamet alametlerindendir. Dedim ki “Pazarların tekarubu ne demektir?” Şunlardır: “Herkesin az kazançtan yakınması…” (İbni Merduveyh Ebu Hüreyre (ra)dan…)


(Kıyamet Alametleri, Pamuk yayınları, s.146)


Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametlerinden biri de ahir zamanda çok büyük bir ekonomik krizin baş göstermesidir. Hadiste insanların “az kazanç, piyasanın durgun olması, işlerin kesat gitmesi” gibi ekonomik zorluklardan yakınacakları bir buhran dönemine girileceği haber verilmektedir. 2007 yılında başgösteren ve tüm dünyayı etkisi altına alan büyük ekonomik kriz halen bütün şiddetiyle devam etmektedir.

Popularity: unranked [?]

HZ. İSA (A.S.) HZ. MEHDİ (A.S.) BU YÜZYILDA GELECEK

26 Ağustos 2009 Yazan sabahyildizi

HZ. İSA (A.S.) HZ. MEHDİ (A.S.)
BU YÜZYILDA GELECEK


ÖNSÖZ

HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ZUHURUNUN SÖZDE BİR SONRAKİ YÜZYILA KALDIĞI YANİ KENDİSİNİN HİCRİ 1400′DE ÇIKMAYACAĞI İDDİASINDA BULUNANLARA CEVAPLAR

1. Her yüzyılda bir müceddid gelecektir. Hicri 1400′de gelecek olan ise ahir zamanın büyük müceddidi Hz. Mehdi (a.s.)’dir.

Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen hadislerde, büyük ehli sünnet alimi Ebu Davud Hazretleri’nin Sünen-i Ebu Davud isimli eserinde, İmam Rabbani Hazretleri’nin Mektubatı’nda yer alan hadislerde ve Hicri 1300′ün müceddidi olan son bin yılın en büyük alimi ve müceddidi olan Said Nursi Hazretleri’nin risalelerinde her yüzyılda İslam dinini bidatlerden ayıracak bir kişinin geleceği bu kişi vesilesiyle İslam ahlakı ve fazileti ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetinin canlandırılacağı haber verilmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerinde özellikle Hicri 1400′ü Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhur vakti olarak bildirmiş ve bu dönemden itibaren insanların Hz. Mehdi (a.s.) etrafında toplanmaya başlayacaklarını söylemiştir. Üstad Hazretleri ise yaşadığı Hicri 1300′den yüz yıl sonra Hz. Mehdi (a.s.)’nin geleceğini ve dünyaya hakim olan zulüm sistemini dağıtacağını söylemiştir.

Ebu Hüreyre’nin rivayetine göre; Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurmuş: Gerçekten Aziz ve Celil olan Allah HER YÜZ SENENİN BAŞINDA şu ümmetin dinini bidatten (dine sonradan karışmış batıl uygulamalardan) ayıracak, yenileyecek (ilim sahibi) bir zatı gönderir. (Sünen-i Ebu Davud, 5/100)
HER YÜZ SENE BAŞINDA bu ümmetin uleması arasından BİR MÜCEDDİD GELECEK ve şeriatı (Kuran ahlakı ve fazileti ile Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetini) ihya edecektir (canlandıracaktır). (Mektubat-ı Rabbani, 1/520)
Ashab-ı Kütüb-i Sitte’den İmam-ı Hâkim’in Müstedrek’inde ve Ebu Dâvud’un Kitab-ı Sünen’inde, Beyhaki “Şuab-ı İman”da tahric buyurdular (meydana koydular): “HER YÜZ SENEDE BİR, CENAB-I HAK BİR MÜCEDDİD-İ DİN (DİNİ YENİLEYEN) GÖNDERİYOR…” (Barla Lahikası, s. 119)

Üstad Said Nursi Hazretleri, Barla Lahikası’nda Hicri 1200′ün yani 12. asrın müceddidinin Hazreti Mevlana Halid olduğunu bildirmiştir.

“HER YÜZ SENE BAŞINDA dini tecdid edecek (yenileyecek) bir müceddidi (yenileyiciyi) gönderiyor” müjdesinin ihbarına (verdiği bilgilere) muvâzi (uygun) olarak HAZRET-İ MEVLANA HALİD -ekser ehl-i hakikatin tasdikiyle (din alimlerinin büyük bir çoğunluğunun onaylamasıyla ve ittifakla)- 1200 senesinin yani ON İKİNCİ ASRIN MÜCEDDİDİDİR. (Barla Lahikası, s. 120)

Mevlana Halid-i Bağdadi Hicri 1193 (Miladi 1779) yılında doğmuş, Hicri 1242 yılında (Miladi 1827) vefat etmiştir. Bu mübarek insan, İslam alimlerinin büyük çoğunluğunun ittifakıyla, Hicri 12. ve 13. yüzyıllar arasındaki müceddiddir.

Üstad Said Nursi Hicri 1300 lü yılların müceddididir

Mevlana Halid Hazretleri’nin Hicri 1200′ün müceddidi olduğunu belirtmesinin hemen ardından da, tam yüz sene sonra yani Hicri 1300′de ise Bediüzzaman Said Nursi kendisinin ve eserlerinin bir müceddid görevinde hizmet vermiş olduğunu çok açık bir şekilde ifade etmiştir:

Madem TAM YÜZ SENE SONRA aynen dört cihette (yönde) tevafuk ederek (tam uyarak) RİSALE-İ NUR ECZALARI (BÖLÜMLERİ) AYNI VAZİFEYİ GÖRMÜŞ… Kanaat verir ki -nass-ı hadis ile (hadisin şüpheye yer bırakmayan ifadesi ile)- Risale-i Nur tecdid-i din (dini yenileme) hususunda BİR MÜCEDDİD HÜKMÜNDEDİR. (Barla Lahikası, s. 121)

Said Nursi Hazretleri kendisinden bir asır yani yüz sene sonrası olan Hicri 1400′de ise zulümatı dağıtmak üzere bu sefer Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhur edeceğini bildirmiştir:

Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli “lamlar” ve “mimler” ikişer sayılsa BUNDAN BİR ASIR SONRA ZULÜMATI DAĞITACAK ZATLAR İSE, HAZRET-İ MEHDİ (A.S.)’NİN ŞAKİRTLERİ (TALEBELERİ) OLABİLİR. (Şualar, s. 605)
İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE (dünyanın geleceğinde) 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ asırlarında karib (yakın) zannetmişler. (Sözler, s. 318)
Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki, herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza HAKİKİ BEKLENİLEN VE BİR ASIR SONRA GELECEK O ZAT dahi bu zamanda gelse… (Kastamonu Lahikası, s. 57)

Hz. Mehdi (a.s.)’nin Hicri 1400′de zuhur edeceğini bildiren bir hadis Peygamberimiz (s.a.v.)’den şöyle rivayet edilmiştir:

İnsanlar 1400 senesinde Hz. Mehdi (a.s.)’nin yanında toplanacaklardır. (Risaletül Huruc-ül Mehdi, s. 108)

İmam Rabbani Hz. Mehdi (a.s.)’nin, Peygamberimiz (sav)’in vefatından 1000 (bin) sene geçtikten sonra, “bin ile ikinci bin yıl arasında” geleceğini bildirmektedir:

Ancak beklenen odur ki; ARADAN BIN SENE GEÇTIKTEN SONRA bu saklı devlet tecid edile (yenilene). Ona bir üstünlük verilip suyu bulması, arttırıla… Böylece kemalatin (faziletlerin, mükemmelliklerin) aslı zuhur edip onun zilletini örte.. VE YÜCE BAĞLILIĞA DEĞER VEREN MEHDI GELSIN. Allah ondan razı olsun. (Mektubat-i Rabbani, 1/569)
Kuran hükümlerinin kuvvetlendirilmesi, milleti yenilemesi bu İKİNCİ BİNDEDİR. Bu davanın doğruluğuna adil şahid: Hz. İsa’nın (a.s.) HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN BU BİN İÇİNDE VAROLUŞLARIDIR. (Mektubat-ı Rabbani, c.1, s. 611)
Resulullah (S.A.V.)’in ümmeti arasından çıkanlar pek kamildirler. Yani Resulullah (S.A.V.)’in irtihali (vefatı) üzerinden bin sene geçtikten sonra isterse az olsunlar. ARADAN BİN SENE GEÇTİKTEN SONRA, HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN GELİŞİ DE BUNUN İÇİNDİR. Onun mübarek kudümünü (gelişini), Hatem’ür-rüsül Resulullah (S.A.V.) müjdelemiştir. Hz. İsa (as) dahi aradan bin sene geçtikten sonra nüzul edecektir (inecektir). (Mektubat-ı Rabbani, c.1, s. 440)

Peygamber Efendimiz (sav)’in vefatının ardından bin sene geçtikten sonra ikinci bin yılına girilir. İmam Rabbani Hazretleri’nin yukarıdaki izahlarına göre, inşaAllah Hz. İsa ve Hz. Mehdi (a.s.), bu bin ile ikinci bin yıl arasında geleceklerdir. Mehdi (a.s.)’nin ikinci binde geleceği konusunda son derece açık ve kesin ifadeler kullanmıştır.

Hz. Mehdi (a.s.), Hicri 1400′de zuhur edecek olan ahir zamanın Büyük müceddididir. Allah, nasıl her Hicri yüzyıl başında İslam ahlak ve faziletini yenilemek ve hak dini bidatlerden arındırmak için bir müceddid göndermiş ise içinde yaşadığımız Hicri 1400 de de her zaman olduğu gibi mutlaka bir hidayet önderi, bir kutb-u azam, veli bir kişi gönderecektir. Bu kişi müslümanlara yüzyıllardır yaşadıkları sıkıntı, zorluk, acı ve zulümleri unutturacak, tüm insanlığa huzur, barış, mutluluk, adalet, hakkaniyet, sevgi ve kardeşlik getirecek olan Hz. Mehdi (a.s.)’dir. Ancak Hz. Mehdi (a.s.) diğer yüzyıllarda zuhur eden müceddidlerden farklı olarak ahir zamanın Büyük Mehdisi olacak ve deccaliyetin en şiddetli olduğu böyle bir dönemde bütün zulüme dayalı sistemleri, batıl inanç ve felsefeleri fikren yerle bir edecektir.

2. Hz. Mehdi (a.s.) Hicri 1400′de zuhur etmesinin ardından hemen tanınmayacaktır. Tam olarak tanınması yaklaşık 40 yılı bulacaktır.

Hz. Mehdi (a.s.) ilk zuhur vakti olan Hicri 1400 başında göreve başladığında çok uzun bir dönem pek az bir kimse dışında onun Hz. Mehdi (a.s.) olduğu bilinmeyecektir. Peygamberimiz (s.a.v.)’e peygamberlik görevi 40 yaşında verilmiştir ancak bu sırada çevresinde Onu tanıyan, kendisinin peygamber olduğunu bilen çok az sayıda insan olmuştur. Birçok peygamberin durumu da böyledir.

Üstad Said Nursi Hazretleri Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhur ettiğinde herkesçe hemen tanınmayacağını ifade etmiştir. Hz. Mehdi (a.s.)’nin kendisinin dahi ilk başta ahir zamanın Mehdi�si olduğunu bilmeyeceğini söylemiştir. Üstad bu sözünde, ahir zaman şahısları olarak ifade ettiği Hz. Mehdi (a.s.), Hz. İsa (a.s.) ve deccalin sadece derin iman sahibi bazı müminlerin dikkatleriyle tanınabileceğini;

Halbuki demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. ÖYLE İSE O EŞHAS (KİŞİLER), hattâ o müthiş Deccal dahi ÇIKTIĞI ZAMAN ÇOKLARI, HATTÂ KENDİSİ DE BİDAYETEN (BAŞLANGIÇTA) DECCAL OLDUĞUNU BİLMEZ. BELKİ NUR-U ÎMÂNIN DİKKATİYLE, O EŞHAS-I ÂHİR ZAMAN (AHİR ZAMAN ŞAHISLARI) TANINABİLİR. (Sözler, ss. 343-344)

sözüyle açıklamıştır.

Büyük İslam alimi, müceddid Medineli Allame Seyyid Muhammed b. Resul el-Hüseyni el-Berzenci ise “Kıyamet Alametleri” isimli önemli eserinde Hz. Mehdi’nin hakimiyet süresi ile ilgili çok önemli bir hususa dikkat çekmekte ve İbni Hacer’in El-Kavlül Muhtasar isimli eserini kaynak olarak göstererek, “BU RİVAYETLERİN HEPSİ ZUHURU VE GÜCÜ İTİBARİYLE DOĞRUDUR” demektedir. Yani HADİSLERDE BELİRTİLEN FARKLI TARİHLERİN HEPSİ DOĞRUDUR VE BU TARİHLER ALLAH’IN İZNİYLE ÇOK UZUN BİR ÖMÜR SÜRECEĞİ PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)’den rivayet edilen hadislerle bildirilen HZ. MEHDİ’NİN HAYATININ FARKLI DÖNEMLERİNİ İŞARET ETMEKTEDİR.

Hazreti Mehdi (a.s)’de önceki peygamberlerin bazı özellikleri vardır. Bunların arasında HAZRETİ ADEM (A.S) VE HAZRETİ NUH (A.S)’DA OLAN UZUN ÖMÜRLÜLÜK de vardır.” (Bihar-ul Envar, cilt. 51, Ansariyan Yayıncılık, derleyen: Muhammed Bakır el-Meclisi, İran-Kum, 2003, Sf.217)

Aşağıdaki anlatım, bizzat Seyyid El Berzenci Hazretleri’nin Kıyamet Alametleri adlı eserinin 185. ve 186. sayfalarında yer alan kendi orjinal izahıdır ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin görev süresindeki farklı hizmet dönemlerine dikkat çekmektedir:

Muhammed b. Resul el-Hüseyni el-Berzenci şu önemli açıklamalarda bulunmaktadır:

Birincisi, Peygamber (sav) Ümmetini bilhassa Ehli Beytini bir çok şeyle müjdelemiştir. Onların her türlü zulüm ve işkencelerinden kurtarılacaklarını anlatmıştır. Bu da ancak uzun bir müddet yapılacak olan adalete bağlıdır. Yedi ve dokuz sene gibi kısa bir süre ise buna kâfi değildir.

İkincisi, Mehdî tıpkı Zülkarneyn ile Süleyman gibi bütün dünyaya hükmedecek. Diğer ülkelerde Mescitler, binalar kuracak, dokuz sene gibi az bir müddet yapacak olduğu fikri mücadeleye ve diğer işlere yetmez.

Üçüncüsü, onun zamanında ömürler uzayacak. ÖMÜRLERİN UZAMASI, ONUN DA UZUN ÖMÜRLÜ OLMASINI GEREKTİRİR… Aksi halde ömürlerin uzamasının bir anlamı kalmaz.

Dördüncüsü, O, Rumlarla dokuz senelik bir barış andlaşması yapacak; buna göre Konstantiniye’de yedi sene ikâmet edecek. Oraya iki kere gidişi ve dönüşü tabii ki yıllar alacaktır. Süfyanî ile yapacağı fikri mücadele de öyle. Çünkü yukarıda da arz ettiğimiz gibi, Süfyanî kendisine biat ettikten üç sene sonra andlaşmayı bozacak ve bu yüzden onunla fikren mücadele etmek zorunda kalacaktır.

Hindi ve diğer ülkeleri manen feth etmesi de muhakkak ki yıllara malolacaktır. Nitekim bütün bu anlattıklarımız, muhtelif rivayetlerde varid olmuştur.

Bütün bu işler, hükümranlığı süresinin dokuz yıldan fazla olduğunu göstermektedir Öyleyse, YEDİ SENE İLE TAHDİD (EDİLMESİ (SINIRLANDIRILMASI), BÜTÜN ÜLKELERE TAM MÂNASİYLE YEDİ SENE HÂKİM OLMASI İTİBARİYLEDİR, ONDOKUZ YIL İLE TAHDİDİ (SINIRLANDIRILMASI), SÜFYANÎ İLE FİKRİ MÜCADELE YAPMASI, ONU FİKREN MAHLUP EDİP, ÜLKELERE (MANEN VE FİKREN) HÂKİM OLMASI VE BÜTÜN İNSANLARIN EMRİNİN ALTINA GİRMESİ İTİBARİYLEDİR… (yani bu zamanda geçen süre itibariyledir ki, bu da ondokuz seneyi içine alır…)

Yukarda arz etmiştik: O, Rumlarla dokuz sene barış yapacak, onlarla fikri mücadele yapması ve duruma hâkim olması, takriben on sene sürer, Şam’a girmesi, Süfyanî’nin ona biat etmesi, üç sene sonra biat’dan vaz geçmesi, bu yüzden onunla fikri bir mücadele yapması ve dolayısıyla bu aradan bir sürü senelerin geçmesi tahminen yirmi dört yılı bulur… Mekke’ye girmesi, orada Mekke Emrinin düşünce sistemini çökertmesi, dolayısıyla BÜTÜN HİCAZ ÜLKELERİNE MANEN VE FİKREN HÂKİM OLMASI DA AŞAĞI YUKARI KIRK SENEYİ bulur… Sonra bütün ülkelere manen ve fikren hâkim olması, Horosanlı Haşimî’nin zuhur etmesi … de az vakit almaz!.. Kaldı ki dokuz veya aşağı bir zaman hâkim olması, İsa’nın (A.S.) nüzulundan sonra olması da muhtemeldir… (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed b. Resul el-Hüseyni el-Berzenci, Pamuk Yayıncılık, 185, 186)

Görüldüğü gibi büyük İslam Alimi seyyid Muhammed b. Resul el-Hüseyni el-Berzenci Hazretleri Hz. Mehdi (a.s.)’nin görev sürelerini mutelif zamanlar içerisinde anlatmış bu büyük müceddidin Kuran ahlakı ve fazileti ile Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetini dünya üzerinde hakim etmesinin yaklaşık 40 yılı bulacağını bildirmiştir. Bu süre içinde Hz. Mehdi (a.s.), deccaliyet sisteminin kendisine karşı kurduğu tuzaklarla, komplolarla, tecritlerle meşgul olacak, bir gaybet dönemi olacak ayrıca sayıları 313 kişiden müteşekkil olduğu hadislerde açıklanan talebelerinin bir araya gelmeleri ve imanlarının güçlü hale gelmesi için çok samimi bir gayret içinde olacaktır. Yine Hz. Mehdi (a.s.)’nin hapis dönemi olacak, daha sonrasında müslümanların esaretine son verecek, yaşanan acı, zulüm ve baskı ortamını tamamen ortadan kaldırmak ve insanlar arasında Kuran ahlakını hakim kılmak ve İslam Birliği oluşturmak için hakkaniyetli bir çalışma içinde olacaktır. Ancak bu çalışmaların hiçbiri 7 ya da 10 yıl gibi kısa bir zaman dilimi içinde tamamlanmayacak, hepsi ayrı ayrı çok uzun sürecekler alacaktır.

Aynı şekilde Hz. Mehdi (a.s.), tüm dünyada, farklı farklı ülkelerde imar çalışmaları yapacak, binalar ve müslümanların ibadetlerini rahatça yayabilmeleri için mescidler inşa edecektir. Ancak bu çalışması da 9 yıl gibi kısa bir müddet içinde değil çok daha uzun bir zaman dilimi içinde gerçekleşecektir. Diğer yandan Süfyani sistem ile fikri bir mücadelesi olacak ve bu sistemin oluşturduğu münafıklık ile de uzun yıllar süren bir manevi mücadelesi olacaktır. Hatta bu süre takriben 24 yılı bulacaktır. Diğer yandan dünya ülkelerini manen ve fikren feth etmesi yani Kuran ahlakı ve fazileti ile Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetini insanlara kabul ettirmesi de çok uzun bir vakit alacaktır. El Berzenci Hazretleri tüm bu çalışmalarının sonunda Hz. Mehdi (a.s.)’nin İslam ahlakının dünya hakimiyeti için en az 40 yıl gayret göstereceğini söylemektedir. Bu da Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhur zamanı olan Hicri 1400 itibariyle hemen tanınması gibi bir durumun kesinlikle söz konusu olmadığını bu tanınmanın yukarıda belirttiğimiz tüm bu çalışmalar nedeniyle en az 40 yıl; yani 40, 50, 60 yıl gibi uzun bir dönemi kapsayacağını gösteren önemli delillerdir.

3. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’in, hadislerinde Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili çeşitli süreler vermiş olması, Hz. Mehdi (a.s.)’nin hayatının, fikri mücadelesinin ve Kuran ahlakına dayalı manevi hükümranlık süresinin çeşitli dönemlerine işaret etmektedir.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili olarak geçen; “Hz. Mehdi (a.s.) 14 sene yaşayacak”, “Hz. Mehdi (a.s.)’nin hayatı 30 senedir” ve “Hz. Mehdi (a.s.) dünyada 40 yıl kalacaktır …” şeklindeki ifadeler, Hz. Mehdi (as)’nin hayatının, fikri mücadelesinin ve Kuran ahlakına dayalı manevi hükümranlık süresinin çeşitli dönemlerine işaret etmektedir.

Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili çok detaylı bilgiler verilmiş ve bu mübarek ahir zaman şahsının hayatının önemli dönemlerine dikkat çekilmiştir.

Örneğin hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’nin ortaya çıkmadan önce çok büyük zulümlere uğrayacağı, saldırı ve iftiralara maruz kalacağı tarif edilmektedir. Hapis dönemleri, tutuklanmalar, baskılar Hz. Mehdi (a.s.)’nin hayatının çok önemli bir dönemini oluşturacaktır. Hz. Mehdi (a.s.) gibi talebeleri de dönemin inkarcılarından çok şiddetli eziyetler görecek, çok şiddetli denemelerden geçirileceklerdir. Hz. Mehdi ve talebelerinin inkar edenlerle, ahir zamanın münafıklarıyla, bazı Fıkıh alimleriyle ve ahir zaman deccaliyle yapacağı fikri mücadele de bu zaman aralıklarından biridir. Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebelerinin sayısının 313 olduğu da hadislerde bildirilmektedir. Bu sayı düşünülürse bu kadar kişinin Hz. Mehdi (a.s.)’nin çevresinde birleşmelerinin, eğitilmelerinin, imani yönden olgunlaşmalarının da belli bir zaman alacağı ortadadır. Tüm bu olay ve gelişmeler, Hz. Mehdi (a.s.)’nin ortaya çıkmasından ve manevi lider olmasından yani herkesçe tanınmasından önce uzun bir dönem geçeceği ve bu dönemin belli evreleri olacağını göstermektedir.

Hz. Mehdi (a.s.)’nin görev süresindeki bu dönemler Peygamberimiz (s.a.v.)’den şu şekilde rivayet edilmiştir:

Resulullah (S.A.V) şöyle buyurmuştur: “Benim ümmetimin içinde Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak, 5 VEYA 9 YIL (HÜKÜM SÜREREK) yaşayacaktır. Bir adam ona gelecek ve: Ey Mehdi (a.s)! Bana (mal) ver diyecek. O da onun elbisesini yayıp, içine taşıyabileceği kadar mal dolduracaktır.” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)
“… Malı bölecek ve insanlara peygamberlerinin sünnetiyle davranacak İslam’ı aradaki komşu diyarlara bildirecek, 7 YIL KALACAK sonra vefat edecek ve Müslümanlar namazını kılacaklar.” (Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi “Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi”)
Ebu Abdullah Hüseyin b. Ali’den rivayet göre; Hz. Mehdi (a.s.) 19 YIL hüküm sürecektir. (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)
Taberani ve Ebu Nuaym’ın, Ebu Said El-Hudri (RA)dan rivayetlerine göre; Resulullah şöyle buyurmuştur: “Benim Ehl-i Beyt’imden bir adam çıkacaktır. O, benim sünnetimi anlatacaktır. Allah (c.c.) onu hürmetine gökyüzünden yağmur indirecektir. Yeryüzü (Allah (c.c.)ın emri ile) bereketini dışarı çıkaracaktır. O, daha önce zulüm ve haksızlıkla doldurulmuş olan dünyayı hak ve adeletle dolduracaktır. BU SÜNNETİ 7 YIL YAPACAKTIR.” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar)
Hz. Ali’den rivayete göre; Hz. Mehdi (a.s.), bütün bit’adları yok edecek ve bütün sünnetleri de ikame edecektir. Konstantiniyye’yi, Çin’i, Deylem Dağı’nı fethedecektir. HZ. MEHDİ (A.S.) BU HAL ÜZERE 7 YIL KALACAKTIR. Onun her senesi, sizin on seneniz gibidir. (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)
Darakutni ve Taberani’nin, Ebu Hureyre (RA)dan rivayetlerine göre; Resulullah (SAV) şöyle buyurmuştur: “Benim ümmetimin içinde Hz. Mehdi (a.s.) olacaktır. HER NE KADAR 7 VEYA 8, YAHUT DA 9 YILDAN AZ OLSA BİLE, daha önce benzeri olmayan bir şekilde ümmetimden günahsız ve günahkar olan herkes onun devrinde nimetlendirilecektir.” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)
Nuaym’ın, Zühri’den rivayetine göre; Hz. Mehdi (a.s.) 14 SENE yaşayacak, sonra normal bir şekilde ölecektir. (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)
Yine Nuaym’ın Bukye b. Velit’den rivayetine göre; HZ. MEHDI (A.S.)’NIN HAYATI 30 SENEDİR. (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)
“Yine Nuaym’ın, Dinar b. Dinar’dan rivayetine göre; HZ. Mehdi (A.S.) DÜNYADA 40 YIL KALACAKTIR. (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

Hadislerden Hz. Mehdi (a.s.)’nin tüm milletlere fikren ve manen hakim olmasının da uzun bir dönem alacağı anlaşılmaktadır. İslam alimlerinin de belirttikleri üzere, ülkelerin Hz. Mehdi (a.s.) tarafından birbiri ardına manen ve fikren fethedilmesi belli bir zaman içinde olacaktır. Hatta Berzenci Hazretleri Hz. Mehdi (a.s.)’nin İslam ahlakını hakim etmesinin 40 yıl gibi uzun bir süreyi bulacağını söylemiştir. Bu tespit Hz. Mehdi (a.s.)’nin insanlarca tam olarak tanınmasının, zuhurundan sonra en az 40 yıllık bir dönemin ardından olacağını göstermektedir.

� BÜTÜN HİCAZ ÜLKELERİNE MANEN VE FİKREN HÂKİM OLMASI DA AŞAĞI YUKARI KIRK SENEYİ bulur(Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed b. Resul el-Hüseyni el-Berzenci, Pamuk Yayıncılık, sf. 186)

4. Hz. Mehdi (a.s.)’nin Hicri 1400′ün başında zuhur etmesi demek kesinlikle zuhur eder etmez insanlarca tanınacağı anlamını taşımaz.

Şu an Hicri 1430′da olduğumuza göre Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuru üzerinden Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiği Hicri tarihe göre 30 yıl geçmiştir. Yani Berzenci Hazretleri’nin bildirdiği gibi Hz. Mehdi (a.s.)’nin tam olarak tanınması ve dünya çapındaki manevi ve fikri hakimiyeti için en az 10 yıllık bir dönem daha bulunmaktadır.

Bazı kişilerin hiçbir muteber delile ve sahih hadise dayanmadan iddia ettiği gibi; “Hz. Mehdi (a.s.) Hicri 1400 itibariyle hemen tanınacak, Hz. Mehdi (a.s.) olduğu herkesçe hemen bilinecek” gibi bir mantık yürütmek ehl-i sünnet alimlerinin düşüncelerine tamamen ters düşmektedir. Bu iddiada bulunan bir kişi ehl-i sünnet inancına ters düşmüş olur. Çünkü örneğin büyük ehl-i sünnet alimi Medineli Allame Seyyid Muhammed b. Resul el-Hüseyni el-Berzenci Hazretleri; Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhurundan sonraki tanınma vakti için şöyle bir açıklamada bulunmuştur:

(Aşağıda yer alan küpür Medineli Allame Seyyid Muhammed b. Resul el-Hüseyni el-Berzenci Hazretleri’nin (Hicri 1040-1103), tercümesi Naim Erdoğan tarafından yapılmış El-işaatü li Eşratıssaati (Kıyamet Alametleri) adlı eserinin genişletilmiş 10. baskısının 301 nolu orijinal sayfasıdır.)

1 HZ. İSA (A.S.) HZ. MEHDİ (A.S.) BU YÜZYILDA GELECEK
� YAHUT, DÖRT, BEŞ HATTA ON YIL, YÜZÜN İLK YILLARINDAN SAYILIR. BUNA GÖRE; MEHDİ’NİN, YÜZÜNCÜ YILDAN, YEDİ, DOKUZ VEYA OTUZ SENE EVVEL ÇIKMASI, ONUN YÜZÜNCÜ YILIN BAŞINDA ÇIKACAĞINI ÖNLEYEMEZ. BU MÜDDETTEN SONRAYA KALSA, YİNE DURUM AYNI OLUR. (Kıyamet Alametleri, müellif: Medineli Allâme Muhammed b. Resul el-Hüseynî el-Berzencî, Pamuk Yayıncılık, İstanbul 2002 sf. 301)

El Berzenci Hazretleri bu sözüyle Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhur tarihi olan Hicri 1400′den sonraki 4, 5 hatta 10 yılın bile yüzyıl başının ilk yıllarından olduğunu belirtmektedir. Hatta örneğin İmam Rabbani Hazretleri’nin;

HER YÜZ SENE BAŞINDA bu ümmetin uleması arasından BİR MÜCEDDİD GELECEK ve şeriatı (Kuran ahlakı ve fazileti ile Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetini) ihya edecektir (canlandıracaktır). (Mektubat-ı Rabbani, 1/520)

ifadesiyle belirttiği gibi Hz. Mehdi (a.s.)’nin HİCRİ 1400 BAŞINDAN 7, 9 HATTA 30 SENE EVVEL YA DA SONRA TANINACAK OLMASI da Hz. Mehdi (a.s.)’nin Hicri 1400′de zuhur etmesine mani olmayacaktır. Bu durumlar olsa bile Hz. Mehdi (a.s.) yine Hicri 1400 başında çıkmış olacaktır.

“Hz. Mehdi (a.s.) Hicri 1400′de insanlarca hemen tanınmadığına göre zuhur etmedi, Hicri 1400′ün üstünden de 30 yıl geçmesine rağmen hala büyük alametler oluşmadı, demek ki Hz. Mehdi (a.s.) bu yüzyılda çıkmayacak Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışı diğer yüzyıla kalmıştır…” gibi akıl ve mantığa uymayan bu tip ifadelerle Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhurunu örtmeye, gölgelemeye ve gizlemeye çalışanlara Ehl-i Sünnet’in önemli ve muteber alimlerinden olan El Berzenci Hazretleri’nin bu açıklaması; son derece önemli bir cevap niteliğindedir. Hz. Mehdi (a.s.), Hicri 1400′ün öncesinde ya da 7, 9 ya da 30 yıl sonrasında da çıksa yine beklenen Büyük Mehdi (a.s.)’dir. Bu durumların hiçbiri Peygamberimiz (s.a.v.)’in sahih hadisleriyle bildirilmiş olan bu gerçeği Allah’ın izniyle kesinlikle değiştiremez.

5. Peygamberimiz (s.a.v.) dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğunu bildirmiştir (Doğrusunu Allah bilir)

Her yüz senede bir din ahlakını bidatlerden kurtarmak ve yenilemek için Allah tarafından bir kişinin gönderildiği, Sünen-i Ebu Davud, Mektubat-ı Rabbani gibi büyük ve muteber ehli sünnet alimlerinin eserlerinde açık bir şekilde belirtilmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen hadislerde ahir zamanda zuhur edeceği müjdelenen Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış zamanı olarak ise Hicri 1400 yılı verilmiştir.

Bu 100 yıllık sürede İslam ahlakı belli bir süreç içinde tüm dünyaya hakim olacak, din ahlakına karşı mücadele veren Deccaliyet sistemi ise tamamen ortadan kalkacaktır. Ancak aşağı yukarı 100 sene kadar sürecek olan bu yükselme döneminin ardından yani Hicri 1500′lerle birlikte Dünya yeniden bir bozulma sürecine girecektir. Ehl-i Sünnetin büyük hadis ve fıkıh alimlerinden biri olan İmam Ahmed İbni Hanbel gibi birçok alimin birbirlerinden naklettikleri bir hadiste Peygamberimiz (s.a.v.) kendine kadar dünyada geçen zamanın 5600 yıl olduğunu bildirerek insanlık tarihinin başlangıcı hakkında önemli bir bilgi vermiştir:

Ahmed İbni Hanbel İlel’inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed’den O da Vehb’den rivayet etti: DÜNYADAN BEŞ BİN ALTI YÜZ YIL GEÇMİŞTİR. (Ali B. Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir zaman, sf. 89)

(Aşağıda yer alan küpür Ali B. Hüsameddin el-Muttaki Hazretleri’nin, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir zaman adlı eserinin Sayın Dr. Suat Arusan tarafından hazırlanan Türkçe çevirisinin sf. 89′da yer alan ilgili kısmıdır.)

2 HZ. İSA (A.S.) HZ. MEHDİ (A.S.) BU YÜZYILDA GELECEK

Diğer yandan başka birçok hadiste ise dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğuna dair açık izahlar bulunmaktadır:

Enes Malik ‘den tahric etti. O dedi ki, Resulullah (s.a.v.) buyurdu: DÜNYANIN ÖMRÜ, AHİRET GÜNLERİNDE YEDİ GÜNDÜR. Allah-u Teala buyurdu ki: RABBİN KATINDA BİR GÜN SİZİN SAYDIKLARINIZDAN BİN YIL GİBİDİR. Kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse, Allah Teala onun için gündüzlerini oruçla, gecelerini de ibadetle geçirmişcesine ŞU DÜNYANIN YEDİ BİN YILLIK ÖMRÜ MÜDDETİNCE SEVAP YAZAR. (Ali B. Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 88)
Dakkak b. Zeyd-ü Cüheni ‘den rivayet ettiler: Ben gördüğüm bir rüyayı Resulullah (s.a.v.) ‘e anlattım. Bu rüyada Peygamber (s.a.v.) yedi basamaklı bir minberin en üst basamağında idi: O buyurdu ki, YEDİ BASAMAKLI GÖRDÜĞÜN MİNBER ŞU DÜNYANIN ÖMRÜ OLAN YEDİ BİN SENEDİR. (Ali B. Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 89)

(Aşağıda yer alan küpür Ali B. Hüsameddin el-Muttaki Hazretleri’nin, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir zaman adlı eserinin Sayın Dr. Suat Arusan tarafından hazırlanan, Türkçe çevirisinin sf. 88, 89 ve 90. sayfalarıdır.)

3 HZ. İSA (A.S.) HZ. MEHDİ (A.S.) BU YÜZYILDA GELECEK
4 HZ. İSA (A.S.) HZ. MEHDİ (A.S.) BU YÜZYILDA GELECEK
5 HZ. İSA (A.S.) HZ. MEHDİ (A.S.) BU YÜZYILDA GELECEK

Ehl-i sünnet alimlerinden Hüsameddin el- Muttaki’nin eseri Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman kitabınında yer alan bu hadislere göre Peygamberimiz (s.a.v.) dünyanın ömrünün 7000 sene olduğunu bildirmektedir. Yine birçok ehl-i sünnet alimlerinin eserlerinde örneğin Muttaki Hazretlerinin, Kenzu’l-Ummal, h.no: 16459′da, Muhammed Tahir b. Ali el-Hindî �nin eseri Tezkiretu’l-Mevduat, I/223′de, İmam Sahavî, el-Makasidu’l-hasene (Deylemi’den naklen), I/693, h.no: 1243.’de, El Munavî’nin Feyzu’l-Kadir, III/547; h.no: 4278 (Deylemi’den naklen) de, Bayezid Bistamî Hazretleri’nin Miftahu’l-Cifr adlı eserinde dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğu konusuyla ilgili hadislere yer verilmiştir. Bu da ehl-i sünnet alimlerinin ittifakla bu konuyu kabul ettiklerini gösteren çok açık bir delildir.

Hicri 1300′ün ve son bin yılın en büyük müceddidi olan Üstad Said Nursi Hazretleri ise İslam ahlakının hakimiyet süresi için Hicri 1500′leri vermiştir. Üstad bu tarihlere kadar ki dönemin Müslümanların açık ve aşikar galibiyet dönemleri olacağını ifade etmiştir. Bundan sonraki yıllarda ise İslam ahlakının dünya üzerindeki yükseliş döneminin sona ereceği ve kafirler için bir kıyamet kopmasının Hicri 1545 itibariyle söz konusu olacağını söylemiştir. (Doğrusunu Allah bilir.)

“Ümmetimden bir taife Allah’ın emri gelinceye kadar (kıyamete kadar) hak üzerinde olacaktır.”

“Ümmetimden bir taife..” fıkrasının (bölümünün) makam-ı cifrîsi (cifir hesâbına göre olan netice, sayı değeri) 1542 (2117) ederek nihayet-i devamına (varlığının sonuna) îma eder. “Hak üzerinde olacaktır.” (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1506 (2082), bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane (açık ve ortada), belki galibane; sonra tâ 1542 (2117) ye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine (aydınlatma görevine) devam edeceğine remze (işarete) yakın îma eder. “Allah’ın emri gelinceye kadar” (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1545 (2120), kâfirin başında KIYAMET KOPMASINA îma eder. (Kastamonu Lahikası, s. 33)

Peygamberimiz (s.a.v.) başka birçok sahih hadisinde ise dünyanın sadece 1 günlük ömrü kalmış olsa bile Allah’ın o ömrü uzatıp Hz. Mehdi (a.s.)’yi mutlaka zuhur etireceğini bildirmiştir. Bu son derece önemli bir açıklamadır. Çünkü Hz. Mehdi (a.s.)’nin Peygamberimiz (s.a.v.)’in rivayetine rağmen Hicri 1400′de çıkmayacağı gibi hadislere mualif bir açıklamada bulunan söz konusu kişinlerin bu hadisleri de göz ardı ettiği son derece ortadadır. Oysa Peygamberimiz (s.a.v.) bu hadisleriyle, Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhurunun ve onun vesilesiyle İslam ahlakının hakim olmasının insanlık için ne kadar önemli olduğuna çok açık şekilde dikkat çekmiştir.

Abdullah (r.a) dan rivayet edilmiştir: Resulullah (s.a.v) buyurdu ki: Ehl-i beytimden ismi ismime mutabık olan bir kişi başa geçecektir… DÜNYANIN ANCAK BİR GÜNLÜK ÖMRÜ KALMIŞ OLSA, ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN) BAŞA GEÇMESİ İÇİN CENAB-I ALLAH O GÜNÜ BEHEMEHAL UZATIR. Sünen-i Tirmizi 4/92
Hz.Ali ‘den rivayet olduğuna göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: KIYAMETİN KOPMASI İÇİN ZAMANDA SADECE BİR GÜNDEN BAŞKA VAKİT KALMAMIŞ TA OLSA, ALLAH (CC) BENİM EHL-İ BEYTİMDEN BİR ZATI GÖNDERECEK. Sünen-i Ebu Davud, 5/92
İbn-i Mace ve Ebu Naim, Ebu Hüreyre ‘den tahric ettiler, o dedi, Peygamber (s.a.v) buyurdu: EĞER DÜNYADAN BİR GÜN KALSA, ALLAH O GÜNÜ UZATIR VE EHL-İ BEYTİMDEN BİRİSİNİ MELİK KILAR. Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Muntazar, 10 El-Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 27 Ölüm-Kıyamet -Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 437

Bu nedenle; sözde Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhurunun ilk çeyreğinin geçtiği bu nedenle de zuhurunun bir dahaki yüzyıla kaldığı gibi hadislere dayalı olmadan, tamamen mantık dışı ve uydurma bir açıklama yapan bu kişilerin bu hadisleri yeniden tefekkür etmesi ve üzerinde düşünmesi gerekmektedir.

Allah’ın “dünyadan bir gün kalsa bile o günü uzatıp Hz. Mehdi (a.s.)’yi zuhur ettireceğini” bildiren Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözleri, Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuru için gerekirse zamanın uzatılacağı yönündedir. Demek ki böyle bir durumda Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuru -bu şahısların iddia ettiği gibi- yüz sene sonrasına ertelenip bu yüzyılda beklenmekten vazgeçilmeyecek, aksine Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuru yine Hicri 1400 içinde beklenmeye devam edilecektir. Şu çok önemlidir ki Hicri 1499 senesinin son gününe kadar Hicri 1400′lü yılların içinde olunur. Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuru için Allah’ın gerekirse zamanı uzatması de yine Hicri 1500′lere kadar olacak Hz. Mehdi (a.s.) bu dönem içinde İslam ahlakını ve faziletini ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetini dünyaya yayma çalışmalarına çeşitli şekillerde devam edecektir. Ancak söz konusu uzama dünyanın 7000 yıllık ömrünü aşmayacak bir uzama olacak sonrasında ise Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği; İslam ahlakının dünya üzerindeki etkisinin kalkmaya başlaması ani bir gerileme şeklinde değil aklın ihtiyarini kaldırmadan yavaş yavaş meydana gelecektir. Ardından dünyanın 7000 yıllık ömrünün sonu olan kıyametin kopması olayı da Üstad Said Nursi Hazretleri’nin ifade ettiği gibi inşaAllah Hicri 1500′ler itibariyle beklenecektir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Büyük ehl-i Sünnet alimi Berzenci Hazretleri de dünyanın ömrünün Hicri 1600′e ulaşmayacağını yani Hicri 1500′lü yıllar içinde kıyametin kopmasının Allah’ın izniyle beklendiğini ifade etmektedir. (Doğrusunu Allah bilir.)

BU ÜMMETIN ÖMRÜ BİN SENEYİ GEÇECEK, FAKAT BİN BEŞ YÜZ SENEYİ AŞMAYACAKTIR… (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed b. Resul el-Hüseyni el-Berzenci, Pamuk Yayıncılık, İstanbul, 2002, s. 299)

(Aşağıda yer alan küpür Medineli Allame Seyyid Muhammed b. Resul el-Hüseyni el-Berzenci Hazretleri’nin (Hicri 1040-1103), tercümesi Naim Erdoğan tarafından yapılmış; El-işaatü li Eşratıssaati (Kıyamet Alametleri) adlı eserinin genişletilmiş 9. baskısının orjinal kapağı ve 299. sayfalarıdır.)

6 HZ. İSA (A.S.) HZ. MEHDİ (A.S.) BU YÜZYILDA GELECEK
7 HZ. İSA (A.S.) HZ. MEHDİ (A.S.) BU YÜZYILDA GELECEK

Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen hadise dayalı olarak Suyuti Hazretleri ise yaptığı açıklamada şöyle belirtmektedir:

“BENİM ÜMMETİMİN ÖMRÜ 1500 SENEYİ PEK GEÇMEYECEK.” (Suyuti, el-Keşfu an Mücavezeti Hazihil Ümmeti el-Elfu, el-havi lil Fetavi, Suyuti. 2/248, tefsiri Ruhul Beyan. Bursevi. (Arapça) 4/262, Ahmed bin Hanbel, Kitâbu’l-İlel, sh. 89)

Bu durumda eğer yazı boyunca hitap ettiğimiz şahıslar, kendilerinin ehl-i sünnet inancında olduğuna hiçbir kuşku olmadığını, ehl-i sünnet inancına tam ve kesin bağlı olduğunu söylüyor hatta kendilerini yetiştiren hocalarının bu konuda açık beyanı olduğunu söylüyorlarsa o zaman ehl-i sünnetin bu iki muteber ve muhterem aliminin kendi eserlerinde ifade ettikleri görüşlerini de kabul etmek durumundadırlar. Kendileri, bu büyük alimlerin ortak görüşüne tamamen ters düşecek ve hiçbir sahih hadise dayanmayan açıklamalarla müslümanları meşgul etmemelidirler. Ehl-i Sünnet alimleri arasında son derece önemli yerleri olan Suyuti ve Seyyid El� Berzenci Hazretleri’nin ikisinin de derin görüşleri, derin araştırma ve ilimleri ile böyle ortak bir kanıya vardıklarını kabul edip içinde yaşadığımız dönemi Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen sahih hadisler doğrultusunda değerlendirmeleri ve buna göre görüş bildirmeleri gerekmektedir.

Unutulmaması gereken; Müslümanların böyle bir konuda kesinlikle Peygamberimiz (s.a.v.)’in; ehl-i sünnet alimlerince ittifakla sahih olduğunu kabul ettikleri hadislerine itibar edecek olmalarıdır. Kendine göre; hiçbir ayet ya da hadise dayandırmadan, akıl dışı mantıklar yürüterek Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışını bir asır sonraya erteleyen ve İmam Rabbani, Ebu Davud Hazretleri, Suyuti Hazretleri, Seyyid el Berzenci Hazretleri ve Üstad Said Nursi Hazretleri gibi ehl-i sünnet alimlerinin ittifakla kabul ettikleri “her yüz senenin başında müslümanlar arasından dini bidatlerden ayıracak bir zatın çıkışını” müjdeleyen tüm hadisleri açıkça reddeden bir kişinin sözlerine Müslümanlar itibar etmeyeceklerdir.

6. Ardı ardına gerçekleşen ahir zaman alametleri Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışının çok önemli işaretleridir

Hicri 1400′e girilmesiyle birlikte ardı ardına hadisteki anlatımıyla “tesbih taneleri gibi” birbirini izleyerek gerçekleşmiş-gerçekleşmekte olan ve aşağıda sadece bir kısmına yer verdiğimiz ahir zaman alametleri bazı kişilerin sözde Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuru diğer bir yüzyıla kalmıştır iddiasını tamamen geçersiz hale getirmektedir.

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: “� eskimiş ipi kopan bir kolyenin taneleri gibi birbiri ardına gelen alâmetleri beklesinler.” (Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî)
Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların artarda kopması gibi. (Ramuz-El Ehadis, 277/6; Camiü’s-Sagir, 3/167)

Bu ahir zaman ile ilgili hadislerin ardı ardına ve tüm detayları görülecek şekilde, içinde yaşadığımız Hicri 1400 içinde gerçekleşmekte olması ahir zamanda beklenen Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhur ettiğini göstermektedir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Ahir zaman alametleri bir bütündür ve bu alametlerin gerçekleşmesi, hem Peygamberimiz (s.a.v.)’in haber verdiği ahir zaman içinde yaşadığımızı, hem de tüm müslümanlarca büyük bir heyecan ve umutla beklenen Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhurunu müjdelemektedirler. Bu nedenle büyük ve küçük alametler olarak adlandırılmış olan alametlerin hepsi Müslümanlar için son derece önem taşımaktadır. Bu alametlerden herhangi birinin gerçekleştiğini görmek Müslümanların umutlarını pekiştirmekte, heyecanlarını artırmakta ve şevklerini kat kat yükseltmektedir.

30 yıldır arka arkaya gerçekleşen alametlerin hepsi, ahir zaman açısından kesinlikle göz ardı edilemeyecek çok önemli alametlerdir. Ancak, bu alametlerin tamamının bir anda; bir günde ya da bir haftada toplu olarak tahakkuk etmesi mümkün ve mantıklı olmadığına göre, hepsinin vuku bulmaları doğal olarak ayları, yılları, on yılları bulacaktır. Alametlerin arka arkaya ve tek tek gerçekleşmesi için geçecek bu uzun dönem ise Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhurunun hemen akabinde tanınmayacağını, tanınması için önce ahir zamanda olduğumuzu ispatlayan bu alametlerin gerçekleşmesi gerektiğini göstermektedir.

� Örneğin Hicri 1400′de, hadiste Peygamberimiz (s.a.v.)’in tam açıkladığı şekilde Fırat’ın suyu, üzerine kurulan baraj ile kesilmiştir.

Fırat Nehri’nin suyu çekilerek altın hazinesini açıklaması zamanı yaklaşıyor. Her kim, o zaman orada bulunursa o hazineden bir şey almasın.”

(Hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir.) (Riyâzü’s-sâlihîn min hadîsi seyyidi’l-mürselîn, İmam Nevevî’, 3/332)

Bu hadisin tahakkuk ettiğini kabul etmemiz için, ilk kesiliş vakti yeterlidir. Fırat’ın suyunun bir daha kesilmesi artık hadis açısından bir önem taşımaz. Bu durumda diğer bir yüzyılda bu olayın tekrar etmesinin hadisin tahakkuku açısından hiçbir önemi kalmamıştır. Çünkü zaten Hicri 1400′de Fırat’ın suyu ilk defa kesilmiştir.

� Yine Peygamberimiz (s.a.v.), Afganistan’ın işgal edileceğini;

“Talikan’a (Afganistan’a) yazık oldu. Şüphesiz Allah Teala’nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır. Orada Allah’ı hakkıyla bilen insanlar vardır. Onlar ahir zaman Hz. Mehdi (a.s.)’sinin yardımcılarıdır.” (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 59)

hadisiyle bildirmiştir. Rusların Afganistan’ı 1979 yılında yani Hicri 1400′de işgal etmeleriyle bu hadis tahakkuk etmiştir. Başka bir yüzyılda bir defa daha Afganistan işgal edilecek olsa da bizim için 1979 yılında ilk defa yaşanan bu işgal hadisi tam tahakkuk ettiren işgaldir.

“Hz. Mehdi (a.s.) için 2 alamet vardır ki… Bunun birincisi, Ramazan’ın birinci gecesi Ay’ın ikincisi de ortasında Güneş’in tutulmasıdır.” (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 47)
“Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkmasından önce bir Ramazan içinde Güneş iki defa tutulacaktır.” (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 440)
“… Güneş’in oruç ayının ortasında, Ay’ın ise sonunda tutulması…” (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 37)
“Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişi Ramazan ayında ayın iki kere tutulmasına sebep olacaktır.” (Kıyamet Alametleri, s. 200)

Hicri 1400 içinde 1981 ve 1982 yıllarında arka arkaya ve tam Ramazan ayında güneş ve ay tutulmaları gerçekleşmiştir. 81 ve 82 yıllarında arka arkaya gerçekleşen bu gökyüzü olaylarıyla hadis tam olarak tahakkuk etmiştir. Bu olayın iki yıl üstüste olması hadisin belirttiği olayın gerçekleştiğini göstermektedir. Bundan sonra başka bir yüzyılda olabilecek benzer yeni bir olayın artık hadis açısından bir geçerliliği olmaz.

� Yine Dünyamızın yakınından ancak 76 yılda bir geçen Halley kuyruklu yıldızı 1986 yılında yani Hicri 1406′da geçmiş ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadiste;

O gelmeden önce, doğudan ışık veren bir kuyruklu yıldız görünecektir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 53)

� Peygamberimiz (s.a.v.) hadisinde;

… AZERBAYCAN’DAN MUTLAKA BİR ATEŞ ÇIKACAKTIR. Ve hiçbir şey onun karşısında duramayacak. Böyle bir şey olunca evinizde oturun…” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 311)

şeklinde belirtmiş gerçekten de Azerbaycan’a ait Dağlık Karabağ toprakları 1988 tarihinde Ermeniler tarafından işgal edilerek bu hadis de yine Hicri 1400 içinde gerçekleşmiştir. Bu tarihten sonraki bir tarihte Azerbaycan topraklarında olabilecek yeni bir işgalin hadis açısından bir önemi kalmamıştır.

� İmam Rabbani tarafından bildirilen Peygamberimiz (s.a.v.)in bir hadisinde ise boynuzu andıran iki uçlu bir yıldızın varlığından bahsedilmekte ve bu alametin Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olduğu haber verilmektedir.

“Vaad edilen Mehdi (a.s.)’nin zuhur mukaddimeleri olan Abbasi Melik Horasan’a vardığı zaman, ŞARK TARAFINDA İKİ DİŞLİ MÜNEVVER BİR BOYNUZ ÇIKAR.” (İmam-ı Rabbani, Mektubat-ı Rabbani, 381. Mektup, s. 1184)

Bu tariflere tam olarak uyan iki kuyruklu Lulin kuyruklu yıldızı 24 Şubat 2009 yılında dünyaya en yakın noktadan geçmiştir. Bir daha binlerce yıl sonra geçeceği düşünülen bu kuyruklu yıldız hadisteki tariflere tam olarak uymaktadır. Geçiş tarihi ise yine Hicri 1430′u vermektedir.

� 1979 yılında (Hicri 1 Muharrem 1400′de) Hac sırasında Kabe’de büyük bir katliam olmuştur. (1 Muharrem 1400) Olayın meydana geliş tarihi Hicri 1400 yılının ilk günüdür. Bu sırada 30 kişi hayatını kaybetmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) hadiste;

ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)’NIN) ÇIKACAĞI YIL, insanlar hacca, başlarında bir emir bulunmadan gidecekler… Hep birlikte Beyt-i Şerif’i tavaf edecekler, sonra Mina’ya indiklerinde, köpekler gibi birbirine saldıracak, hacılar soyulacak, kanlar Akabe Cemresinin üzerine akacak.” (Kıyamet Alametleri, s. 168-169)

şeklinde ifade ederek “Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkacağı yıl” Kabe’de böyle önemli bir olayın olacağından bahsetmektedir. “Çıkacağı yıl” ifadesi bu açıdan son derece önemlidir. Çünkü hem bu olay hem de Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihi 1979 yılını göstermektedir. 1979 yılında gerçekleşen bu olayın ardından 7 yıl sonra Hac sırasında çok daha kanlı bir olay meydana gelmiştir. Bu sefer de 402 kişi öldürülmüştür. Ancak bu olayın ilkinden farkı son olayın Kabe’nin içinde değil yanında gerçekleşmiş olmasıdır. Bu 2 olay da hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olarak anlatılan “Kabe baskını ve Kabe’de kan akıtılması” olaylarıyla tam olarak aynı şekilde olmuştur. Görüldüğü gibi hadiste verilen detaylarla tam bir uyum içinde bu olay zaten gerçekleşmişken başka bir yüzyılda yeniden böyle bir olayın olacağı beklentisi içinde olmak çok akıl dışı ve mantıksız bir yaklaşımdır.

Ayrıca Hicri 1400 yılı geçmiş olduğuna göre bazı kişilerin Hz. Mehdi (a.s.)’nin başka bir yüzyılda geleceği iddiasını bu hadis üzerinden tevil etmeleri de imkansız bir hale gelmiştir.

� Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametlerinden biri de ahir zamanda çok büyük bir ekonomik krizin baş göstermesidir. Hadiste insanların “az kazanç, piyasanın durgun olması, işlerin kesat gitmesi” gibi ekonomik zorluklardan yakınacakları bir buhran dönemine girileceği haber verilmektedir.

Herkesin az kazançtan yakınması… Paraları için zenginlerin saygı görmesi… (Kıyamet Alametleri, s. 146)
Piyasanın durgun olması, kazançların azalması… (Kıyamet Alametleri, s. 148)
İşlerin kesad gitmesi. Herkes “satamıyorum, alamıyorum, kazanamıyorum!” diye yakınacak. (Kıyamet Alametleri, s. 152)

Şu an tüm dünyada, Amerika, Çin, Almanya gibi büyük ekonomilerin ağır darbe aldığı dünyaca ünlü dev şirketlerinin, bankalarının ve sanayilerinin kriz nedeniyle çöktüğü büyük bir ekonomik kriz yaşanmaktadır. Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick dünyada yaşanan bu ekonomik kriz için;

DÜNYANIN EŞİ BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ BİR EKONOMİK KRİZLE KARŞI KARŞIYA OLDUĞUNA, yoksul insanları daha fazla acı çekebileceğine dair yaygın bir mutabakat var ve bir insani felaketi önlemek için zamanında müdahaleyi sürdürmeliyiz” 1
___________________________________

1 http://www.netgazete.com/News/588843/dunya_bankasi_ekonomik_kriz_bircok_yoksul_ulke_icin_kalkinma
_felaketine_donusebilir_.aspx

şeklinde bir açıklama yaparak günümüzde yaşanan bu ekonomik buhranın gerçek boyutunu net bir şekilde açıklamıştır. Bu ifadeden de açıkça anlaşılacağı gibi ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhur alametlerinden biri olan ekonomik kriz ile bu önemli hadis tam olarak yine Hicri 1400 içinde gerçekleşmiştir.

Bu hadisler gibi daha yüzlerce sahih hadis arka arkaya Hicri 1400 yılı itibariyle tahakkuk etmiştir.

Tüm bu alametlerin birbir ve arka arkaya aynı yüzyıl içinde tahakkuk etmiş olması son derece önemlidir. Çünkü bu hadisler hem ahir zamanda olduğumuzu hem de tüm Müslümanların büyük bir heyecanla bekledikleri Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhur ettiğini ispatlamaktadır. (Doğrusunu Allah bilir.) Bu hayret verici olayların sırayla gerçekleşmesi Müslümanların ahir zamanda olduklarını bilmeleri ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhurunu beklemeleri için yeterlidir. Bir tane bile eksik kalmaksızın, beklenen tüm alametler birbir ve arka arkaya Hicri 1400′lerde gerçekleşmekte iken bu alametlerin başka bir yüzyılda yeniden olmasını beklemenin kesinlikle bir anlamı ve mantığı yoktur.

7. İslam ahlakının ve faziletinin ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetinin tüm dünyaya hakim olacağı Kuran ayetleriyle ve hadislerle bildirilmektedir.

Kuran-ı Kerim’de Allah (c.c.), Kuran ahlakını dünya üzerinde hakim edeceğini, mutlaka salih, samimi kullarına güç, iktidar, kuvvet ve üstünlük vereceğini, yaşadıkları sıkıntı ve zulüm dolu hayatın ardından Müslümanları rahata kavuşturacağını müjdelemektedir:

Allah içinizden iman edenlere ve salih amelde bulunanlara vaadetmiştir: “Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa, onları da yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir…” (Nur Suresi, 55)

Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır). Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti. (İbrahim Suresi, 14-15)

Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman, Ve insanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, Hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir. (Nasr Suresi, 1-3)

Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen hadislerde de Hz. Mehdi (a.s.)’nin Hicri 1400′de zuhur edeceği ve İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağı müjdelenmektedir. Onun zamanında tüm dünyada barış, sükünet, adalet, hakkaniyet, bolluk, refah, mutluluk egemen olacak, müthiş bir güven ortamı oluşacaktır. Hz. Mehdi (a.s.) dönemiyle ilgili Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen hadislerden bazıları şöyledir:

İNSANLAR 1400 SENESİNDE HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN YANINDA TOPLANACAKLARDIR. (Risaletül Huruc-ül Mehdi, Mustafa Reşit Filizi, s. 108)
Mikdad b. Esved şöyle der: Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih’in “Yeryüzünde İslam dininin girmediği toprak, çamurdan yapılmış bir ev ve (çölde) bir çadır kalmaz.” buyurduğunu duydum. (Mecma-ul Beyan, Ebu Ali Fazl b. Hasan b. Fazl Tabersî, Tevbe Suresi’nin 33. ayetinin tefsirinde.)
… Mehdi (a.s.)’nin Kurani hükümranlığı (Kuran ahlakının hakimiyeti) ALEMİN DOĞU VE BATISINI KAPLAYACAKTIR… (El-Mehdiyy-il Mev’ud, c: 1, s: 254- 255.)
… O (Hz. Mehdi (a.s.)) arza sahib olur ve kendisinden önce baskı ve zulümle dolu olan arzı adaletle doldurur. Sizden O’na kim yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa gelsin, O’na katılsın. Zira O Hz. Mehdi (a.s.)’dir. (Ahir zaman Mehdisinin alametleri, Celalettin Suyuti, sf. 14)
… (Hz. Mehdi (a.s.)) Zulüm ve kötülükle dolmuş dünyayı, adalet ve dürüstlükle dolduracaktır. (Ebu Davud. Tirmizi. Büyük Fitne Mesih Deccal, Saim Güngör, Pamuk Yayınları, s. 80, Ebu Davud ve Tırmizi / Büyük Hadis Külliyatı, Rudani 5.Cilt, sf. 365)
Onun (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) adaleti heryeri kaplayacak ve insanlar arasında Hz. Peygamberin sünnet-i seniyyesi ile muamele edecektir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, sf. 20)
� Yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi onu doğruluk ve adaletle doldurur. (Süneni-i Ebu Davut, 5/93)
(Hz. Mehdi (a.s.)’ın) Zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 44)
Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir. (Sahih-i Müslim, 1/136)
Yeryüzü zulüm ve düşmanlıkla dolduktan sonra, mutlaka benim Ehli Beytim’den birisi çıkar. Ve nasıl daha önce zulüm ve düşmanlıkla doluysa, O (Hz. Mehdi (a.s.)) dünyayı adaletle doldurur. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 11)
… Yeryüzü emniyetle dolacak ve hatta birkaç kadın yanlarında hiç erkek olmaksızın rahatlıkla hacca gidebilecektir. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 47)
Ümmetimden Mehdi çıkacaktır. Allahü Teala Hazretleri, insanları zengin kılmak için onu gönderecektir. O zaman ümmetim nimetlenecek, hayvanlar bolluk içinde ve arzın nebatatı çok fazla olacak, Hz. Mehdi (a.s.), insanlara eşit şekilde bol bol mal dağıtacaktır. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)
İnsanlara malı ve eşyayı dağıtırken, saymadan bol bol verecektir. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 21)
… Mal da o kadar çoğalacaktır ki, hiçbir kimse mal kabul etmeyecektir. (Sünen-i Ibn-i Mace, 10/340)

Ancak Allah’ın vaatlerini bildirdiği tüm Kuran ayetlerine ve Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen sahih hadislere rağmen hala İslam ahlakının bu yüzyılda hakim olacağını inkar eden bir kişi varsa o zaman bu kişi inkarına neden olan mantığını aynı şekilde ayetlerle ve sahih hadislerle tüm Müslümanlara ispatlamak zorundadır. Müslümanlara İslam ahlakının tüm dünyada bu yüzyılda Hz. Mehdi (a.s.) vesilesiyle neden hakim olmayacağını, neden bu yüzyılda böyle büyük bir müjdeyi beklemekten vazgeçmeleri gerektiğini, net delillerle, dil eğip bükmeden, çok açık ve anlaşılır bir üslupla, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sahih hadislerden tek tek açıklamak zorundadır.

Ancak eğer bu yüzyılda tüm dünyada İslam ahlakı hakim olacak diyorsa o zaman da mutlaka müslümanların başında Müslüman bir lider olması gerektiğini, bu liderin de doğal olarak Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından Hicri 1400′de zuhuru müjdelenen Hz. Mehdi (a.s.) olması gerektiğini Müslümanlara söylemesi gerekmektedir.

Hiç şüphesiz İslam ahlakı, Allah’ın ayetlerinde müjdelediği ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde açıkça belirttiği şekilde Hz. Mehdi (a.s.)’nin vesilesiyle inşaAllah hakim olacaktır. Bunu bazı kötü niyetli kişiler ne kadar gizlemeye, örtmeye ya da engellemeye çalışırlarsa çalışsınlar bu şeytani çabaları bir işe yaramayacaktır. Allah’ın adetullahına hiç kimse hiçbir şekilde müdahale edemeyecek ve nasıl daha önceki asırlarda dini bidatlerden temizlemek için bir veli, bir mürşit gelip görev yapmışsa bizim yaşadığımız yüzyılda da Allah Hz. Mehdi (a.s.)’ı görevlendirmiştir ve o da Allah’ın izniyle ahir zamanın bu büyük görevini yerine getirecektir.

AĞIZLARIYLA ALLAH’IN NURUNU SÖNDÜRMEK İSTİYORLAR. OYSA KAFİRLER İSTEMESE DE ALLAH, KENDİ NURUNU TAMAMLAMAKTAN BAŞKASINI İSTEMİYOR. (TEVBE SURESİ, 32)

Aşağıda büyük Ehl-i Sünnet alimi Medineli Allame Muhammed b. Resul el-Hüseyni el-Berzenci Hazretleri’nin Hal Tercemesi yer almaktadır:

8 HZ. İSA (A.S.) HZ. MEHDİ (A.S.) BU YÜZYILDA GELECEK
9 HZ. İSA (A.S.) HZ. MEHDİ (A.S.) BU YÜZYILDA GELECEK

Popularity: unranked [?]

Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri'nin, Adnan Oktar Hakkındaki Sohbeti

DEVAMINI BURDAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.