Ocak, 2010 için Arşiv
birzamanlardarwinizm.com
31 Ocak 2010 Yazan Harun Yahya
birzamanlardarwinizm.com
Popularity: unranked [?]
İslam’da Cinler
31 Ocak 2010 Yazan ahirzamangenci
İslam’da Cinler |
|||||||
| |
|
||||||
Popularity: unranked [?]
TÜM CANLILIĞIN YARATICISI YÜCE ALLAH’TIR
31 Ocak 2010 Yazan ahirzamangenciTÜM CANLILIĞIN YARATICISI YÜCE ALLAH’TIR
Darwinizm, dünya tarihinin en mantık dışı, en akıl almaz batıl dinidir. Canlılığın her detayında mükemmel bir düzen ve akıl olmasına rağmen, Darwinizm bunların tümünün sözde bilinçsiz ve tesadüfi süreçlerin ürünü olduğu yorumunu yapar. Protein, laboratuvarlarda bile tek başına üretilemeyecek son derece kompleks yapıda bir moleküldür ve elektron mikroskobunun altında böylesine kompleks bir yaşamın olması gerçek anlamda hayranlık uyandırıcıdır. Fakat Darwinizm bu muazzam yaratılış karşısında dahi “tesadüfen oluştu” yorumunu yapar. Canlılar birbirlerinden oldukça farklı özelliklerde ve niteliklerde yaratılmışlardır ve sahip oldukları organ ve yapıların birbirlerine dönüşmesinin imkansız olduğu açık ve reddedilemez bir şekilde ortaya çıkmıştır. Fakat Darwinizm dünyadaki muazzam canlı çeşitliliğinin tek bir bakteriden türediğini iddia eder. Darwinizm’in iddialarının gerçek olduğuna, canlıların evrimleştiklerine dair tek bir tane bile delil bulunmamaktadır. Fakat buna rağmen, Darwinist dergiler her hafta yeni bir sahte fosil yayınlamaktadır. Yeryüzünde açık bir düzen ve ihtişam vardır. Fakat Darwinizm bütün bunların sözde kaostan, karmaşa ve düzensizlikten kendi kendine, kör tesadüfler neticesinde ortaya çıktığını iddia eder. Bu gerçekler göz önünde bulundurulduğunda, Darwinizm’in dünya çapında kabulüne, akıllı bir insanın herhangi bir mantık ve delil bulabilmesi imkansızdır.
Bunu Allah’ın izniyle gelecekte de yapamayacaktır. Çünkü Allah’ın vaadine göre batıl, mutlaka yok olup gitmeye mahkumdur. Allah, bu düzeni insanların Allah’ın kadrini gereği gibi takdir edebilmesi, hak olanı açıkça görebilmeleri için yaratmıştır. Yoksa kuşkusuz, deccal sistemini ortadan kaldırmak ve Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılmak için Allah’ın “Ol” emri yeterlidir. Deccal, kendi tuzağını büyük ve güçlü sanmıştır. Oysa Allah’ın tuzağı karşısında hüsrana uğramıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah ayetlerinde şöyle bildirir:Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, Biz de onları kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik.O ülkeler halkı, geceleri uyurken, onlara zorlu azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler?Ya da o ülkeler halkı, kuşluk vakti eğlenceye dalmışken, onlara zorlu-azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler?(Veya) Onlar, Allah’ın tuzağından güvende mi idiler? Allah’ın bir tuzak kurmasından, hüsrana uğrayan bir topluluktan başkası (akılsızca) güvende olmaz. (Araf Suresi, 96-99)
Akıl ve vicdan sahibi bir insanın sorumluluğu, aklın, mantığın, vicdanın ve bilimin gösterdiği doğrulara uymak ve her varlığı Allah’ın yarattığı gerçeğini kabul etmektir. Kuşkusuz Yüce Rabbimiz’in insanların övgüsüne, teslimiyetine, takdirine ve ibadetine ihtiyacı yoktur. İhtiyacı olan yalnızca insanın kendisidir. Allah’a karşı büyüklenmek insana dünyada ve ahirette hüsrandan başka bir şey getirmeyecektir. Allah’a teslim olmak ise, dünyada hayırlı ve güzel bir yaşamın, ahirette ise bu dünya ile kıyaslanmayacak sonsuz ve büyük nimetlere kavuşmanın bir vesilesidir. Ama hepsinin üzerinde, insana en büyük mükafat Allah’ın rızası olacaktır.Azap size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip-dönün ve O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. Rabbinizden, size indirilenin en güzeline uyun; siz hiç şuurunda değilken, azap apansız size gelip çatmadan evvel. (Zümer Suresi, 54-55)
29 Ocak 2010
Popularity: unranked [?]
MEHDİYET DÖNEMİ MÜSLÜMANLARIN, MUSEVİLERİN VE HIRİSTİYANLARIN BİRLİKTE HUZUR İÇİNDE YAŞAYACAKLARI BİR DÖNEMDİR
31 Ocak 2010 Yazan ahirzamangenci![]()
MEHDİYET DÖNEMİ MÜSLÜMANLARIN, MUSEVİLERİN VE HIRİSTİYANLARIN BİRLİKTE HUZUR İÇİNDE YAŞAYACAKLARI BİR DÖNEMDİR
ADNAN OKTAR: Benim yaptığım konuşmalar, Mehdiyetin, Mesihiyetin gölgesi altında yapılan konuşmalardır. Ben, Hz. Mehdi (a.s.)’ın öncüsüyüm. Ona ortam hazırlıyorum. İnsanlara Hz. Mehdi (a.s.) döneminin güzelliklerini haber veriyorum. Hz. Mehdi (a.s.) döneminde tek bir damla dahi kan akıtılmayacaktır. Kimsenin burnu dahi kanamayacaktır. Tüm insanlar, birlikte huzur ve barış içinde yaşayacaklardır. Tüm yeryüzü adaletle dolup taşacaktır. İnsanlar arasındaki düşmanlıklar, kavgalar, savaşlar, husumet ve kavgalar son bulacaktır. inşaAllah Peygamberimiz (sav)’den rivayet edilen hadislerde bu önemli gerçek kesin olarak haber verilmiştir:
İnsanlar, bal arılarının beyleri etrafında toplanması gibi, Hz. Mehdi (as)’nin çevresinde toplanırlar. (Hz. Mehdi (a.s.)) Daha önce zulümle dolu olan dünyayı, adaletle doldurur. Adaleti o denli olur ki, uykuda olan bir kimse dahi uyandırılmaz ve BİR DAMLA KAN BİLE AKITILMAZ. Dünya, adeta asrı saadet devrine geri döner. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 29 ve 48)
Hz. Mehdi (as), Peygamber (sav)’in yolunda gidecek, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, KAN DA AKITILMAYACAKTIR. (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, Kıyamet Alametleri, Pamuk Yayınları, Kıyamet Alametleri, s. 163)
(Hz. Mehdi (a.s.)) Zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, NE DE BİR KİMSENİN BURNU KANAYACAKTIR. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 44)
Ona (Hz. Mehdi (as)’ye) biat edenler, (Kabe civarındaki) rükun ve makam arasında biat ederler. Uyuyanı uyandırmaz, ASLA KAN DÖKMEZLER. (El-Heytemî, El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 24)
Bu (Emir) de (Hz. Hz. Mehdi (a.s.)) insanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi YERYÜZÜNÜ ADALETLE DOLDURACAKTIR. (Sünen-i İbn-i Mace, 10/348)
Zulüm ve fıskla dolu olan DÜNYA, O (HZ. MEHDİ (A.S.)) GELDİKTEN SONRA ADALETLE DOLUP TAŞACAKTIR. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 20)
HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN ZAMANINDA ADALET O KADAR BOL OLACAK Kİ, zorla alınan her mal sahibine geri iade edilecektir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)
ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN) ADALETİ HER YERİ KAPLAYACAK ve insanlar arasında Hz. Peygamberin sünnet-i seniyyesi ile muamele edecektir. Hatta birisinden, mala ihtiyacı olan kim varsa çağırmasını söyleyecek, o kişi emrini yerine getirdiğinde, sadece bir kişi gelecektir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 20)
Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah benim Ehl-i Beyt’imden bir zatı (Hz. Mehdi (a.s.)’yi) gönderecek yeryüzü zulümle dolduğu gibi, O YERYÜZÜNÜ ADALETLE DOLDURACAK. (Sünen-i Ebu Davud, 5/92)
Hz. Mehdi (a.s.) bendendir, yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi, ONU DOĞRULUK VE ADALETLE DOLDURUR. (Süneni-i Ebu Davud, 5/93)
Kap su ile dolduğu gibi YERYÜZÜ BARIŞLA DOLACAKTIR. Hiçbir kimse arasında bir DÜŞMANLIK KALMAYACAKTIR. VE BÜTÜN DÜŞMANLIKLAR, BOĞUŞMALAR, HASETLEŞMELER MUHAKKAK KAYBOLUP GİDECEKTİR. (Sahih-i Müslim, 1/136)
… Cenab-ı Hak İslamı nasıl Bizimle başlatmışsa O’nunla (Hz. Mehdi (a.s.) ile) sona erdirecektir. Nasıl, Bizimle onlar aralarındaki ŞİRK VE ADAVETTEN (HUSUMET VE DÜŞMANLIKTAN) KURTULMUŞ VE KALPLERİNE ÜLFET (DOSTLUK) VE MUHABBET (SEVGİ) YERLEŞMİŞSE, (HZ. MEHDİ (A.S.) GELİŞİ İLE) YİNE ÖYLE OLACAKTIR. (Ahir Zaman Mehdisi’nin Alametleri, Celalettin Suyuti, s. 20)
… Onun (Hz. Mehdi (a.s.)) döneminde iyi insanların iyiliği artar, kötülere karşı bile iyilik yapılır.” (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 17)
Peygamber Efendimiz (sav)’den rivayet edilen hadislerin açıkça gösterdiği gibi, Hz. Mehdi (a.s.) döneminde yeryüzünde tam bir barış hakim olacak, sevgi ve şefkat egemen olacaktır. Bütün Müslümanlar, Museviler ve Hıristiyanlar rahatlık, huzur ve barış içinde yaşayacaklardır. Hz. Mesih (a.s.) döneminde de aynı huzur, bereket ve barış ortamı devam edecek, onun döneminde ona inanmayan tek bir kişi bile kalmayacak, bütün dünya iman edip Müslüman olacaktır. Cenab-ı Allah ayetiyle bunu bildirmiştir:
Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona (Hz. İsa’ya) inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahid olacaktır. (Nisa Suresi, 159)
Hz. Mesih (a.s.) döneminde Kitap Ehli’nin tamamı, yani tüm Museviler ve tüm Hıristiyanlar kendi istekleri ile Müslüman olacaklardır. Bütün dünya Müslümanlığa dönecek, İsrail de Müslüman olacaktır. Bu, zorlayarak değil, sevgi ve şefkatle gerçekleşecektir. Her Hıristiyan, her Musevi, kendi isteği ve kendi kanaati ile severek İslam dinini seçecektir. Kitap Ehli’ne yönelik hiçbir zorlama ve baskı olmayacak, gönülden kalpten İslam’a yöneliş olacaktır.
Hz. Mehdi (a.s.), Kitap Ehli’ne İncil’in ve Tevrat’ın aslı ile hükmedecektir
Hz. Mehdi (as) Kuran’ın güzel ahlakını Müslümanlara aktaracak ve Müslümanları güzel ahlaka, Kuran ahlakına davet edecektir. Hıristiyanlara ise İncil’in gerçeğiyle; yani bozulmamış kısmıyla, Musevilere ise Tevrat’ın aslıyla, yani gerçek Tevrat’la hükmedecektir. Dolayısıyla Hz. Mehdi (a.s.), Hıristiyanları ve Musevileri İslam’a dönmeleri için hiçbir şekilde zorlamayacak; onlara Tevrat ve İncil’in Kuran’a uygun kısımlarıyla hükmedecektir. Bu Peygamberimiz (sav)’in bir hadisinde şöyle bildirilmektedir:
“Hz. Mehdi (a.s.)… Yahudiler arasında Tevrat’la, Hıristiyanlar arasında İncil’le hükmedecektir.” (Cabir b. Yezid el-Co’fi, İmam Muhammed Bakır-dan rivayet ediyor.)
Allah’tan bir mucize olarak Hz. Mehdi (a.s.)’ın devrinde İncil’in ve Tevrat’ın orijinalleri de bulunacaktır. Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi (a.s.) döneminde, hak kitapların bozulmamış halllerinin bulunacağını şöyle bildirmektedir:
…Hz. Mehdi (as)’ın Mehdi diye isimlendirilmesinin sebebi şudur ki; gizli bir işe doğru yönlendirilecek, Tevrat ve diğer Semavi kitapları Antakya’da bir mağaradan çıkartacak… (Cabir b. Yezid el-Co’fi, İmam Muhammed Bakır-dan rivayet ediyor.)
Kuşkusuz ki, Hz. Mehdi (as), Mehdi diye adlandırılmıştır. Çünkü O, Şam dağlarından bir dağa doğru hidayet olunur (yönlendirilir) “Tevrat” kitaplarını oradan çıkartır ve onlara dayanarak Yahudilerle münazara (bir konu üzerinde yapılan tartışma) eder ve (sonuçta) bir grup Yahudi O’nun eliyle Müslüman olur. (Harun b. Maruf; Zamra b. Rabia’dan, Abdullah b. Şevzeb’den rivayet ediyor.)
Kuran’a Göre Müslümanların Kitap Ehli’ne Davranış Biçimi Her Zaman Sevgi ve Şefkate Dayalıdır
Kuran’da bütün Müslümanlara öğütlenen davranış şekli, Kitap Ehli’ne sevgi, saygı şefkat ve merhamet ile yaklaşmak, onları koruyup kollamak, onların ihtiyaçlarını en güzel şekilde karşılamak şeklindedir.
Kitap Ehli’nin hükmü Kuran’da açıkça belirtilmiştir, bu hüküm Peygamberimiz (sav)’in fiili sünnetiyle de çok açıktır. Kitap Ehli bizim Lailaheillallah kardeşlerimizdir; Ermeniler, Museviler, Ortodokslar, Protestanlar, tüm Hıristiyan alemi, hepsi kardeşimizdir. Hepimiz aynı Allah’a inanıyoruz. Musevilerle de, Hristiyanlık aleminde de, Müslümanlıkta da aynı Allah inancı vardır. Her birimiz Hz. İbrahim (a.s.)’ın torunlarıyız. Üç dinin mensupları da aynı temel inançlara sahiptirler, o yüzden Kitap Ehli’nin varlığı zaten büyük bir nimettir. İslamiyet yalnızca Müslümanların rahatlığı ve huzuru üzerine kurulu değildir. Kuran, Kitap Ehli’nin de var olduğunu belirtmektedir. Kuran’a göre Kitap Ehli da rahat edecek, huzur içinde yaşayacak ve Müslümanlar tarafından korunacaklardır. Kitap Ehli ile kardeşçe yaşamak, onlarla görüşmek, konuşmak, sohbet etmek bir güzelliktir. Kuran’a göre Kitap Ehli ile evlenilebilir, onların yemeklerinden yenilir, onlarla ticari ilişkiler içinde olunabilir, sosyal bağlantılar kurulabilir. Kitap Ehli’ne şefkat ve sevgi, İslam dininin bir gereğidir, Müslümanlar için bir ibadettir. Allah ayetinde şöyle belirtir:
Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü’minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır. (Maide Suresi, 5)
Kitap Ehli’ne sevgi ve şefkat gösterilmesi ile ilgili Kuran ayetlerini buradan okuyabilirsiniz.
Peygamber Efendimiz (sav)’in Kitap Ehli ile ilgili bazı hadisleri şöyledir:
“Bir zimmiyi (Kitap Ehli’nden sorumluluk altına alınan kişiler) haksız yere öldüren cennetin kokusunu duyamaz. Halbuki onun kokusunu kırk yıllık yoldan duyabilir.” (Buhari, Cizye, 5)
“Her kim zımmiye zulmeder veya taşımaktan aciz olduğu yükü yüklerse, o kimsenin hasmıyım.”
“Kim bir muahime zulmeder veya gücünün üstünde bir iş yükler ya da zorla ondan bir şey alırsa kıyamet günü ben onun hasmıyım.” (Ebu Davud, Harac, 31-33)
“Kim bir zimmiye eziyet ederse ben onun davacısıyım. Ben kime (bu dünyada) davacı olursam, kıyamet gününde de davacı olurum.” (Acluni, Keşfu’l-Hafa’ II, 218)
“Sakının! Kim, böyle insanlara (yani kendileriyle anlaşma yapılmış olanlara) zalim ve sert olursa, onların haklarını kısarsa veya tahammül edebileceğinden fazlasını yüklerse veya hür iradeleri dışında onlardan bir şey alırsa, hüküm günü onlardan ben davacı olacağım.” (Ebu Davut, Cihat; (İslamda Devlet Nizamı, Ebu-l A’la-El Mevdudi, Hilal Yayınları, 1967, s. 71)
Hz. Ömer zamanında fethedilen ülkelerin hiçbirinde, tek bir ibadet yerine bile, hiçbir zaman saygıda kusur edilmemiştir. Ebu Yusuf yazıyor: “Bütün ibadet yerleri olduğu gibi bırakıldı. Ne onlar yerle bir edildi, ne de mağluplar eşya ve mallarından yoksun bırakıldı.” (Ebu Yusuf, Kitab-ül Haraç; İslamda Devlet Nizamı, Ebu-l A’la-El Mevdudi, Hilal Yayınları, 1967, s. 74)
Hz. Ali: “Her kim ki bizim zımmimizdir, onun kanı bizimki kadar kutsaldır, malları bizim mallarımız kadar tecavüzden masundur” dedi. Başka bir kaynakta, Hz. Ali’nin şöyle dediği naklediliyor: “Zımmi durumunu açıkça kabul edenlerin malları ve hayatları bizimki (yani Müslümanlarınki) gibi kutsaldır.” (İslamda Devlet Nizamı, Ebu-l A’la-El Mevdudi, Hilal Yayınları, 1967, s. 76)
Hz. Peygamber (s.a.v.), Hıristiyan olan İbn Harris b. Ka’b ve dindaşlarına yazdırdığı anlaşma metninde: “Şarkta ve Grapta yaşayan tüm Hıristiyanların dinleri, kiliseleri, canları, ırzları ve malları Allah’ın, Peygamber’in ve tüm müminlerin himayesindedir. Nasraniyet dini üzere yaşayanlardan hiç kimse kerhen İslam’a icbar edilmeyecektir. Hıristiyanlardan birisi herhangi bir cinayete veya haksızlığa maruz kalırsa Müslümanlar ona yardım etmek zorundadırlar” maddelerini yazdırdıktan sonra: “Ehl-i Kitap ile ancak en güzel yöntemlerle mücadele edin… (Ankebut, 29/46) ayetini okudu.” (İbn Hişam, Ebu Muhammed Abdulmelik, (v.218/834), es-Siretü’n-Nebeviyye, Daru’t-Turasi’l-Arabiyye, Beyrut, 1396/1971, IV/241-242; Hamidullah, el-Vesaik, s.154-155, No.96-97; Doğu Batı kaynaklarında birlikte yaşama, s.95)
Kuran’da Baskı ve Zorlama Yoktur, Her Türlü Terör ve Şiddet İslam’a Göre Haramdır
Kuran’a göre İslam’da kesin olarak zorlama ve baskı yoktur. Yüce Rabbimiz ayetlerinde bu hükmü kesin olarak belirtmiştir:
Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah’a inanırsa, o, sapasağlam bir kulba yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir. (Bakara Suresi, 256)
Onlara ‘zor ve baskı’ kullanacak değilsin. (Gaşiye Suresi, 22)
Biz onların neler söylediklerini daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; şu halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur’an ile öğüt ver. (Kaf Suresi, 45)
İslam’da şiddetin hiçbir şekilde yeri yoktur. Kuran’a göre savaş, yalnızca can, mal, ırz güvenliği tehlikeye düştüğünde ancak bir savunma amacıyla yapılabilir. Böyle bir durumda dahi Müslümanlar asla ileri gitmemekle, esir almaları durumunda esirlere nazik davranmakla, hatta kendileri açken bile esirlere öncelikli yemek vermekle, bir an önce barışı sağlamakla, mazlumları ve sivilleri korumakla yükümlüdürler. Nitekim Peygamberimiz (sav)’in hayatı incelendiğinde, İslam’ın bu konuda gerekli kıldığı tavır açıkça görülmektedir. Peygamber Efendimiz (sav) ve sahabeler, Mekke’de yaşadıkları 13 yıl boyunca Mekkeli müşriklerin akıl almaz işkencelerine, saldırılarına, iftiralarına maruz kalmışlar, evlerinden zorla çıkarılmışlar, ölümle tehdit edilmişlerdir. Yapılan bunca saldırı ve baskıya rağmen asla şiddete başvurmamışlardır. Mekke’deki baskıların çok artmasının ardından Medine’ye hicret etmişler, Medine döneminde de sadece kendilerini savunmak amacıyla mecburi savaşlara katılmışlardır. Örneğin, Bedir savaşı, Mekkeli müşriklerin ordularını toplayıp Müslümanları şehit etmek amacıyla atakta bulunmaları üzerine çıkmıştır. Hendek savaşı da Müslümanların, kendilerini korumak için şehrin etrafına hendekler kazdıkları, tamamen bir savunma savaşıdır. Kısaca geçmişteki savaşlar, putperestlerin doğrudan azgınca saldırıda bulunmaları sonucunda mecburiyetten kaynaklanan savunma savaşlarıdır. Hiçbiri atak savaşı değildir.
Kuran’ın derinliğini görüp anlayabilen bir insan, Kuran’da asıl olanın hep affetmek olduğunu da rahatlıkla anlayabilir. Kuran’da Allah, savaş durumunda aşırı gitmemeyi, savaş halindeki bir topluluk savaşı durdurduğu takdirde Müslümanların da durması gerektiğini haber verir:
Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez. (Bakara Suresi, 190)
Onlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son verin); şüphesiz Allah, bağışlayandır esirgeyendir. (Bakara Suresi, 192)
Yine Kuran’da savaşta esir alınanların, affedilmesi ve salıverilmesi öğütlenmiştir. Allah, cinayet işlenmesi durumunda bile, suçlunun affedilmesinin daha hayırlı olacağını Kuran’da bildirmiştir. Müslümanın Kuran’a göre yükümlülüğü, hep Allah rızası için en hayırlısını seçmektir. Cinayette dahi Allah, affetmeyi hayırlı gördüğüne göre, Müslümanın asıl yerine getirmesi gereken hüküm budur. İslam, şefkat, merhamet, sevgi, barış ve huzur dinidir.
İlan edilmemiş bir savaşı, şahısların saldırılarla başlatmasına terör denir. İslam dininde ise, devlet terörü de, şahsi terör de kesin olarak kabul edilemez. İslam’a göre savaş hukuku bellidir. İki taraf arasında barış anlaşması varsa, barış şartlarına uyulması İslam’a göre şarttır. İki taraf arasında savaşın başlatılabilmesinin ise Kuran’a ve sünnete göre şartları vardır. Bu şartlara uyulması bir Müslüman için zorunluluktur. Ancak bu şartlar gerçekleştiğinde devlet savaşı ilan edebilir. Savaş ilan edildiğinde ise, bu savaşın yukarıda belirttiğimiz Kuran ahlakına uygun ve meşru şekilde yapılması şarttır.
Savaş şartlarına uymaksızın kan dökülüyorsa; barış yapıldıktan sonra, eğer şahıslar veya devletler şahsi kan dökmeye yönelmişlerse, cinayet eylemleri gerçekleştiriyorlarsa, buna terör denir. İslam dini ise terörü lanetlemektedir.
| KİTAP EHLİ, MÜSLÜMANLARIN KORUMASI ALTINDADIR. Adnan Oktar’ın 24 Ocak 2010 tarihli Gaziantep Olay TV röportajından |
Konuyla ilgili Sayın Adnan Oktar’ın açıklamaları şu şekildedir:
Sunucu: Ayşegül Çayırgan’ın sorduğu soruyu okuyorum ‘Hocam birkaç gün önce kiliseden çıkan 6 tane Kıpti Hristiyan üzerlerine ateş açılmak suretiyle öldürüldüler. Bütün batıdaki gazete ve radyolarda bu olay, Müslüman bir ülkede geçtiği için, olumsuz şekilde işlenmeye başladı. Mısır hükümeti konuyla ilgili bir açıklama yapmıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Adnan Oktar: Şimdi son zamanlarda bir kısım Hıristiyan arkadaşlarımız, kardeşlerimiz Müslümanların tarih içerisinde son zamanlarda da böyle kan dökücü, zalim, olay çıkaran, demokrasiyi, hakkı, hukuku tanımayan insanlar gibi göstermeye pek meraklılar. Geçmişteki savaşlardan örnekler veriyorlar. özellikle Amerikalı protestan kardeşlerimiz böyle konuşuyorlar evanjelikler. Eğer geçmişteki savaşlardan örnekler verecek olursak, mesela Hiroşima’da bir anda onbinlerce insanı katlettiler. Nagasaki’de bir anda onbinlerce insanı katlettiler. Orada Müslüman da vardı, Hıristiyan da vardı, her dinden insan vardı. Peki bu hangi hukukla yapılıyor? Değil mi? Birçok ülkede kan döktüler, Afganistan’da kan döktüler, Irak’ta kan döktüler. Hangi hukukla yapıldı bu? Değil mi? Yani Müslümanlar bunu “İncil’e uyanlar böyledir, Hıristiyanlar böyledir, kan dökücüdür” şeklinde yorumlamadı. Biz dedik ki “Bu mason ruhudur, masonluğun bir gereğidir. Müslüman olmayan, Hıristiyan da olmayan, dinsiz imansız adamlar bunu yapıyor” dedik. Hiçbir şekilde bunu Hıristiyanlığa mal etmedik. Hıristiyanlığı sorumlu tutmadık bu konuda. Dolayısıyla, Hıristiyan arkadaşlarımızın da bir olay olduğunda Müslümanlığı sorumlu tutmaları yanlış olur, bu alışkanlıklarından vaz geçecekler. Kuran’da tamam savaş vardır fakat can, mal, ırz güvenliğine saldırı olduğunda nefsi savunma vardır. Yani adamın evine girmişler silahla tüfekle baskın var, camı çerçeveyi indirmişler, kurşun sıkıyorlar. Adam ne yapabilir böyle bir durumda? Mahkemeye mi versin onları? Yani ne yapması gerekiyor? Kaçsa kaçamaz. Değil mi? Yapılacak şey nedir? Canını kurtarmaktır, nefsi müdafaadır. Nefsi müdafaada yapılacak şeyler vardır. Mesela insanlar önce bir havaya ateş ediyorlar. Tehdit ediyorlar, havaya ateş ediyorlar, olmazsa canının fazla yanmayacağı şekilde veya ölmeyeceği şekilde onu yaralayarak durdurmaya çalışıyorlar. Bu nefsi savunmadır. Bunun başka bir yolu var mı? Ani bir saldırıda başka yolu var mı? Kaçamadığına göre? Peki bunda ayıplanacak, hata olarak görülecek ne var? Müslümanlar o dönemde müthiş baskı görüyorlardı, muazzam zulüm görüyorlardı, hendek içine konup yakılıyorlardı, petrolle. Ee ne yapsın? Ne yapması gerekiyor? Geceyarısı baskın var. Adam kılıçla, mızrakla gelmiş baskına. “Hoşgeldiniz gelin buyrun çay içelim” mi diyecekler? Ne desinler? Tabi ki kendilerini savunuyorlar. Ee savunurken de can kaybı olabilir. Bu anormal birşey değil. Çünkü karşı taraf senin zaten canını almaya gelmiş. Yani tam üsturuplu olarak kendini o anda insanın savunması çok güç olur, toplu saldırıda. “Ben adamı bayıltıyım, etkisiz hale getireyim”. O zamanın şartlarında zaten bayıltıcı bir imkan da yok. Ne yapabilirler? Dolayısıyla bu konuda Müslümanları ayıplamak çok yanlıştır, eleştirmek çok yanlıştır. Onlar kendi kendilerini eleştirsinler. Yapılanlarda en ufak bir hata yoktur Peygamber Efendimiz zamanında. Hiçbiri atak savaşı değildir.
Adnan Oktar: Ve hep affetmeye yöneliktir. Mesela diyor ki Cenab-ı Allah “Aşırı gitmeyin. Dururlarsa siz de durun” diyor Allah (cc) ayette ve “esirleri salın, esirlere güzel davranın” diyor Allah. Ne kadar mükemmel bir izah bu, ne kadar insancıl bir izah. Bir cinayet olduğunda diyor ki Allah, cinayet, bakın, kısas sizin hakkınızdır diyor Allah, yani normalde idamdır cezası cinayetin. Ama affederseniz sizin için daha hayırlıdır diyor. Müslüman affı seçeceğine göre, daha hayırlı olanı seçeceğine göre, o zaman nedir? Burada şefkatin, merhametin, sevginin en yükseğini görmüş olmuyor muyuz? Cinayet gibi böyle muazzam bir zulmu affetmek ne demektir? Allah “affederseniz daha hayırlıdır sizin için” diyor. Dolayısıyla islamiyet, şefkat, merhamet, sevgi dinidir. Ama İncil de böyledir, Tevrat’ta böyledir. Yani muharif halinde bile yine bu güzel yönleri muhafaza etmiştir. Dolayısıyla Müslümanları orada burada provoke edip, öldürüp, asıp kesip, üç beş psikopatın yaptığı bir olayı da Müslümanlara mal etmeye kalkmak! Bundan vaz geçecekler, çok yanlış birşey, bir de bu cinayet işleyenlere bakıyoruz ki, ya İngiltere’de eğitim görmüşler, ya Amerika’da eğitim görmüşler, Darwinist, materyalist eğitimden geçmişler. Böyle tasavvuf terbiyesi almış, aklı başında, veya bir Nur talebesi düşünelim. Hiç dünyanın herhangi bir yerinde bir Nur talebesinin bir cinayete adı karıştığı görülmüş mü?
Oktar Babuna: Görülmemiş inşaAllah.
Adnan Oktar: Değil öyle, bir yaralamaya adı karışmış mı? Milyonlarca Nur talebesi var, asla yapmazlar. Mesela bir Sufinin, bir tarikat mensubunun, farz edelim mesela yurt dışında, Şaziniler var, Nakşibendiler var, yurtdışında, bu insanlarda hiç böyle bir şeye rastlıyor muyuz biz? Veyahut bir fıkıh aliminin, güzel Ehl-i Sünnet terbiyesi almış bir alimin bu tarz birşey yaptığını görmüş müyüz biz? Görmemişiz. Kimlerde görmüşüz? İbn-i Miskeveyhçi, Darwinist, materyalist, evrimi savunan, sosyalizme sempatisi olan, Che hayranı, Ho Shi Minh hayranı, Lenin’in düşüncelerini islam’la bağdaştırmaya çalışan, böyle aşağılık kompleksi içinde olan tipler, dolayısıyla, bunları bir ayrı tutmaları lazım, biz gerçek Müslümanları kastediyoruz. Gerçek Müslüman, her zaman için şefkatli, merhametli, sevgi doludur.
(Sayın Adnan Oktar’ın 10.01.2010 tarihli Kral Karadeniz ve Kanal 9 röportajından)
Popularity: unranked [?]
31 Ocak 2010 Yazan ahirzamangenci

PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)’ İN EHLİ KİTAP İLE İLGİLİ BAZI HADİSLERİ
1. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
“Bir zimmiyi (sorumluluk altına alınan kişi) haksız yere öldüren cennetin kokusunu duyamaz. Halbuki onun kokusunu kırk yıllık yoldan duyabilir.” (Buhari, Cizye, 5)
2. Peygamber Efendimiz (sav),
“Her kim zımmiye zulmeder veya taşımaktan aciz olduğu yükü yüklerse, o kimsenin hasmıyım”
3. “Kim bir muahime zulmeder veya gücünün üstünde bir iş yükler ya da zorla ondan bir şey alırsa kıyamet günü ben onun hasmıyım.”
(Ebu Davud, Harac, 31-33)
4. “Kim bir zimmiye eziyet ederse ben onun davacısıyım. Ben kime (bu dünyada) davacı olursam, kıyamet gününde de davacı olurum.”
(Acluni, Keşfu’l-Hafa’ II, 218)

5. Hz. Peygamber buyuruyor:
“Sakının! Kim, böyle insanlara (yani kendileriyle anlaşma yapılmış olanlara) zalim ve sert olursa, onların haklarını kısarsa veya tahammül edebileceğinden fazlasını yüklerse veya hür iradeleri dışında onlardan bir şey alırsa, hüküm günü onlardan ben davacı olacağım.” (Ebu Davut, Cihat; (İslamda Devlet Nizamı, Ebu-l A’la-El Mevdudi, Hilal Yayınları, 1967, s. 71)
6. Hz. Ömer zamanında fethedilen ülkelerin hiçbirinde, tek bir ibadet yerine bile, hiçbir zaman saygısıda kusur edilmemiştir. Ebu Yusuf yazıyor:
“Bütün ibadet yerleri olduğu gibi bırakıldı. Ne onlar yerle bir edildi, ne de mağluplar eşya ve mallarından yoksun bırakıldı.” (Ebu Yusuf, Kitab-ül Haraç; İslamda Devlet Nizamı, Ebu-l A’la-El Mevdudi, Hilal Yayınları, 1967, s. 74)
7. Hz. Ali:
“Her kim ki bizim zımmimizdir, onun kanı bizimki kadar kutsaldır, malları bizim mallarımız kadar tecavüzden masundur” dedi. Başka bir kaynakta, Hz. Ali’nin şöyle dediği naklediliyor: “Zımmi durumunu açıkça kabul edenlerin malları ve hayatları bizimki (yani Müslümanlarınki) gibi kutsaldır.” (İslamda Devlet Nizamı, Ebu-l A’la-El Mevdudi, Hilal Yayınları, 1967, s. 76)
8. Hz. Peygamber (s.a.v.), Hıristiyan olan İbn Harris b. Ka’b ve dindaşlarına yazdırdığı anlaşma metninde:
“Şarkta ve Grapta yaşayan tüm hıristiyanların dinleri, kiliseleri, canları, ırzları ve malları Allah’ın, Peygamber’in ve tüm müminlerin himayesindedir. Nasraniyet dini üzere yaşayanlardan hiç kimse kerhen İslam’a icbar edilmeyecektir. Hıristiyanlardan birisi herhangi bir cinayete veya haksızlığa maruz kalırsa müslümanlar ona yardım etmek zorundadırlar” maddelerini yazdırdıktan sonra: “Ehl-i Kitap ile ancak en güzel yöntemlerle mücadele edin…(Ankebut, 29/46) ayetini okudu. (İbn Hişam, Ebu Muhammed Abdulmelik, (v.218/834), es-Siretü’n-Nebeviyye, Daru’t-Turasi’l-Arabiyye, Beyrut, 1396/1971, IV/241-242; Hamidullah, el-Vesaik, s.154-155, No.96-97; Doğu Batı kaynaklarında birlikte yaşama, s.95)
Popularity: unranked [?]
DECCALLİ SİSTEM, İSA MESİH (A.S.)’IN VE HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ZUHURU İÇİN ÖZEL OLARAK YARATILMIŞTIR
31 Ocak 2010 Yazan ahirzamangenciDECCALLİ SİSTEM, İSA MESİH (A.S.)’IN VE HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ZUHURU İÇİN ÖZEL OLARAK YARATILMIŞTIR
Yüce Rabbimiz, dünya hayatının sonunun yaklaştığı ahir zaman adı verilen dönemde, tüm zorlukların, savaşların, terör, dejenerasyon ve korkuların hüküm sürdüğü bir zamanda, dünyaya mübarek bir şahsı gönderecek ve onun vesilesiyle her türlü zulmü ve adaletsizliği sona erdirecektir. Bu mübarek şahıs Hz. Mehdi (a.s.)’dır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunun ardından Hz. İsa (a.s.) yeniden yeryüzüne gelecek ve Hz. Mehdi (a.s.) ile birlikte, tüm dünyaya İslam ahlakını hakim kılacaktır.
Hz. İsa (a.s.)’ın ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışından önce dünyanın büyük bir herc-ü merc içinde kalacağı ve dünyaya dinsizliği, ahlaki çöküntüyü, zulmü, haksızlığı ve kan dökmeyi yayacak deccaliyetin ortaya çıkacağı bildirilmiştir. Allah, adetullahı gereği zıt düşünceleri birlikte yaratır. Allah, Hz. Musa’yı yarattığında onun zıttı olan Firavun’u da yaratmıştır. Hz. İbrahim’i yaratan Allah, ona karşı gelecek olan Nemrut’u da yaratmıştır. Allah, ahir zaman dediğimiz ve rivayetlere göre içinde bulunduğumuz bu dönemde ise masonların idaresindeki deccaliyeti ve deccaliyetin önemli oyunlarından biri olan Darwinizm’i yaratmıştır. Ahir zamanda Hz. İsa (a.s.)’ın ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın insanları güzel ahlaka, imana, huzura ve güvenliğe davet etmeleri karşısında; kargaşayı ve çatışmayı savunan, acımasızlığı ve bencilliği telkin eden, insanları yıkıma ve helake sürükleyen deccaliyet, yani masonluk, bu amaçla Darwinizm’i kullanmaktadır.
Büyük İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Emirdağ Lahikası’nda Hz. Mehdi (a.s.)’ın birinci görevinin, Darwinizm’in ve materyalizmin insanlar üzerindeki etkisini tam olarak kaldırıp, bu deccali akımları fikren yerle bir etmek olduğunu ifade etmiştir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi (a.s.)’ın, Darwinizm ve materyalizme karşı kazanacağı kesin başarı ile insanların imanına vesile olacağını şöyle haber vermiştir:
Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi Al-i Resul’ün (Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelen Hz. Mehdi’nin) temsil ettiği kudsi (mukaddes, kutsal) cemaatinin şahsı manevisinin üç vazifesi var. … Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutiyle (etkisiyle) ve maddiyyun ve tabiyyun (materyalizm ve Darwinizm inancını) beşer (insanlık) içinde intisar etmesiyle (yayılmasıyla) her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini (maddeci düşünceyi) tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.”
Dolayısıyla Hz. Mehdi (a.s.)’ın asli görevlerinden bir tanesi, materyalist ve Darwinist felsefeyi fikren tam anlamıyla ortadan kaldırmak ve Allah inancını dünyaya hakim etmektir. Masonların ahir zamanda kitlelere yaydığı bu sapkın din, Allah’ın izniyle Hz. Mehdi (a.s.) tarafından ilmen yok edilecektir.
Aldatmacayla tüm dünyayı kandırmayı başarmış olmaları, Darwinist diktatörlüğün tüm dünya üzerinde sahte bir egemenlik kurmuş olması, Darwinistleri yanıltmaktadır. Darwinistler, bu sahte başarının Allah’ın yarattığı imtihanın bir sırrı olduğunu fark edemediklerinden, bunu gerçek bir başarı zannetmiş ve yıkılmayacaklarını sanmışlardır. Oysa böyle sahte başarılar, gerçek ve doğru olanın ortaya çıkıp üstün gelmesi için gerçekleşir. Sonucunda ise mutlaka, Allah’ın istediği, Allah’ı yücelten düşünce galip olup üstün gelir.
Şu anda Darwinizm’in durumu da böyledir. Sahtekarlıkla elde edilen dünya hakimiyeti büyük bir hezimete doğru gitmektedir. Çünkü bu, Darwinizm’in kaderidir. Darwin, Allah dilediği için Darwinizm’i ortaya atmıştır. Darwinizm, Allah dilediği için dünyaya hakim olmuştur. Ve şimdi bu sapkın inanç, Allah dilediği ve Allah’ın kaderde takdir ettiği vakit geldiği için köklü ve büyük bir yenilgiye uğramaktadır. İnsanlar, Allah’ın belirlediği bir kader dahilinde Darwinizm fitnesine uymuşlardır. Şimdi de, yine Allah’ın belirlediği kader içinde, Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’a uyacaklardır ve tüm dünya, Hz. Mehdi (a.s.)’ın, Darwinizm’i, materyalizmi, kısacası tüm deccali sistemleri ortadan kaldırıp fikren yok etmesiyle bu sapkın fitneden kurtulmanın huzuruna kavuşacaktır.
Tüm deccali sistemler, yok olmaya ve yenilgiye uğramaya mahkum olarak yaratılmıştır. Darwinizm de böyledir ve Allah’ın dilemesiyle büyük bir yenilgi ve yok oluş içindedir. Tarihin en büyük kitle aldatmacası olan Darwinizm, tarihin en büyük yenilgisini yaşamaktadır. Darwinizm tarihi, gelecek nesillerin şaşkınlık içinde andığı bir utanç dönemi olarak hatırlanacaktır.
Yüce Allah, hükmüne baş eğilen, tüm varlıkları kontrolü ve iradesi altında tutandır. Allah’ın belirlediğinin dışında sapkın bir din oluşturup, bu uğurda çaba gösterdiklerini zanneden Darwinistler, aslında isteseler de istemeseler de, Allah’ın hükmüne boyun eğmiş olarak yaşarlar. Allah bir ayetinde şöyle bildirmiştir:
Peki onlar, Allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O’na teslim olmuştur ve O’na döndürülmektedirler. (Al-i İmran Suresi, 83)
Deccalin oyununa gelen Darwinistler de dahil tüm varlıklar, mutlaka bir gün Allah’ın huzurunda toplanacaklardır. Rabbimiz’in Katında hesaba çekilecek ve yaptıklarından, düşündüklerinden, uyguladıklarından dolayı sorgulanacaklardır. Hesap günü kesin bir gerçektir. İşte bu nedenle masonların etkisi altında kalmış olan tüm Darwinistlerin, gerçekleri açıkça gördükleri şu günlerde, inatçı ve gururlu ısrarlardan vazgeçip, vicdanlarına uymaları ve doğru yolu tercih etmeleri kurtuluşa giden en önemli yoldur. Allah’ın hükmü haktır, mutlaka gerçekleşecektir ve kurulmuş hiçbir düzen, Allah dilemedikçe, bunun önüne geçemeyecektir. Darwinizm aldatmacasına bağlı kalmada ısrar eden, bu yalanın peşinden koşmaya ve insanları aldatmaya devam etmekte kararlı olan her insanın bu gerçeği hiçbir zaman unutmaması gerekmektedir.
Artık sen, öğüt verip-hatırlat.
Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın.
Onlara ‘zor ve baskı’ kullanacak değilsin.
Ancak kim yüz çevirir ve inkar ederse,
Allah, onu en büyük azap ile azaplandırır.
Şüphesiz onların dönüşleri Biz’edir.
Sonra onları hesaba çekmek de elbette Biz’e aittir. (Ğaşiye Suresi, 21-26)
Popularity: unranked [?]
PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.) HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ADINI GİZLİ TUTMUŞTUR
31 Ocak 2010 Yazan ahirzamangenciPEYGAMBERİMİZ (S.A.V.) HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ADINI GİZLİ TUTMUŞTUR
|
Cabir, Ebu Cafer’den naklediyor, “Ömer, Hz. Ali (r.a.)’a Mehdi hakkında sorunca şöyle dedi: Ya İbn Ebu Talib (Hz. Ali) bana Mehdi’yi anlat. Adı nedir?” Hz. Ali (r.a) dedi ki: “Benim sevgili ve yakın dostum (Peygamberimiz (s.a.v.)) dedi ki, YÜCE ALLAH ONU ORTAYA ÇIKARANA KADAR ONUN ADINI KİMSEYE SÖYLEMEMEM İÇİN BENDEN SÖZ ALDI. ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) ADI, YÜCE ALLAH’IN ELÇİSİNE EMANET ETTİĞİ BİLGİLERDEN BİRİDİR.
(İkmal al Din) (Gaybet, Allame Muhammed Bakır El-Meclisi, Ansariyan Yayınları, İran, 2007)
|
Allah’ın Arslanı Hz. Ali (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.)’den ahir zamanda zuhur edecek olan ahir zamanın en büyük kutbu ve velisi olan Hz Mehdi (a.s.)’ın adını kendisine söylemesini istemiştir. Ancak Peygamberimiz (s.a.v.), Allah’ın zuhur ettireceği vakit gelene kadar Hz. Mehdi (a.s.)’ın adının gizli kalacağını, bunun Allah’ın kendisine bildirdiği özel bir bilgi olduğunu belirtmiştir. Buradan da, Hz. Mehdi (a.s.)’ın isminin zamanı gelene kadar bir sır olacağı yani insanlar tarafından adının bilinemeyeceği anlaşılmaktadır. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’ın adı Peygamberimiz (s.a.v.)’in adları olan Ahmet, Mustafa ya da Muhammed adlarından biri olmayacak, onun adı ancak zuhur edeceği yıllarda belli olacaktır.19 Ocak 2010
Popularity: unranked [?]
ADNAN OKTAR’IN KOCAELİ TV VE TEMPO TV’DEKİ CANLI RÖPORTAJI (29 Ocak 2010)
31 Ocak 2010 Yazan ahirzamangenci![]()
ADNAN OKTAR’IN KOCAELİ TV VE TEMPO TV’DEKİ CANLI RÖPORTAJI (29 Ocak 2010)
Popularity: unranked [?]
ADNAN OKTAR’IN ÇAY TV VE KAHRAMANMARAŞ AKSU TV’DEKİ CANLI RÖPORTAJI (28 Ocak 2010)
31 Ocak 2010 Yazan ahirzamangenci![]()
ADNAN OKTAR’IN ÇAY TV VE KAHRAMANMARAŞ AKSU TV’DEKİ CANLI RÖPORTAJI (28 Ocak 2010)
Popularity: unranked [?]
ADNAN OKTAR’IN SAMSUN AKS VE TV KAYSERİ’DEKİ CANLI RÖPORTAJI (27 Ocak 2010)
31 Ocak 2010 Yazan ahirzamangenci![]()
ADNAN OKTAR’IN SAMSUN AKS VE TV KAYSERİ’DEKİ CANLI RÖPORTAJI (27 Ocak 2010)
Popularity: unranked [?]
ADNAN OKTAR’IN KOCAELİ TV VE MAVİ KARADENİZ TV’DEKİ CANLI RÖPORTAJI (26 Ocak 2010)
31 Ocak 2010 Yazan ahirzamangenci![]()
ADNAN OKTAR’IN KOCAELİ TV VE MAVİ KARADENİZ TV’DEKİ CANLI RÖPORTAJI (26 Ocak 2010)
Popularity: unranked [?]








